Anasayfa / Yazarlar / En büyük muhalefet "ekonomi" mi?

30 Mayıs

En büyük muhalefet "ekonomi" mi?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne ikinci tur olasılığı yok diyebiliriz ne de kesinlikle var diyebiliriz...


 
Türkiye'de seçmen ne düşünüyor, yönelimleri ne? Ve bu yönelimler, seçim sonuçlarına nasıl yansıyabilir?

Bir önceki yazımda, Türkiye'de "merkez siyasette" ciddi bir çöküş yaşanıp, yeni siyasî aktörlerin (ve aktrislerin) "yeni merkez" olarak yükselip yükselemeyeceğini sorgulamıştım. Bu yazıda ise, nasıl bir "psikoloji" ile seçimlere gidildiğini ve seçmenlerin yönelimlerinin nasıl şekillendiğini inceliyorum.

Öncelikle, Türkiye'de hem bir ekonomik kriz beklentisi var, hem de bir "yönetim krizi" olduğuna dair yaygın bir kanaat. Bu iki olguyu birbirine ekleyince, seçmenlerin tercihlerinde, "memnuniyetsizliklerin hesabını iktidar partisinden sordukları" değişiklikler yaşanacağı öngörülebilir.
Peki; 24 Haziran seçimlerine doğru gittiğimiz süreçte, partilerin oy oranlarında "memnuniyetsizliğin yaygınlığı ile doğru orantılı olarak" değişiklikler var mı yok mu; gelin beraber inceleyelim. 

Önce şuna dikkat çekelim: herkes, her şeyin farkında.

Dolar'ın artışından medyanın özgürlüğüne; herkes, her konuda "takip hâlinde" ve net biçimde "eleştirel" görüşleri var. Tahmin edileceğinin aksine de, bu görüşler oldukça "negatif" ve toplum geneline vurulduğunda da, ağırlıklı bir çoğunluğu temsil ediyor. Bu yazıda, sadece ekonomiye yönelik seçmen algılarını ele alacağım. Bunun iki sebebi var: birincisi, toplumumuzun başlıca sorununu ekonomi-işsizlik olarak nitelemesi, ikincisi de, hak  ve özgürlükler alanında çok sürpriz kamuoyu algılarının söz konusu olması.

Metropoll Araştırma'nın Nisan ve Mayıs ayları "Türkiye'nin Nabzı" raporlarına baktığımızda,  "memnuniyetsizliğin" ekonomiye yönelik şu yansımalarını görüyoruz.

--Nisan ayında, kamuoyunun yüzde 55,1'i Türkiye'nin gidişatının "kötüye doğru" olduğu düşüncesindeydi. AKP'nin de, yaklaşık yüzde 24 oranında seçmeni ve AKP ile "Cumhur İttifakı"ndaki MHP seçmenlerinin yaklaşık yüzde 60'ı da "kötüye doğru gidiş" kanaatini paylaşmaktaydı. Bu arada, bu yazıda "AKP ve MHP seçmenleri" olarak bahsettiğimiz kesimlerin, 1 Kasım 2015'te bu iki partiye oy verenler olduğuna dikkat çekelim.

--"Ekonomide gidişatın kötü olduğunu düşünenlerin" oranları, Aralık 2017-Ocak 2018 arası yaklaşık yüzde 44  ve Nisan ayına değin de sürekli yükseliş trendinde.

--Geriye gidersek, 7 Haziran 2015 seçimleri döneminde de, Türkiye'nin gidişatından memnun olmayanların oranı, Nisan 2018'de olduğu gibi yaklaşık yüzde 55 idi.

--Gene Nisan 2018'de, "refah seviyesinin bir sene öncesine göre kötüleştiğini" düşünenler, yaklaşık yüzde 51 oranında. AKP seçmenlerinin yüzde 30'u dışında da durumunun iyileştiğini düşünen herhangi bir parti seçmeni yok. Dahası, AKP seçmenlerinin yüzde 27'si de, durumunun bir önceki seneye göre kötüleştiği algısına sahip.

--Nisan 2018'de ekonominin "kötü yönetildiğini" düşünenlerin oranı, yüzde 60,2. Bu kanaatte olanların yaklaşık yüzde 25'i AKP ve yüzde 70'i de MHP seçmeni.

7 Haziran 2015 seçimlerinde, ekonominin kötü yönetildiğini düşünenlerin oranı da benzer biçimde, yüzde 58 oranındaymış. Son dört yılı baz aldığımızda, 7 Haziran 2015 civarı ve bugün, ekonomiye yönelik "memnuniyetsizliğin" en yüksek olduğu dönemler.

--Nisan 2018'de ekonomi yönetimine açıkça "başarısız" nitelemesi yapanlar peki? Onların da oranı, yüzde 54,4: AKP seçmenlerinden de, yaklaşık yüzde 25 ve MHP'ye oy verenlerden yaklaşık yüzde 60, ekonomi yönetiminde "başarısızlığı" açıkça telaffuz edenlerin oranları.

--Ekonomiye yönelik olarak, "olumsuzluğun kalıcı" olduğunu düşünenler de, düzelme bekleyenlere oranla gene daha yüksek seviyede. Kamuoyunun yaklaşık yüzde 46,6'sı, gelecek bir sene boyunca ekonomik durumunda bir düzelme beklemiyor.  "Düzelme bekleyenler" yüzde 34,4 ile "azınlıkta kalan" bir kesim. Ve "düzelme bekleyenlerin" hemen hepsi AKP (yüzde 63,8) ve MHP (yüzde 26,1) seçmenleri.

--Ekonomide gelecek bir sene boyunca kötüleşme bekleyenlerin oranının, 7 Haziran 2015 seçimlerinde yaklaşık yüzde 40 olduğuna dikkat çekelim. Şubat 2018-Nisan 2018 arasında da bu oranda, yüzde 10 civarı yükselme yaşandığını; yılbaşında ekonominin gidişatı ile ilgili "negatif" beklenti içinde olanların yaklaşık yüzde 38 civarında olduğunu da belirtelim.

--Diğer partilerin seçmenlerinde, zaten bu bahsettiğim konulara yönelik memnuniyetsizlerin oranları yüzde 90'lardan aşağı düşmediği için, CHP veya HDP seçmenlerinden hiç bahsetmedim. Bir genelleme yaparsak, AKP seçmenlerinin ortalama yüzde 70'lik ve MHP seçmenlerinin yüzde 30'luk kesimi dışında, herkes her konuda "memnuniyetsiz."

--"Sıradan insanın doları mı var, toplum doların çıkışı ile neden ilgilensin?" sorusunun yanıtı ise, çok net biçimde şu: Türkiye'de belki de dolar kadar ilgilenilen bir konu olmayabilir. Zira, Metropoll'ün Nisan 2018 verilerine göre, kamuoyunun yüzde 91'i, dolardaki yükselişin farkında; bu konuyu takip ediyor. Üstelik, tüm partilerin seçmenleri de, "doların akıbetini merak konusunda" ortaklaşıyor.

--Kamuoyunun yaklaşık yüzde 60'lık bir kesimi de, doların 4 TL'nin altına düşmesini beklemiyor ve tersine, gene yüzde 60'lık bir kesim, daha da yükselmesini bekliyor.

--Kamuoyunun yüzde 71,4'ü, doların yükselişinin geçim şartlarını olumsuz etkilediğini düşünüyor. 1Kasım 2015'te AKP'ye oy verenler arasında da, bu oran yaklaşık yüzde 60'a ve MHP seçmenleri arasında yüzde 80'e ulaşıyor.

--Halkımızın büyük çoğunluğu, "faiz arttırımı ve doların TL'ye oranı ilişkisi" konusunda da, net fikir sahibi. Yüzde 76,5'luk bir kesim, "doların düşeceğini bilseler de, faiz arttırımına" karşı. Dahası, faiz arttırımını destekleyenler sadece yüzde 10.

7 Haziran 2015 şartları oluştu ama...

Mayıs 2018 Metropoll verilerine göre, şu an için "Cumhur İttifakı" oy oranlarına baktığımızda (ki, Millet İttifakı Mayıs başında somutlaştığından beri, iki itifakı karşılaştıracak veriler ilk kez karşımızda) şu görünümler söz konusu:

--Evet; AKP'de 1 Kasım 2015'e göre yaklaşık 4 puan kayıp var. Ama bu kayıp, MHP'den gelenlerle "telafi" ediliyor.

--1969 yılında kurulan MHP, artık "tabela partisi" konumunda çünkü seçmenleri neredeyse tamamen AKP içine "erimiş" durumda. Benim sık yaptığım bir benzetme, "Cumhur İttifakı" ile, AKP'nin MHP'yi kendi içinde, çayın içerisine atılmış "şeker" gibi erittiği ve kendi oy oranını, bu şekilde "tatlandırdığı."

--Cumhur İttifakı'nın destekçileri, ağırlıklı olarak kadınlar (yaklaşık yüzde 53), ortaokul ve altı seviyesi eğitimliler (yaklaşık yüzde 60).

--1 Kasım 2015'te AKP'ye oy veren Kürt ve Zaza seçmen oranı ile, şu an Cumhur İttifakı'nı destekleyen Kürt ve Zaza seçmen arasında çok büyük bir değişiklik yok: hâlâ yaklaşık yüzde 35'lik oranda Kürt ve yüzde 22'lik Zaza seçmen, aynı tercihte.

--Cumhur İttifakı destekçilerinin yaklaşık yüzde 90'ını kendilerini "Muhafazakâr-dindar" olarak tanımlayanlar oluşturuyor; yüzde 65'ini ise "Milliyetçiler."

--Şaşırtıcı ve AKP Seçim Beyannamesi'ndeki "Cemevlerine hukuki statü" vaadini anlamlandıran bir veri: Mayıs 2018 itibariyle, Cumhur İttifakı'na oy vereceklerini belirtenlerin yüzde 10'u Alevi. Bu oran, neredeyse HDP'ye oy veren Alevilerin oranı ile (yüzde 11) aynı.

Bu tablo bize neyi anlatıyor?

1 Kasım 2015 seçimlerinden beri, AKP destek kaybetse de, MHP'den gelen seçmenden çok MHP'de kalan seçmenle, oy oranını koruyor. Buna karşılık, kamuoyunda özellikle ekonomi alanında yoğunlaşan büyük bir "memnuniyetsizlik" var. Diğer alanlarda da, "memnuniyetsizlik" yoğun -- eğitim, hak ve özgürlükler gibi alanları bir sonraki yazıda ele alacağım.

Her ne kadar; Mayıs 2018 itibariyle AKP, "Cumhur İttifakı'na" dönüşerek yaklaşık yüzde 50'lik desteğini koruyabilse de, bu destek çok kırılgan bir destek. Çünkü anlık olarak görülen sonuçlar, Meclis aritmetiğine yansırsa, AKP'nin, (maksimum)  yaklaşık yüzde 299 ve MHP'nin yaklaşık 13 milletvekili olur. Benzer biçimde, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de, Recep Tayyip Erdoğan lehine bir çoğunluk olacaksa, bu oran yüzdesi 1 civarına ancak gelen bir farkla olabilir. Ve de, Cumhur İttifakı ve Erdoğan'ın şu anki desteği, ağırlıklı olarak "memnuniyetsiz" bir destektir.

Kaldı ki, şu sebepler, TBMM aritmetiğinde etkili olacaktır:

--Seçimin çok kısa bir kampanya sürecine sıkıştırılması ve sistemde birçok değişiklik yapılması ile "çok bilinmeyenli denklem" sürprizlerinin oluşması,

 --İlk kez oy oranı, şu anki verilere göre, yüzde 35-38 bandında olabilecek bir "karşı ittifak" oluşması-bu durum, maksimum yüzde 25'lik bir ana muhalefet partisine göre, daha güçlü bir muhalefet söylemi geliştirilmesini sağlayabilir,

--HDP'nin de, 7 Haziran 2018 seçimlerine benzer bir kampanya rüzgârı estirerek sahaya çıkması; eşbaşkanlarının, milletvekillerinin, üyeleri ve belediye başkanlıklarının hapiste olmasına karşılık oy oranını koruması (veya belki de yükseltmesi),

--Yeni sistemin (milletvekili seçimlerine yönelik "başkanlık sistemine geçişe " yönelik yeni düzenlemelerin), bölgesel olarak güçlü olan partilerin temsiliyet oranını arttırması,

--Tercih saklayan veya tercih değiştirebilecekler arasında, Cumhur İttifakı'ndaki "memnuniyetsizlerin" olası ağırlığı,

--Bu araştırma yapıldığında, henüz seçim kampanyasının yeni başlamış olması; seçim beyannemeleri -kampanya enerjisi gibi alanlarda muhalefet partilerinin dha güçlü çıkış yapması.

Buna karşılık, TBMM aritmetiğinde şu durumlar da söz konusu:

--İyi Parti ve Saadet Partisi gibi daha önce parlamento denkleminde olmayan partiler, henüz muhafazakârlar ve muhafazakâr Kürtler gibi, AKP'nin oy oranında kilit rol oynayan kesimlerden "büyük bir kayış şeklinde" oy alamıyor.

--Bu durum sadece İyi Parti ve Saadet Partisi sorunu da değil; "diğer yüzde 50", muhafazakârlardan oy alamıyor, o blok "beton kütle" gibi duruyor veya varsa da bir kayış, tercihini saklıyor.

--Yeni sistem, bölgesel olarak güçlü olanı "ödüllendirdiği" için, CHP'nin yüzde 19 oy alması ile yüzde 25 oy alması arasında devâsâ bir milletvekili farkı yaşanmıyor. Bu durum CHP'nin, Millet İttifakı'nın itici gücü olarak oynayabileceği rolün, rehavete kurban edilmesine yol açabilir.

--Yeni sistemde, HDP'nin baraj altında kalması, eskisine göre daha bile sarsıcı bir denklem değişikliğine yol açabilir-hattâ, bana kalırsa bu sistem zaten, HDP'nin "vasıfsızlaşacağı ve barajı geçemeyeceği" varsayımı üzerine formüle edilmiş.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin olası sonuçlarına bakarsak; ne ikinci tur olasılığı yok diyebiliriz ne de kesinlikle var diyebiliriz. Yüzde 50'yi bıçak sırtı geçen veya bıçak sırtı aşağıda kalan durumlar söz konusu olabilir. Sonuçta,

Mayıs ayı araştırmaları yapıldığında, bugünkü gibi hızla değişen bir kampanya ortamı yoktu: örneğin Muharrem İnce'nin adaylığı henüz açıklanmıştı. Diğer yandan, Selahattin Demirtaş'ın bir cumhurbaşkanı  adayı olarak süregelen tutukluluğu, toplumsal bir "vicdan yükü" olarak ortaya çıkmamıştı.

Meral Akşener'in ise, basına çok yansımasa da, mitinglerde ve tabanda özellikle kadınlar arasında artan bir çekim alanı yarattığı söyleniyor -- bu durum, kadınların oy oranlarına yansır mı henüz bilemiyoruz. Keza, Temel Karamollaoğlu da, özellikle muhafazakâr Kürtler arasında (Saadet Partisi'nin bölgesel açılımları-milletvekili listeleri, parti söylem ve beyannameleri üzerinden) bir etkileşim yaratabilir.

Dediğimiz gibi, henüz sonuçlar çok bilinmeyenli bir denklem. Haziran ayında, "7 Haziran 2015 mi, 1 Kasım 2015 mi" sorusunun yanıtı biraz daha netleşir. Şu aşamada, tek söyleyebileceğim, sonuçların "3 Kasım 2002 tarzı, iktidarın tamamen erimesi gibi" gözükmediği. 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design