Anasayfa / Yazarlar / Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 4

22 Temmuz

Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 4

İftira faaliyetleri “cihat kapsamında” yapılıyormuş. Aileden birşeyler çalıp örgüte getirmekse zekât kapsamındaymış


BU DİZİ-YAZILARA DAİR NOT: Adnan Oktar teşkilatına yönelik operasyonda Oktar dahil 168 kişi tutuklandı. Bu teşkilata ve operasyona dair birçoğumuzun kafasını meşgûl eden sorulara cevaplar arıyorum. Başkalarının da aradığından eminim. Bütün benzer durumlarda olduğu üzre, kaldırılan toz duman içerisinde gerçeğe ulaşmak pek zor. Gözüme kulağıma, aklıma takılanları, azıcık araştırıp edinebildiklerimi paylaşacağım. Burada her gün peşpeşe sunulacak yazılar haliyle operasyonun yaratacağı bilgi akışına yetişemeyecek. Önemli eksikler kalır, düşündüklerimizi gözden geçirmemize yolaçacak yepyeni şeyler ortaya çıkarsa bunları bilahare derleyip toplamayı umuyorum. Tabiî operasyondan doğru dürüst bilgi ve delil çıkmasını da. / Ümit Kıvanç

                                                                                                    *****

Artık Ceylan Özgül’ün (Özbudak) teşkilat hakkında anlattıklarına geçebiliriz. Sadece onun değil, bir zamanlar örgütün “iki numarası” konumunda olan Fırat Develioğlu ile örgütte 13 yıl geçirdikten sonra ayrılan Umut Kuruca’nın söylediklerinden de haberdar olmalıyız.
 
Ceylan Özgül ve “devletimiz”
 
11 Temmuz’da Youtube’a yüklenmiş, 18’inde baktığımda kaldırılmış olduğunu saptadığım, Aziz Akova’nın Ceylan Özgül’le yaptığı uzun görüşmeyi içeren videoda, Özgül, kendisi gibi Oktar teşkilatından ayrılma Ümit Kuruca ile beraber, örgütün içyüzünü ve işlediği suçları anlatıyordu.

Özgül, 2006-2017 arasında “on-on bir yıl” örgütte kalmıştı. Kuruca ile beraber polise gidip anlattıklarına “Türk devletinin” kayıtsız kalamayacağını ve bir “karşılık vereceğini” düşündüklerini söyledi. “Hemen harekete geçildiği” için çeşitli yetkililere teşekkür etti.

Özgül, teşekkür faslını iki gün sonra Yavuz Oğhan’ın  Bidebunudinle programında da yineledi. “Devletimiz de bana çok sahip çıktı,” dedi.

“Anlattıklarımın hepsi araştırıldı, delillendirildi ve harekete geçildi. Bu yüzden ben başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, İstanbul Cumhuriyet Başsavcımız İrfan Fidan’a, İstanbul Başsavcıvekilimiz Hasan Yılmaz, İl Emniyet Müdürümüz Mustafa Çalışkan, Malî Şube Müdürümüz Furkan Sezer’e çok teşekkür ediyorum yani, Allah onlardan binbir kere razı olsun.” Bu sıfat ve isimleri teklemeden, ardarda, hızla sıralayabilmesi, Özgül’ün hafızasının çok güçlü olduğuna delalet sayılmalı herhalde. Ya da operasyon öncesinde bu kimselerle çok teşviki mesaide bulunmasının sonucu; bilemiyoruz. Ceylan Hanım ilginç bir figür. (Russia Today ve El-Arabiya’da “analist” olarak karşımıza çıkışını ve gösterdiği performansı daha önce anlatmıştım.)

Şu anda ulaşılamayan uzun görüşmede Ceylan Özgül, “espiyonaj” gibi, sıradan insanın sözlüğünde yeralmayan bir kavram kullanıyor, Oktar teşkilatını “sayısı küçük gibi görünen fakat manevra kabiliyeti çok yüksek, operasyonel kabiliyeti çok yüksek”  sözleriyle “uzmanca” niteliyor. Oktar’ın günahlarını sıralarken, “Bütün dünyayı çok uzun süre meşgûl etmiş, Amerika’da açılan, Türkiye’yi zora sokmuş bir davanın bilirkişilerini Türkiye’ye getiren de bu kişi,” diyor. (Rıza Zarrab davası bilirkişilerinden, ABD’li Jonathan Schanzer’den sözediyor.)
Söz casusluk suçlamasına geldiğinde, “Anladığım kadarıyla,” dedi Ceylan Özgül, “bu delillendirilmiş şu anda.” Delilden sahici delili mi yoksa iktidar propaganda aygıtının ürettiği malzemeyi mi anlamalıyız, henüz bilmiyoruz. Fakat görüldüğü üzre, savcılık-tutuklama aşaması buna ilişkin hiçbir belirti taşımasa da Ceylan Hanım kesin konuşuyor.

Ceylan Özgül, Oktar teşkilatında 17 yaşında kıza 50 kişinin tecavüz ettiği iddiasını Yavuz Oğhan’ın programında da dile getirince Oğhan, böyle bir olayın sahiden yaşanıp yaşanmadığını sordu haliyle. Ceylan Özgül’ün ağzından çıkan, fazlasıyla ilginçti: “iddianamede de var” dedi genç kadın. Oktar ve onunla beraber gözaltına alınanların ifadelerinin alınmasına henüz başlandığı gün, iddianame henüz hazır olamaz; Özgül neye iddianame diyor? Bir polis raporu mu? Fezleke cinsi bir belge mi, nedir? O her neyse Ceylan Özgül onu nerede, ne vesileyle görmüş olabilir?
 
“FETÖ”cüler ve “dış güçler”
 
Ceylan Hanım’ın anlatımlarında vurgulamaya özen gösterdiğini fark ettiğimiz iki unsur var: Biri, Oktar teşkilatını Fethullahçılarla ilişkilendirmeye yarayacak göndermeler. “Orada bir hücre sistemi vardır,” dedi Ceylan Hanım, “aynı FETÖ’de olduğu gibi.” Ona kulak verecek olursak, Oktar teşkilatına bunca zaman dokunulmamış olmasının gerisinde de Fethullahçıların devlet içerisindeki örgütlenmesi yatıyor: “FETÖ’cülerin bu adamı korudukları bir dönem vardı.” Özgül’ün terminolojisi geniş; Oktarcıları “FETÖ”ye bağlamayı da gözeterek, “Aynen bir soğan gibi,” diye tarif etti, “böyle dıştan içe çeşitli katmanlardan oluşması…” Bunlar “aslında hep örtüşen şeyler”. “Soğan türü örgütlenme”, hatırlarsınız, Fethullahçılara yönelik operasyonlar var hızıyla başladığında “uzmanlarca” sık sık önümüze sürülen bir kavramdı.

Gerçi eğer devletin sayısız katmanındaki damarlarıyla “FETÖ” soğansa, Oktar teşkilatı yalnız bir cücükle iki-üç kabuk tabakasından ibaret gibi duruyor, ama biz bilemeyiz tabiî istihbarat işlerini. Şu soruya kaçınılmaz olarak geleceğiz: Peki, meğer ne örgütüymüş bu Oktarcılar?

Ceylan Özgül’ün anlatımlarında özellikle göze çarpan ikinci unsur, teşkilatın “dış” bağlantılarının bulunduğunu hep hatırlatma gayreti. “Devletin arkasından, Türkiye hükümeti ve devleti hiç haberdar edilmeden verilen bilgiler, sakıncalı faaliyetler…” Kendisini bunların rahatsız edip ayrılmaya yönelttiğini ileri sürdü: “Yurtdışı destekli bir örgüt bu. FETÖ gibi, PKK gibi, aynı dönemde kurulmuş, aslında aynı yöntemleri kullanarak insanların beynini yıkayan…”

Veya: “Bunların hepsi aslında Türkiye’yi… dışarıdan kurulmuş bir örgüt sisteminin sacayakları... Meselâ sizin FETÖ dediğiniz yapı daha büyük, daha hantal, daha çok yere sızan, daha değişik hareket eden bir yapı. Adnan Oktar dediğiniz suç örgütü daha farklı, meselâ daha küçük, daha manevra kabiliyeti yüksek, operasyonel kabiliyeti yüksek, (…) daha değişik faaliyetler yapan, uluslararası faaliyetler yapan, daha nokta atışı yapan, daha değişik bir örgüt yani.”

Ya kamuoyunun daha çok meşgûl olduğu, küçük kızlara taciz, tecavüz, zorla alıkoyma, hapsetme gibi hadiseler? Ceylan Hanım bunları hep ayrıldıktan sonra öğrenmiş. Örgütte bulunduğu yaklaşık on seneye ilişkin anlatımlarında kendisinin herhangi bir suça katıldığını gösteren en ufak ayrıntıya yer vermiyor. Çizgileri nerelerden çekeceğini iyi çalıştığı anlaşılıyor. AA’ya, “Cinsel taciz ve tecavüzün bir kısmını duydum, bir kısmını ayrıldıktan sonra karşılaştığım kişilerden öğrendim,”  dedi, “bir kısmını da ben oradayken bildiğim bilgilerle birleştirerek doğru olduğunu teyit ettim.”

Bu ülkede oyunu hangi motiflerle açarsan başarı şansını yükselteceği konusunda hazırlıklı, Ceylan Özgül. Yine Aziz Akova’nın yaptığı görüşmeyi içeren, 13 Temmuz’da yüklenmiş, 18’inde yine bulunamayan başka bir videoda, evlerde neler döndüğünü anlatırken şunları söyledi:

“O evlerde bildiğiniz bir örgüt yapısı var. Yani normal PKK’de nasıl bir örgüt yapısı var, DHKPC’de nasıl bir örgüt yapısı var, IŞİD’de nasıl bir örgüt yapısı var”sa öyle bir örgüt yapısı var. Bu paralellikleri kurmayı hep gözetiyor. “Hücreler”den sözetti, kitap çalışması yapılan evlerden, kasa olan evlerden. Sonra kameralara geçti. “Dışarıdan korunan evler”, dedi, “örgüt evleri”. Her evin imamı varmış. Harem-selamlık düzeninden sözetti, kadınlarla erkeklerin birbirlerini doğru dürüst görmediklerini ileri sürdü. Adnan Oktar’ın kaldığı bölümdeki kadınların “TV’de görülenler” olmadığını, otuz-otuz beş yıldır teşkilatta olan kadınların bulunduğunu anlattı.

Ceylan Özgül AA’ya, suç listesini ilk gördüğünde şaşırdığını söyledi: “...ama teker teker okuyunca aslında hepsinin doğru olduğunu anladım. Çünkü bunların büyük bir kısmı benim de şahit olduğum şeylerdi. Meselâ şu anda sadece Türkiye'de değil bütün dünyada basına yansımış olan, sosyal medyada da çok fazla yeralan FETÖ bağlantılı Amerika’daki davaların bir tanesinde direkt olarak müdahil olan bir grup bu. Yani Türkiye'ye kumpas kuran, Türkiye'nin arkasından dolaşan ve Türkiye'yi gerçekten uluslararası alanda çok zor bir duruma düşürmüş bir grup. Yaptıkları bir sürü ajanlık faaliyetleri var…”

Ceylan Özgül bunlara kısmen şahit olmuştu, “yedi, on, on dört ve on yedi yaşında kızların tacize uğradığı”, “defalarca tecavüze uğrayan kızların bulunduğu” gibi sansasyonel hadiseleriyse “başkalarından sonradan öğrenmiş”ti.

Zaten kendisinin sömürülmesi de cinsel değil “daha çok beyin sömürüsü”ydü.

Herkesi “Kedicik” magaziniyle bu işin hafifletilmemesi konusunda sık sık uyaran -(“Kedicik dediğiniz kadınların evinden 80 silah çıktı.”)- Ceylan Özgül, AA’nın haberine göre, çok daha somut siyasî mesaj da vermekteydi: “Allah’a çok şükür sokaklarımız çok büyük bir pislikten temizlendi. Bu, yeni sistemin insanlığın [‘insanların’ olacak herhalde -ük] elini ne kadar çözdüğünü de bize anlatıyor. (…) 39 yıldır devam eden bir suç örgütü. Bu suç örgütüne karşı hem politik düzensizlikten dolayı hem insanlığın [‘insanların’ olacak herhalde -ük] elini bağlayan şeylerden dolayı hiçbir şey yapılamıyordu fakat başkanlık sistemi bunun da önünü açtı. Aslında bu ilk örneklerinden biri. Çok güzel bir sonuç aldığımızı düşünüyorum.”

Aynı videoda Ümit Kuruca’nın bazı anlattıklarını tekrarlamam gereksiz: “Turnike sistemi”, “kız tavlama ekipleri”, vs.. Ancak şunu aktarmalıyım: Kuruca, “hata yaparsan” Adnan Oktar’ın ceza olarak “milletin önünde seni ezdiğini” anlattı. Onun anlattıklarına bakılırsa, Oktar da kendine göre bir yerli-millî usûller silsilesi yaratmıştı: Erkek ekipleri, her akşam önüne gelip diz çöküyorlar, talimat alıyorlardı.
 
Çok kuvvetli bir şey
 
16 Temmuz’da Ceylan Özgül, Fatih Altaylı’nın Teke Tek programındaydı. Tek başına değil. Adnan Oktar teşkilatının ’90’larda iğrenç bir itibarsızlaştırma kampanyasının hedefi yaptığı Altaylı’nın bir konuğu daha vardı: o vakit teşkilatın “iki numaralı ismi” olan Fırat Develioğlu. Galatasaray Lisesi mezunu, “altı lisan bilen”, Türk-Kazak İşadamları Birliği Başkanı, müteahhit Develioğlu’nun kardeşi ve kendi deyişiyle “kızının annesi” halen Oktar teşkilatında.

Develioğlu’na göre örgütün kuruluşunda Adnan Oktar’ın gördüğü rüya, “mâlûm olma” halleri vs. vardı. Oktar, Osman Gazi’ye özenmişti zaar. Yaşanan onca acayiplik kimseyi huzursuz etmemiş miydi? Develioğlu’na göre, “din deyince, her Türk gencinin boynu kıldan ince”, “iradenizi teslim edebiliyorsunuz”. Oktar teşkilatının eski iki numarası, bu açıdan FETÖ, PKK ve DHKP-C ile Oktarcılar arasında paralellik buluyordu.

Konu kaçınılmaz olarak gelmesi gereken yere geldi: Arkasında istihbarat örgütü var mı? Develioğlu, “O görüntüyü veriyor,” dedi. FETÖ ile aynı sıralarda kurulduğu için “birbirlerinin yedeği” olabilirler: İkisinde de mehdi esprisi var, aynı hadisleri kullanıyorlar.

1990’larda bir aşamada “olayın suç örgütü yapısına gittiğini görünce” ayrılmış Fırat Bey. 1999’dan sonra! Bizzat Fatih Altaylı ve birçok kişi hakkında hazırlayıp yaydıkları iğrenç iftira “dosya”larını (“fakslar”) “suç örgütü yapısı”na özgü işlerden saymamış olmalı. Her şeyin “Allah rızası için” mantığıyla kabullenilebildiğini söyledi, “yapının kendi içindeki mantığı”na işaret etti: “Dinî mücadele”, “peygamberin şu zamandaki talebeleri”, “hocamız mehdi”… Bir de tabiî, “gençlik hatası”ymış.

Altaylı, korkunç, rezil yalanlar, iftiralar içeren faksları (“on yedi bin adrese çekilen fakslar”) hatırlatıp bunların din adına nasıl yapılabildiğini sordu. Develioğlu, “iki kelimeyi duyunca çok dikkatli olmak gerektiğine” işaret etti: zekât ve cihat. Bu iftira faaliyetleri “cihat kapsamında” yapılıyormuş. Aileden birşeyler çalıp örgüte getirmekse zekât kapsamındaymış.

Galatasaray Lisesi, Saint Benoit, Saint Joseph’ten Oktar’a meraklı bu kadar insan çıktığını hatırlatan Altaylı, o kadar iyi okul mezunu gençler nasıl oldu da kandı, diye sordu. Develioğlu’nun cevabı şöyle oldu: “Din çok kuvvetli bir şey.”
 
Organizmanın varlık savaşı
 
Ceylan Özgül’ün bu programda anlattıklarının önemli bölümünü ihmal edebilirim. Çünkü bugüne kadar her yerde defalarca karşımıza çıktılar. Yine operasyonu siyasîleştirme gayretine işaret edeyim: “Yurtdışında belirli düşünce kuruluşları, belirli politikacılar ve örgütlerle bağlantı kuruyor” Oktar, Özgül’ün anlattığına göre, “onların bazı sorularına cevap veriyor”. Amerika, İsrail ve İtalya ile “bire bir bağlantı”da olmuş; “bağlantıya beni geçirdi” diye anlatıyor Özgül. Yabancılar Türkiye hakkında analizler istiyorlarmış. Lobi yapan gruplar varmış. Bunlara şahit olan genç kadın“hemen oradan kaçmak iste[miş].

Ceylan Özgül’ün bu programda teşkilatı değerlendirirken söylediği söz özellikle önemli. Ve böyle karanlık ve kirli bir örgütlenmenin hedefleri araştırılırken de asla ihmal edilmemesi gereken gerçeğe ışık tutuyor. Özel olarak Oktarcılar olgusunda gelip gelip dayandığımız bir meşum sorunun yükünden bizi kurtarma ihtimali dahi var. “Siz bir organizma oluşturuyorsunuz,” dedi Özgül, “sonra o organizma hayatta kalmak için her şeyi yapıyor.”

Hayatını evrim teorisinin geçersizliği konusundaki zırvaları yaymaya adamış birinin teşkilatı için söylendiğinde pek ironik ve acımasız görünebilecek bir “doğal” hakikat. Fazlasıyla müstahak, o ayrı.

Yine de şu yükle uğraşmak durumundayız: Bu teşkilatın amacı ne?

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design