Anasayfa / Yazarlar / Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 8

04 Ağustos

Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 8

Operasyondan bir-bir buçuk aydır haberdar olan teşkilatın arşivi kaçırıp sağlama almamış olması ihtimali var mıdır?


 
Oktarcılar ve onlarla mücadele konusunda tecrübeli eski milletvekili Emin Şirin, Ahmet Takan’ın geçen yazımda andığım yazısında aktardığına göre, şöyle diyor: “Beni en fazla alâkadar eden konulardan bir tanesi arşivler. Şimdi, Adnan Oktar’ın çok ciddi bir kirli arşiv tuttuğunu biliyoruz. (…) tekrar söylüyorum, arşivler nerede? Arşivleri devlet ele geçirip imha ediyor mu, edecek mi, bir adli süreç sonunda mahkeme kararıyla imha edecek mi yoksa bu arşiv başka maksatlarda kullanılmak üzere bir yerlerde saklanacak mı? Veya bu arşivin bir kopyası dışarıya kaçırıldı mı? (…) nerede bu arşivler? Yani poliste mi, savcılıkta mı, emanette mi? İddianameye ne kadarı girecek? Çünkü anladığım kadarıyla [operasyonun üzerine gittiği,] MASAK ve ahlâksızlık vs.. gibi konularsa, tutulan arşivlerin bir kısmı, açılacak davalarla ilgisiz kalacak. İlgisi olmayan şantaj dosyaları da olabilir. Bunlar inşallah başka ellerin elinde başka maksatlarla kullanılmaz ve gerektiği şekilde adaletin elinde imha edilirler.”

İktidar partisinin eski milletvekili, belli ki Adnan Oktar’ın arşivini menzili hayli geniş, parça tesirli saatli bomba gibi görüyor: “Tabii benim temennim bir adlî sürecin sonunda bu kirli arşivlerin tamamının imha edilmesidir.”

Şirin, arşivin Fethullahçıların eline geçmiş olabileceğinden de endişeleniyor.
 
Arşiv “ele geçirilir” mi?
 
‘Adnan Oktar’ın arşivi’ deyince, haliyle, Oktarcılar hakkındaki her haberin en çok ilgiye mazhar olan uzvunda dolaşıyoruz: cinsellik de cinsellik. Üstelik tongaya düşürmeler, gizli kameralar, ünlü kişiler, ihtimaller ihtimaller…

Fakat bu genel ilginin tek kaynağı, düşünürken genellikle yanlış organ kullanmamız değil. Esas kaynak, belli ki tahminimizden yaygın endişe. Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, “Adnan Oktar’ın arşivi patlarsa,” diye yazdı, “her kesimden birçok kişinin canı yanar, onu söyleyeyim. Henüz arşiv ele geçirilmedi deniyor. Arşiv yurtdışında host edilmiş, ama yabancı istihbarat örgütleri bunları servis edebilir ya da bunları şantaj için kullanabilir. Yani bu arşiv her halûkârda birilerinin ipini çekmek ya da birilerini kullanmak için kullanılacak. Hayırlı bir iş yaptınız, süreci yönetemezseniz, bu iş döner sizi vurur.”

İşte “cinsel içerik” meselesinin en alengirli yanı: Cinsel falan derken nerelere geliniyor!.. Dilipak bir yandan iktidarı uyarmaya çalışırken öbür yandan iktidar propaganda aygıtının “Oktar arşivi”ne dair hikâyesini yalanlıyor. Arşivin ele geçirilmediğini ileri sürüyor. Hem de “döner sizi vurur” diyerek, bizzat operasyona karar verenlerin arşivin açığa çıkmasından zarar görebileceğini imâ ediyor! Ne bereket!..

“Host edilmiş” lafı cehaletten, ona takılmayın. Böyle bir arşivin illâ sanal âlemde bulunması hiç mi hiç gerekmiyor. Oktar teşkilatının paradan yana sıkıntısı olmayan mensupları arşivi yurtdışına kolayca taşımış, sık aralıklarla kolayca güncellemişlerdir. 300-400 liraya alabileceğiniz, akıllı telefondan azıcık hacimli, 1 terabaytlık rastgele hardiske, güvenlik kameralarının filan asla ulaşamayacağı kalitede, H264 codec’iyle HD formatında yaklaşık 900 saatlik görüntü sığıyor. “Gizli kamera” türü işlerde kullanılan, daha fazla sıkıştırmalı, daha az ince ayarlı codec ve formatlarla bunun iki-üç katı sığar. Oktar’ların mâlikânesinde yemek sonrası “hoş muamele” gören her davetlinin ikişer saatlik görüntüsünü kaydetseler, diyelim iki bin kişi için şantajlık malzeme o kadarcık harddiskte kendine ferah feza yer bulur. Hele fazlalıkları atılıp işlemden geçirilmiş görüntüler sözkonusuysa, çok daha fazlası… Gerçi haberlere bakılırsa, yalnız “Kedicik”ler değil, hattâ belki esas olarak onlar değil, “yabancı kadınlar” ve eskort olarak çalışanlar kullanılıyormuş, tuzaklı çekimli işlerde; dolayısıyla, tufaya gelmiş erkek sayısı az değildir; yine de etkili şantaj için gerekecek görüntü miktarı, tek seferde lüks AVM’den 400 bin liralık, Paşabahçe’den 80 bin liralık alışveriş yaptığı söylenen bir teşkilatın beş yüz kopya çıkarıp saklayabileceği kadardır.

Şu soruyla meşgûl olalım biz: Operasyondan bir-bir buçuk aydır haberdar olan teşkilatın arşivi kaçırıp sağlama almamış olması ihtimali var mıdır? Tamam, Adnan Oktar’ın, Mehdilik şu bu bir yana, sözü dinlenir, muteber adam olduğuna iman etmiş olabilirler, fakat dünya -ve teşkilat- işleri konusunda süzme salak mı oradaki herkes?

Arşivle ilgili tahminler, buradan önemli-yetkili birtakım adamların bazı kadınlarla “uygunsuz” görüntülerinin çıkacağı yolunda. Şöyle ekleyelim: “iyi ihtimalle” yetişkin kadınlarla! Bu yüzden arşivin ele geçirilip geçirilmediği meselesi herkes için böylesine önem arz ediyor.

Fakat böyle bir dijital arşivin “ele geçirilmesi” ne anlam ifade eder ki?

Kopyası şu anda ele geçirilemeyecek bir yerdeyse, polis şifreleri kırsa, görüntüleri emniyete alsa bile, teşkilatın kalan kısmı, gerektiğinde şantaja yarayacak görüntüleri gerekli gördüğü anda gerekli gördüğü her yere dağıtabilir. Arşivin kopyasının çıkarılması öylesine kolay iş ki, bugüne kadar bunun yapılmamış olduğuna ihtimal veremeyiz.
 
Pekâlâ kullanılabilir, pekâlâ kullanırlar
 
Ayrıca, Oktar’ın âleminde “hoş muamele” görmüş etkili-yetkili kimseler arşivde kendi “uygunsuz” görüntülerinin de bulunabileceğini biliyorlar ve arşivin -bir kopyasının!- polisin eline geçmiş olması onları hiçbir şekilde rahatlatmaz, selamete eriştirmez. Dolayısıyla, arşiv ortaya çıkmasa bile, çıkabileceği ihtimali, teşkilatın bazı insanları hareketsiz kılmasına, belki yardıma, desteğe zorlamasına yetebilir.

Adnan Oktar teşkilatı mensuplarının en azından bir kısmının şuursuzlukla karışık bir gözüpeklik içerisinde olabileceğini, operasyon sırasında aralarından birinin polise ateş etmesi örneğinde gördük. Ortalık bu kadar ayağa kalkmışken sosyal medyadan polis tehdit eden bir başkasına da şahit olduk. Adnan Oktar’ı arabaya bindirirken kafasına bastıran polisi Oktarcılardan biri resmen dövüşe çağırdı. “Bebek’teki işyerinde” gözaltına alındığına göre hali vakti yerinde bir kimse olduğu anlaşılan Bahadır Köseoğlu, “Ben hocamızın tutuklanmasında bir elemana gıcık kaptım,” diye yazdı mesajında. “Hocamızın kafasına bastıran ve ağzını kapamaya çalışan Mali şubeden bir sivil polis kardeş BEN SIFIR (sıfır en az 5 yıl demek) YIL KİK BOKS EĞİTİMİ GÖRDÜM :)) O hareketi bi de bana serbest döğüş sisteminde yapmanı bekliyorum senden. Bakalım kimin kafasını eğiyorsun sen... Bi görelim... Eğer senin kafanı kırmazsam bana da Bahadır demesinler.. Avşak herif seni.” Böyle bir paylaşımın üzerine başına ne gelebileceğini şüphesiz tahmin edebilecek olan Köseoğlu, sosyal medya hesabındaki profil fotoğrafına Adnan Oktar’ın portresini yerleştirmekten de çekinmemiş, DHA’nın haberine göre, “Oktar grubuna bağlılığını, desteğini belirten paylaşımlarda” da bulunmuştu. Bahadır Köseoğlu önce gözaltına alındı, sonra “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve örgütün veya amacının propagandasını yapmak”la suçlanıp tutuklandı, Metris Cezaevi’ne kondu. Herhalde tek örnek değildir.

Adnan Oktar teşkilatına karşı 1999 operasyonunda İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürü kimliğiyle aktif rol alan ve hakkında Oktarcıların üç yüzden fazla suç duyurusunda bulunduğu, bazılarından hâlâ yargılanan Adil Serdar Saçan, o zaman ele geçirdiklerinin arasında, “birtakım gazetecilerin, ünlü bazı isimlerin cinsel içerikli kasetleri”nin bulunduğunu söyledi, Sözcü’den Özlem Gürses’e. Gazeteci. Şantaj kasetleri yani?” diye sordu. “Şikayetçi oldular mı peki o kişiler?” Saçan, “O kasetlerdeki müştekilerin tümünü çağırdık,” dedi. “İnanır mısınız, hiçbiri şikayetçi olmadı!”
 
Dilipak ve “eski defterler”
 
Abdurrahman Dilipak, teşkilattan gelebilecek şantaj-karalama-itibarsızlaştırma ataklarına ihtimal veriyor ve bunları ciddîye alıyor: “büyük şehirlerde temizlik şart” diye sesleniyor Akit yazarı iktidara, yaklaşan yerel seçimleri işaret ederek: “Eski politikacılar üzerinden giderseniz, onların eski defterlerini karıştırıp sizi zor durumda bırakabilirler.” Bu yüzden “çok iyi, çok dürüst birilerinin aday yapılması şart”mış.

Dilipak, iktidarı temsilen siyaset yapan hemen herkesi şaibe altına bırakmış oluyor böylece: Adnan Oktar arşivinden hepsinin görüntüsü çıkabilir! “Eski defterler” pek bereketli anlaşılan.

Oktar arşivi sebebiyle yaşanabilecek sarsıntının boyutlarını -bugünkü abartılı laf kalabalığı yüzünden- kestiremiyoruz. Bir savcının korumasının teşkilatla bağlantılı olarak tutuklanması ve bunun üzerine savcının emekliye ayrılması, belki bu konuda ufak bir işaret sayılabilir, bilemiyoruz.

Tutuklanan polis memuru Özdemir Uygun, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nun korumasıydı. Salihoğlu, istifa dilekçesine, “Birdenbire Emekli olmak insanların aklına soru işareti getirse de,” diye yazdı, “gönül rahatlığı içinde arkama baktığımda aydınlık yüzler gördüm ve bu şekilde emekliliğe karar verdim.”

Tam da “gönül rahatlığı”ndan hiç bahsedilmese herkesin gönlünün daha rahat olabileceği durumlardan… “Emekli olma ihtiyacını hisseden” savcının niye görevi “ailesinin onayı” ile bıraktığını vurgulama ihtiyacını da beraberinde hissettiğini anlayamadık haliyle. Bu tür tuhaf operasyonların ve üstü kapalı vaziyetlerin şaşmaz sonucu: anlayamadığımızda şüpheleniyoruz.

Bu yüzden, arşiv sahiden saatli bombaysa, kimlerin bu bombanın yakın çevresinde dolaştığını merak ediyoruz haliyle. Meselâ Adil Serdar Saçan, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut’un da Oktar’ın müritlerinden olduğunu ve bu konunun onu da yakından ilgilendireceğini ileri sürüyor: “Yiğit Bulut var meselâ. (...) Uzun süre çok yakın ilişkileri vardı. Şimdi de hâlâ görüşüyorlar mıdır, bilemiyorum. Ama bu örgüt korkunçtur, her müritle ilgili şantaj belgeleri var, kolay kolay bırakmazlar.”

Saatli bombanın yakınında dolaşan isimlerden biri de, iktidar propaganda aygıtının militanlarından, tam olarak ne iş yaptığı hususunda kimsenin emin olamadığı simalardan Cem Küçük. Gazeteci Nevzat Çiçek bir ara ona şöyle seslendi: “Cem Küçük… Hocan Adnan Oktar gibi insanlar aman bize bulaşmasın diye seni görmezden geliyor ama artık o iş bitti… Senin istihdam edildiğin yer ve seni oraya gönderenleri kimse yazmadı. Çünkü konuşulma yolu seçildi. Senin kendine biçtiğin gizem de devlet gücü de hava... Hiçsin.” Biz fâniler için bu mesajın anlaşılır tek yeri şuydu: Cem Küçük’ün Adnan Oktar ve teşkilatıyla ilişkisi var. Küçük buna Türkiye gazetesindeki köşesinden, “Siz DEVLET işinin inceliklerini bilmezsiniz. DEVLET için bilgi ve belge toplamanın önemini anlamazsınız,” yollu, hamâsî bir cevap verdi: “Ben 23 Mart 2018’de bu Adnan Oktar örgütünün başına gelecekleri her yerde söylemişim ve bu konuda her zaman olduğu gibi devlet lehine çalışmışım. (…) Oktar örgütünü bitiren İstanbul Emniyet Müdürümüz Mustafa Çalışkan’ı tüm varlığımla desteklemişim. Sizin bu iftiralarınız o yüzden benim üzerimde durmaz. Bunlar komiktir.” Küçük, devlet için birilerinin arasına sızıp muhbirlik yapmanın erdeminden dem vuruyor, 9 Mart 1971 “komünist darbesini engelleyen” Atıf Erçıkan ile Mahir Kaynak gibi “vatansever insan”ları örnek gösteriyordu.
Cevabın üslûbundan, Küçük’ü de arşiv ortaya çıkmasa sevinecekler arasında sayabileceğimize dair izlenim ediniyoruz.

Sanırım, o anlı şanlı arşivin yok edilmesi veya “emin ellere” geçmesi, Oktarcılarla devlet arasındaki en mühim meselese olacak. Sanırım Oktar sonunda pes etmek zorunda kalacağı, sıkı bir tehdit -veya “fiilî ikna”- süreci yaşayacak. Ve muktedirler bize o arşivin ucunu dahi göstermemek için ellerinden geleni yapacaklar.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design