Anasayfa / Yazarlar / Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesine karşı…

25 Şubat

Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesine karşı…

Mehmet Altan’ın mevcut dosyası ile bırakın ceza almayı karakola bile çağrılmayacağı Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı ile ortaya çıktı


Başbakan Binali Yıldırım’ın Almanya ziyareti sırasında, iki ülke ilişkilerini düzeltmek için bir yıldır iddianamesi hazırlanmadan tutuklu bulunan Alman gazeteci Deniz Yücel’in apar topar tahliyesi Türkiye’de yargının ne hâle geldiğini gösteriyor.
 
Aslın da lafın bittiği yerdeyiz.
 
Ben 28 yıllık hukukçuyum, böyle bir dönem görmedim. Adlî kontrol uygulanmadan bırakılan ve ânında Türkiye’den ayrılan Deniz Yücel yayınladığı video mesajında bir yargılamadan ziyade, siyası talimatlardan söz etmenin çok daha gerçekçi olacağını doğruluyor.
 
Cezaevinden siyasi nedenlerle hızlıca tahliye edilirken sulh ceza mahkemesi tarafından, bir iki gün önce alınan “tutuklamanın devamı” kararı tebliğ edilmiş; talimat varsa tutuklu, talimat varsa serbest.
 
Gerçekten de tam “rahmetli yargı” denecek bir durum.
 
Alman Deniz Yücel’in tahliyesini öğrendiğim anların hemen ertesinde üç Türk gazeteciye “ağırlaştırılmış müebbet” verilen davada medya özgürlüğü için çaba sarf eden bir platform adına savunmandım. Gazeteciler için “cebir ve şiddet” kullanarak anayasal düzeni yıkmaktan “ağırlaştırılmış müebbet” cezası çıktı.
 
15 Temmuz gecesi yüzlerce insanın ölümüne, binlerce insanın yaralanmasına yol açan ve bir sanığın nitelemesiyle “alçakça ve ahmakça yapılmış” bu kanlı ve vahşi darbede acımasızca şiddet kullanarak halkımızı yok etmek isteyenler gibi cezalandırılmak istendiler. Hâlbuki mahkeme dosyalarındaki iddialar “yazılar ve konuşmalardan” ibaret.
 
Üç gazeteciye ağırlaştırılmış müebbet cezasını uygun gören davanın en ilginç ve davayı yargı tarihi açısından emsalsiz kılan yanı, bireysel başvuru nedeniyle Mehmet Altan’a ait tüm delilleri inceleyen Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun bırakın suçlamayı, tutuklamanın bile yapılamayacağına karar vermiş olmasaydı. Sanığın kişi özgürlüğü, güvenlik, ifade ve basın özgürlükleri ihlal edilerek tutuklanıp, 18 aydır hapiste bulunduğu karara bağlanmıştı.
 
26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin iki üyesi, Anayasa’nın 153. maddesini çiğneyerek hak ihlalini uygulamadı.
 
Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesinin “yasama, yürütme ve yargı” için emredici olduğunu beyan eden maddesini yok saymaktan çekinmeyen mahkeme “hak ihlallerine” yol açan ve “delil” diye sunulan kimi savcılıkça tahrif edilerek üretilmiş “iddialarla” ağırlaştırılmış müebbet verilebildi.
 
Bir ülke düşünün ki; ülkenin en yüksek mahkemesi ve bir ağır ceza mahkemesi, bir dosyadaki “suça konu edilen aynı eylemlere” bakarak bu kadar zıt karar verebiliyor, aslında Deniz Yücel örneği, bunun nasıl olduğunu anlatıyor ama ben gene de bu tutumu sormak istiyorum.
 
Dosyadaki, “delil” diye sunulan tüm iddiaları, yani dosyanın en son hâlini Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu incelediğinde, “tutuklama” bile yapılamayacağına karar verirken, 26. Ağır Ceza Mahkemesi bu “delillerden” hem cebir, hem şiddet, hem anayasayı ihlal suçlaması çıkarıyor.
 
Bununla da kalmıyor, sanıkları “ömür boyu hapse” mahkûm ediyor.
 
Zavallı hukuksuz ülkem…
 
Bu insan ve bir hukukçu olarak beni de çok ürküten bu durumun kimilerince gölgelenmek isteyen yanı, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu ile 26. Ağır Ceza Mahkemesinin “aynı delillere” bakarak karar vermiş oldukları gerçeği.
 
Dosyayı derinlemesine incelemek isteyen herhangi bir kişinin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 2016 / 23672 sayılı ve 11 Ocak 2018 tarihli Mehmet Altan başvuru kararının sadece 32,33 ve 34 sayfalarını okumaları yeterli gelecektir.
 
127. paragraftan başlayıp 148. paragrafta sona eren bu üç sayfa Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun dosyadaki “müşahhas deliller” diye sunulan iddiaların hiçbirinin suç olarak kabul edilemeyeceğini karar altına aldığını ortaya koyuyor.
 
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu kararı 133. paragraf aşağıdaki tespiti yapıyor.
 
Başvurucunun tutuklanmasına gerekçe olan gösterilen söz ve konuşmalarının Star gazetesinde 2010 yılında yayınlanan “Balyoz’un anlamı” başlıklı köşe yazısı, darbe teşebbüsünden bir gün önce Can Erzincan tv’de yayınlanan programdaki konuşması ve kendi internet sitesinde 20/07/2016 tarihinde yayımlanan “Türbülans” başlıklı yazısından ibaret olduğu anlaşılmaktadır
 
İki yazı, bir konuşma. 26. Ağır Ceza Mahkemesi kantarında “ömür boyu müebbet” çekiyor. Aslında şunu söylemek istiyorum:
 
Birisine “siyaseten” kızmak başka bir şey; hukuken cezalandırılmasını istemek ise çok başka bir şey.
   
Mehmet Altan’ın mevcut dosyası ile bırakın ceza almayı karakola bile çağrılmayacağı, tüm delilleri inceleyerek karar veren Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun hak ihlal kararı ile ortaya çıktı, hukuken somutlaştı. Bunun hiç de normal olmadığı ortadadır.
 
Konunun hukukla ilgisi olmadığı da gene ortadadır. Hukuk sisteminin en tepesindeki yüce mahkemenin, birinci derece bir mahkemenin iki üyesi tarafından kolayca “yok sayılamayacağı” da ortadadır.
 
Anayasa Mahkemesi kararı karşısında açık bir huzursuzlukla harekete geçen siyasiler de ortada ve bu topa haklı olarak girmek istemeyenler de ortada.
 
Anayasa Mahkemesi’ni mefluç hâle getirmek isteyen bir grup ve Anayasa Mahkemesi’nin müdahaleleriyle temel hak ve özgürlüklerinin paspasa çevrilmesini engellemek isteyen hukuksal davranış arasındaki bu garip, şaşırtıcı ve tehlikeli çelişkiyi nasıl yorumlamak gerekir?
 
Sağlıklı, hukuka ve demokrasiye kendi anayasasına saygılı bir ülkede, bir ağır ceza mahkemesi Anayasa Mahkemesini yok sayabilir mi?
 
Mahkemelerin tüm ağır baskılara çaresizce boyun eğmek durumunda olduğunu Deniz Yücel örneği ortaya koydu. 
 
Acaba ağır ceza mahkemesi de suçsuz insanları kurtarmak için mi bu kadar büyük hukuksuzluk yaptı? Bir üst mahkemeden mi dönsün istedi?
 
Böyle bir zıtlığı anlayamadığım için olsa gerek bir başka anlam ve işaretler arantısı içinde buluyorum kendimi sanırım.
 
Bu garip düşüncelerle mi adalet aranıyor?
 
Öyle bir hukuksuzluk yapalım ki, verdiğimiz karar bir sonraki denetim mekanizmasında ortaya çıksın. Böyle bir amaç da söz konusu mu acaba bilmek olası değil…
 
Aynı  “delil”lerden Yüce Mahkeme temel hak ve özgürlüklerin canına okunduğu sonucu çıkarırken, birinci derece bir mahkeme ise aynı noktaya bakarak “şiddet ve cebir ile anayasal düzeni yıkmayı” görebilir mi? Görmekle kalmayıp suçsuz olduğu Anayasa Mahkemesi kararı ile saptanan insanların ömür boyu cezaevinde kalmalarını isteyebilir mi?
 
Ne oluyoruz?
 
Neler oluyor?
 
Nereye gidiyoruz?
     
 
 
  
  
 
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design