Anasayfa / Yazarlar / Bir ay sonra “tamamdır”

25 Mayıs

Bir ay sonra “tamamdır”

Kadınlara önem veren CHP, “erkek egemen” siyaset nedeniyle milletvekili listelerinde olması gereken bir biçimde kadınlara yer veremiyordu


Listeler belli oldu.
 
Ama…
 
Ortadoğu yeniden zulmün ve vahşetin acımasız kanlı kılıcıyla, günahsız insanları katlettiği bir coğrafya olmaya maalesef devam ediyor, hem de mübarek Ramazan ayında bile.
 
21’inci yüzyıl kendi bilinmezliği içinde, sarsıla sarsıla zorluklarla kendi mecrasını arıyor.
 
Bizler ise Türkiye’nin yeniden sağlıklı bir demokrasi hattına oturmasına, özgürlüklerin ve refahın buralarda egemen olmasına çabalıyoruz. 24 Haziran bunun yolunu açacak.
 
Epeydir sokak sokak, meydan meydan, çarşı pazar kentin nabzını tutuyorum. Toplumun ne kadar bunaldığını görüyorum, hem de dipten gelen dalgayı hissediyorum. Bu iş 24 Haziran’da tamamdır.
 
Aslında satır aralarını dikkatli okuyan bile, mevcut yönetimin ülkenin temel sorunlarını çözmek yerine, başrolde bayındırlık işlerinin rol aldığı bir görüntü yönetmeliği yaptığını kaçınılmaz bir biçimde görüyor.
 
Ne ekonomi ekonomi, ne hukuk hukuk, ne de toplumsal kültürel yapının en zengin bölümünden biri olan din bilgisi ve yorumu doğru.
 
Örneğin, hep “yüzde 98’i Müslüman bir ülkeyiz” şablonu ile ömür tükettik. Ayrıca siyasal iktidar din üzerinden yürüyerek iktidarda kalmayı yöntem olarak benimsemiş.
 
Peki, sağlıklı bir din anlayışı, adalet, vicdan, haksızlığa başkaldırı var mı; ne gezer. Varsa yoksa rant…
 
Size Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir araştırma sonucunu vereyim, okuduğum paragraf şöyle:
 
“Gerek araştırmalar ve gerekse gözlemlere dayalı olarak yapılan tespitler gösteriyor ki Türk toplumunda hemen hemen her evde, Kuran bulunmasına rağmen Kuran’ı anlayarak okuyanların oranı oldukça düşük bir düzeydedir.
 
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından geçmiş yıllarda yaptırılan bir araştırmada, Kuran mealini ‘baştan sona bir kez okudum’ diyenlerin oranı sadece yüzde ikidir.”
 
Özetle, dinimizi yeterince bilmiyoruz ve din istismarı üzerinden siyasal çıkar peşinde koşanlar da bu yetersizliği gidermek yerine, vahşice sömürüyorlar.
 
Son zamanlardaki garip, şaşırtıcı, itici konuların ortaya sürülmesinden rahatsız olmak yerine bunların kimi çevrelerde yankı bulmasının nedeni de yukardaki araştırma sonucundan rahatça anlaşılıyor.
 
Ama her şey biraz eksik, biraz yetersiz, biraz ağır aksak… Biraz dediğime bakmayın, bazı şeyler “birazdan” çok daha ötede, bunaltıcı ölçüde yok; örneğin hukuksal işleyiş.
 
Gene bir gazete haberinden, mesleği benim gibi hukukçu olamayanların bile kanını donduracak bir itiraf. Bakın beraberce bunu da okuyalım:
 
“İlk derece kadromuzun yüzde ellisi yaklaşık üç yıllık kıdeme sahip, kıdemsiz bir kadro var elimizde ama başka çaremiz yok.”
 
Peki ya sanıklar, daha önce de yazıp sormuştum; “onlar kobay mı?”
 
AYM ve AİHM’in “gözaltına bile alınamaz” dediği dosyanın tıpkısının aynısına, iki yazı ve bir yoruma, “ağırlaştırılmış müebbet” verildiği bir ülke skandalı bundan mı, yoksa daha ötede iliğine kemiğine kadar, bu kıdemsizlikten iyice siyasallaşmış bir partizanlık mı söz konusu?
 
Ekonomi, dış politika, yukarıdaki iç acıtıcı durumundan farklı mı?
 
Ekonomide sadece yapılması gereken “ekonomi biliminin kurallarına uymak” değil mi?
 
İktisat fakültelerinde öğretilenin aksini yapacağım diye tutturursanız, üstelik bunu bir de İngiltere’de tekrarlarsanız, herkes Türkiye’ye sırtını çevirip, ters istikamete doğru kaçmaz mı?
 
Benim anladığım budur.
 
Nitekim onlar ilginç iktisat teorilerini duyar duymaz ters istikamete doğru alabildiğine bir süratle kaçınca, dolar ve euro’yu da tutana aşk olsun…
 
Ve dış politika…
 
Dış politika da iktisat anlayışından farklı değil.
 
21’inci yüzyılın okunması güç dinamiklerini çözmek yerine, “Müslüman Kardeşler kayığına” binerek yapılan dış siyaset Türkiye’yi perişan etti.
 
Ama hâlâ içeride siyasal rejim, dışarıda da siyasal kamp değiştirme çabası, siyasal tükenişe rağmen masada hayalet gibi dolanıyor.
 
Nafile çaba…
 
Çabalama kaptan, ben gidemem.
 
Siyasal çabalarım ve gözlemlerim sokağın bunu artık taşıyamayacağını açıkça gösteriyor.
 
Ama bu kez zafer kadınların ve demokrasinin olacak.
 
Milletvekili listeleri ile başladım, onunla da bitireyim.
 
Kadınlara önem veren CHP, belki de “erkek egemen” siyaset nedeniyle milletvekili listelerinde olması gereken bir biçimde kadınlara yer veremiyordu.
 
Nitekim Antalya da bile 1935 yılından beri hiç bir CHP’li kadın milletvekili olamadı.
 
2015 yılında ben ön seçimden 5’inci sırada çıktım ama kontenjan uygulaması nedeniyle Meclis’e gidemedim.
 
Şimdi ne oldu derseniz?
 
Bu mağduriyet bir parça giderildi. Demek ki kadınların hakkını vermek için önce demokrasiyi kurtarmak gerekiyor. Çünkü kadınsız demokrasi olmaz.
 
Şimdi sıra kadınları ve demokrasiyi sandıktan çıkarmaya kaldı.
 
O da yakın, kazanacağız…
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design