Anasayfa / Yazarlar / Kapanmayan makas

12 Eylül

Kapanmayan makas

Şinasi, devleti, “milletin temsilcisi sıfatıyla işleri yöneten ve milletin refahı için çalışan bir müessese” olarak tanımlamıştı


 
İlk Türk gazetesi Takvim-i Vekayi 11 Kasım 1831’de yayın hayatına başladığında Batı’da gazeteler iki yüz yıldır yayımlanmaktaydı.
 
Düşünün ki Türk basın tarihi ancak on üç yıl sonra yani 2031 yılında ancak 200 yıllık bir geçmişe ulaşacak.
 
Üstelik de ilk gazete toplumun değil, değişimci bir padişah olan II. Mahmud’un talebiydi.
 
Nitekim 1860 tarihinden sonra Takvim-i Vekayi Resmî Gazete niteliğine bürünerek haber sunma özelliğini tamamen yitirdi.
 
***
 
Hazine yardımı almadan yayımlanan ilk “gerçek” gazete olan Tercüman-ı Ahval ise ancak 1860 tarihinde ortaya çıktı.
 
Hem gazetecilik, hem de edebiyat ve kültür tarihimizin dönüm noktası olarak kabul edildi.
 
***
 
Osmanlı’da ilk gerçek gazete çıktığı dönemde Batı’da durumun ne olduğuna bakmak, buraların iyileşmeyen hastalığının çok eskilere dayandığını gösterir.
 
Adam Smith (1723-1790) modern ekonominin, Descartes (1596-1650) modern felsefenin, Galileo (1564-1642) ve Newton (1642-1727) modern bilimin temel ilkelerini çoktan ortaya koymuşlardı.
 
Sanayi Devrimi’nin itici gücünü tekstil sektörü oluşturmaktaydı. İpliğin eğirme tekniğinin gelişmesi 1716 yılında iplik bükmek için çıkrığın bulunması sayesinde gerçekleşmişti.
 
1733 yılında mekiğin, 1767’de iplik eğiren tezgâhın bulunması İngilizleri tekstilde öne çıkarmıştı.
 
Yeni süreçteki teknik değişim ve ilerlemenin bir diğer öncüsü de su pompası tekniğinin kullanılmasıydı. Madenlerde biriken suların pompalar yardımıyla dışarı atılması, maden işletmelerinin daha verimli hâle gelmesine yol açmıştı.
 
1763 yılında İskoçyalı James Watt’ın geliştirdiği buhar makinesi; hem tekstil sanayisinde, hem de buharlı gemi-tren taşımacılığında büyük bir atılıma neden olmuştu. 1807 yılında Amerikalı Robert Fulton buharlı makineyi gemilere uygulamış ardından buharlı gemiyle ilk düzenli okyanus ötesi seferleri 1840 yılında başlamıştı.
 
1825 yılından itibaren buharlı makine lokomotiflerde de kullanılmaya koyulmuştu.
 
***
 
Bu teknik gelişmelerin yardımıyla hız kazanan ve bir asır süren keşifler, esir ticaretinin sağladığı ekonomik rant, korsanlık, sömürgelere yönelik ticaretin artması; İngiltere’yi bu dönemde dünyanın en zengin ülkesi yapmıştı.
 
1844’te Samuel Morse, Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk ticarî amaçlı telgraf servisini hizmete sokmuştu.
 
1876 yılında Alexander Graham Bell telefonu bulmuştu.
 
Tarım teknolojisinde birbiri ardına büyük gelişmelere ise Almanlar öncülük etmişti. Pancardan şeker üretilmeye başlandığı gibi suni gübre de ilk kez Almanya’da üretilmişti. 1834 yılında Amerikalı bir mühendisin biçerdöveri icadıyla ziraî gelişme çok önemli bir eşiğe ulaşmıştı. Ayrıca 1830 yılından itibaren madencilik alanındaki gelişmelere paralel olarak kömür üretimi hızla artmıştı.
 
Kömürün artışıyla demir ve çelik üretimi de hız kazanmıştı. Böylece önce İngiltere’de, ardından tüm Batı Avrupa’da köprüler, kanallar, demiryolları ve kamu binalarının yapımı da hız kazanmıştı.
 
Sanayi Devrimi ile Osmanlı toprağı arasındaki fark çok açılmıştı
 
Maalesef hâlâ da çok açık…
 
***
 
Buraların en eski hastalığı, gelişmeleri izleyememekten ve öngörüsüzlükten kaynaklanan “yönetememe” hastalığıdır. Yönetme beceriksizliği iyice artınca, baskı ve şiddet çoğalır, azgınlaşır.
 
Dünya ile açılan farkın kapanması için çare arayanların başı dertten kurtulmaz.
 
Osmanlı’da da böyleydi.
 
***
 
Saray gelişmelere gözlerini kaparken, muhalifler Avrupa’dan etkilenerek daha iyi bir hayat, daha iyi bir toplum, daha iyi bir devlet arzularını ortaya koyuyorlardı.
 
Ancak hem yöneticiler, hem de muhalifler, atılımın temelinde Sanayi Devrimi’nin, üretim artışının ve bunun sihrini oluşturan teknolojinin rolünü göremedi. Osmanlı’dan sonra Cumhuriyet’le de devam eden bu yetersizlik Türk modernleşme serüveninin aşılamayan bedbahtlığı olarak kaldı.
 
O devrimlerin sonucu olan tüketimi ve yaşam biçimini reçete sandılar, asıl sorunu saptayamadılar.
 
***
 
1865 ila 1876 arasında süren Abdülaziz Dönemi’nde örgütlenen Yeni Osmanlılar da daha sonrasında Jön Türkler de dünya ile Osmanlı arasında açılan farkın ürünü oldu.
 
Jön Türkler Avrupa’daki yeniliklerden etkilenip aydın kesiminin desteğiyle yönetimi etkileme amacındaydılar. Gazete ve yazılarla Saray’ı ve etrafındaki okuryazar tabakayı etkilemek istiyorlardı.
 
Osmanlı aydınları Batı’yı derinliğine kavrayamadıkları gibi padişahı da pek fazla eleştirmezlerdi.
 
Yine de II. Abdülhamid döneminde etkili olan aydınlar eskisine göre daha bilinçliydiler. O dönemde yurtdışında bulunan aydınlar Avrupa’yı daha yakından tanıma ve edindikleri fikirleri yayma fırsatı bulmuşlardır. 
 
Amaçları Kanun-i Esasi’yi yeniden yürürlüğe koyup meşrutiyeti getirmekti.
 
***
 
Özetle muhalefet, Avrupa’daki burjuva devriminin bilimsel ve teknolojik temellerini kavrayamadan sonuçlarının uygulanmasını istiyorlardı.
 
Padişahlık yönetiminin altında bir de meclis kurulursa işlerin daha iyi gitmesinin sağlanacağına inanıyorlardı. Çözümü sadece siyasi yapılanmada arıyorlardı.
 
Aslında muhaliflerin görüşleri arasında da farklılıklar vardı.
 
Ortak özellikleri ise gazete bolluğuna verdikleri katkıydı.
 
Muhalif hareketlerle birlikte basın dünyası da canlanmış, hareketlenmişti.
 
***
 
1860’lı yıllar Osmanlı basınının canlanması, baskılara, kısıtlamalara ve yeni görüşlere sahne oldu. Basının canlanmasına paralel olarak yeni gazetelerin sayısı hızla artarken genç yazarlar da basın alanında öne çıkmaya başladı. 27 Haziran 1862 yılında yayımladığı Tasvir-i Efkâr gazetesinde “millet” kavramını ilk kullanan yazarlardan biri olan Şinasi, yazılarında kamuoyunun önemine değinerek devleti, “milletin temsilcisi sıfatıyla işleri yöneten ve milletin refahı için çalışan bir müessese” olarak tanımladı.
 
Şinasi’nin uğradığı bir iftira nedeniyle Paris’e kaçmasından sonra Tasvir-i Efkâr’ın yönetimi Namık Kemal’e kaldı. Yazılarında ağırlıklı olarak yenilik ve özgürlük konularına değinen Kemal, aydın çevrelerde geniş yankı uyandırdı.
 
***
 
Avrupa’ya kaçan Jön Türkler bu dönemde birçok gazete ve dergi çıkartarak istibdat rejimi ile sıkı bir mücadeleye giriştiler.
 
Yayımladıkları dergi ve gazeteler yabancı postalar aracılığıyla yurda giriyordu.
 
Bu yayınlar 1900’lerden sonra daha da arttı. Bu nedenle hükümet Jön Türkler ile yayınlarını durdurmak için pazarlığa bile oturdu.
 
Jön Türkler 1889-1908 yılları arasında çıkardıkları gazeteler ve dergiler ile fikir hayatına yeni bir yön vermeyi başardılar.
 
İngiltere, Fransa, Avusturya, Bulgaristan, İtalya, Yunanistan, Romanya, İsviçre, Brezilya, Belçika, Amerika Birleşik Devletleri ve Kıbrıs olmak üzere 13 ülke ve bölgede 152’nin üzerinde gazete veya dergi yayımladılar.
 
Yayınlar arttıkça yönetimin baskısı da şiddetlendi…

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design