Anasayfa / Yazarlar / Diyanet’in nefret suçu işleme “hakkı”

02 Mayıs

Diyanet’in nefret suçu işleme “hakkı”

Sizin dinî hassasiyetleriniz, LGBT+ bireylerin canlarından daha değerli değildir. Dinî inancınız gereği nefret üretmeniz, suçtur


Başlığın absürtlüğü, son bir haftadır yaşadığımız tehlikeli ve bayağı kara mizah örneğinin hakkını verir mi, emin değilim.

Önce hatırlayalım:

Geçen yıl LGBTİ+ bireyleri “yaratılışa aykırı ve sapkın” olarak tanımlayan Diyanet işleri başkanı Ali Erbaş, 24 Haziran 2020 cuma günkü hutbesinde nefret suçlarına bir yenisini daha ekledi.

"Ey insanlar. İslam, zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti. Yılda yüz binlerce insan gayrimeşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim.”

Diyanet’in açıklamasını “inandığını söyleme hürriyeti” üzerinden savunanlara, düşünce ve ifade özgürlüğü arasındaki farkı hatırlatmak isterim. Kafanızın içinden istediğiniz düşünceyi geçirebilirsiniz. Zaten tespiti mümkün değil. Fakat ifade özgürlüğünün bazı sınırları vardır. Bu sınırlar söylemlerinizde nefret söyleminde bulundurmanızı engeller. Nefret söylemini kavramı muğlak bir kavram değildir. Söyleminiz belli bir grubu saldırılara açık hale getiriyorsa, hedef gösteriyorsa, marjinalize ediyorsa bu nefret söylemidir.

AİHM bu hususta aldığı kararlarda LGBT+’a yönelik, aşağılayıcı, küçük düşürücü, onur kırıcı söylemlerin ifade özgürlüğü olarak değerlendirilemeyeceğini hükmetti. Türkiye Avrupa Konseyi’nin kurucularındandır, dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS)  tarafıdır. Anayasa’ya göre iç hukuk kurallarıyla AİHS arasında bir çatışma olursa, AİHS hükümleri uygulanır.

AİHS’ne taraf, laik bir cumhuriyet olan Türkiye’de, Diyanet’in açıklamaları da, açıklamaların akabinde yaratılan iklimde LGBTİ+’a yönelik aşağılayıcı, küçük düşürücü, onur kırıcı yayınlar yapan şahısların ve kurumların açıklamaları da nefret söylemidir. LGBTİ+’ı hedef göstererek suç işlemektedirler.

Diyanet İşleri Başkanı, HIV üzerinden insanları kriminalize eden, HIV’i bir ceza olarak gören, üstelik “hastalık yayıyorlar” noktasında konuşup LGBTİ+ bireyleri ve HIV pozitif bireyleri hedef göstermiş, güvenliklerini tehlikeye atmıştır. Nesil çürüten, sapkın, lanetli diyerek hakaretler sıralamış, LGBTİ+ bireyleri marjinalize etmiş, tehlikelere açık hale getirmiştir. Suç işlemiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara Barosu’nun Diyanet İşleri Başkanı’nın nefret söylemine verdiği yanıta cevaben,  Diyanet İşleri Başkanı’nın nefret söylemlerini son derece doğru olarak niteleyip, herkes yerini haddini bilecek, diyanete yapılan saldırı, devlete yapılan saldırıdır” dedi. Diyebildi.

Anayasaya göre Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Laik devlette, halkın vergileriyle Diyanet gibi bir kurumun varlığıyla ilgili tartışmaları bir kenara bırakıp Cumhurbaşkanı Erdoğan’a soralım: Diyanet’i eleştirilemez yapan, özgül kılan nedir? Siz bir cumhurbaşkanı olarak neyi referans alarak bunu söylüyorsunuz? Anayasa mı değişti?

Bir kere Ankara Barosu’nun Ali Erbaş’a verdiği yanıt saldırı falan değil eleştiridir. İnsanlara “sapkın”, “lanetli” diye hakaret edeceksiniz, “virüs yayıyorlar” diye hedef göstereceksiniz, fakat tüm bu nefret suçlarına gelen eleştirileri de “inançlara saygı” diyerek püskürteceksiniz öyle mi?

Sizin haddinize mi düşmüş saygıdan bahsetmek?

Diyanet İşleri Başkanı’nın nefret söylemleri eleştirilince  niçin bunun adı “saldırı” olsun?

Diyanet kadiri mutlak mı? Eleştirilemez mi? Anayasa’nın üzerinde mi Diyanet?

Asıl “haddini ve yerini bilmeyen”, laik bir devlette bir kurumun başında olan Ali Erbaş’tır.

Gerçekten acınası ve gülünç bir distopyada yaşıyoruz. Ankara Barosu’nun açıklamasını “çoğulculuk”, “inanç özgürlüğü” gibi kavramlarla eleştirdiler. Hattâ Ankara Barosu’na “faşist” dahi diyebildiler.

Bir dinî inanca sahip olmak, size hakaret etme hakkı vermiyor. İnancınızın gereği olarak eşcinselliği günah addedebilirisiniz, fakat LGBTİ+’a hakaret edemezsiniz, hedef gösteremezsiniz, “kan kokan” metinlerle güvenliklerini tehlikeye atamazsınız.

İnancınız gereği “nefret saçabileceğinizi” düşünüyorsanız, size Anayasayı ve tarafı olduğumuz AİHS’ni hatırlatmak isterim. Türkiye devleti laik bir devlettir. Müslüman olmanız sizi “eşitler arasında en eşit” yapmıyor.

Ahmet Hakan’ın da bahsettiği “inandığını söyleme” hakkına geri dönecek olursak, diyelim, ben de İslam’la ilgili “inandıklarımı” söyleyeyim, olur mu? Türkiye, çoğunluğunun Müslüman olması hususiyetiyle, Müslümanlara yönelik herhangi bir söylem, nefret söylemi olarak da telakki edilemez üstelik. Bağlayıcılığı bulunan AİHS’le de güvence altındadır ayrıca. Oysa Türkiye’de onlarca kişi “halkın dinî duygularını aşağılamak” suçundan cezalandırılıyor.

Azınlık olan, tehlikelere açık hâlde bulunan, her yıl onlarca nefret cinayetine dostlarını, arkadaşlarını, sevgililerini, ailesini kurban veren LGBT+’a kaygısızca nefret saçacaksınız, hedef göstereceksiniz, ve bu sizin “ifade özgürlüğünüz” olacak; fakat çoğunluk olan, dolayısıyla hiçbir şekilde marjinalize olma ihtimali bulunmayan Müslümanların ibadet işlerini dizayn etmekle sorumlu Diyanet’i eleştirmek suç olacak öyle mi? — fonda: gönülçelen, gönülçelen, aynı anda utanmadan: hem kırıcı, hem kırılgan

“İslamofobidir bu!” şeklinde ortalara dökülenlere de bu vesileyle Türkiye’de tanım gereği İslamofobi olmayacağını söylemek isterim. Kaldı ki ortada Müslümanlara dair bir sözel saldırı furyası, yazılmış bir yazı, edilmiş bir söz yok. Diyanet İşleri Başkanı’nın söylemine tepki var. Bu kadarı bile savcılıkların soruşturma açmasına neden olmuşken üstelik...

Sizin dinî hassasiyetleriniz, LGBT+ bireylerin canlarından daha değerli değildir.

Dinî inancınız gereği nefret üretmeniz, suçtur.

Kavramlara takla attırarak, faili olduğunuz suçu yansıtarak çamura yatmayı bırakın.

LGBT+’a yönelik her saldırının faili bu harladığınız nefret iklimidir. Diyanetİşleri Başkanı’nından, Cumhurbaşkanına, barolara soruşturma açan savcılıktan, nefret üreten gazetelere/ yazarlara, LGBT+ aktivizmini “terör örgütü” kategorisinde sayılması gerektiğini savunan yamyam akademisyene…

Suç işlediniz. Suçlusunuz.



Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
  10 Eylül 2016'da gözaltına alındı  
  22 Eylül 2016'da serbest bırakıldı  
  23 Eylül 2016'da tutuklandı  
  4 Kasım 2019'da hükümle serbest bırakıldı  
  12 Kasım 2019'da gözaltına alındı  
  13 Kasım 2019'da tutuklandı  

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design