2019 Türkiye’de podcast yılı olabilir mi?

Türkiye’de bırakın podcaster kavramını, henüz podcast’in ne olduğuna ilişkin bir ortaklık yok

SARPHAN UZUNOĞLU

11.01.2019

Dünyada podcast sektörü 2018 yılını aslında pek de ideal bir noktada tamamlamadı. BuzzFeed de dahil birçok büyük medya kuruluşu kimi podcast işlerini sürdürülebilir bulmadıkları için sonlandırdılar. Ancak malum, mecralar en kalabalık zamanlarını yaşarken de kriz yaşayabiliyorlar. Açıkçası podcast için de bu sene durum böyle oldu.
 
Nicholas Quah'ın NiemanLab'de yayınlanan 2019'da izlenilmesi gereken podcast trendlerine dair yazısında değindiği istatistikler ve gelişmeler, önümüzdeki dönemde podcast açısından hem ekonomik, hem demografik hem de teknolojik kategorilerde ortaya atılan birçok soruya yanıt olabilecek nitelikteydi.
 
Yazı temel olarak kitle, gelir modelleri ve mevcut deneyimler olarak özetleyebileceğimiz üç ayağa sahipti. Önce yazıdan öne çıkan noktaları sırasıyla derleyelim ve Türkiye özelinde meseleyi toparlamaya çalışalım.
 
Yazı öncelikle podcast'in eriştiği kitlelere yönelik şu istatistikleri derliyordu:

– Kanada'da, 18 yaşın üzerindeki ülke nüfusunun tahmini yüzde 28'i aylık podcast dinleyicileri olarak görülüyor.

– Avustralya'da, 12 yaşın üzerindeki ülke nüfusunun tahmini yüzde 18'i aylık podcast dinleyicileri olarak görülüyor.

– Britanya’da, 15 yaş üstü grup içerisinde 5,9 milyon kişinin haftalık podcast dinleyicisi olduğu tahmin ediliyor.

Peki Türkiye'de bu oran nasıl? Türkiye'de Youtube "patlaması" ve tabii Youtuber'ların popülerleşmesi, malum iki yıllık yasak dönemi gereği biraz geç yaşandı. Podcast'in önünde ise aslında hiçbir engel yoktu. Hattâ tek tük podcast denemeleri hep yapıldı. Şimdi ise elimizde yeterli bir istatistik yok. Benim de bir parçası olduğum Medyapod ağının deneyiminden ve diğer podcastçilerle yaptığımız konuşmalardan edindiğim ana izlenim şöyle: Türkiye'de henüz podcast'in ne olduğuna ilişkin bir ortaklık yok. Hattâ podcast "kültürümüze uygun mu" tartışması da bir yandan şaka yoluyla da olsa yapılıyor.
 
Aslında kamu radyosu kültürüyle öne çıkan İskandinavya ülkelerinin podcast'e ısınması hiç zor olmadı. Hattâ oradaki radyolar doğrudan podcast'e ve podcast kültürünün gelişmesine yatırımlar yaptılar. Üstelik bu yatırımlar yalnızca mevcut radyo programlarını soundcloud'a ya da benzer yerlere yüklemekten ibaret değildi, podcast formuna uygun özgün içerikler ürettirdiler ve alanda bir aktör olma niyetlerini ortaya koydular. Ve tabii etkili oldular da.
 
Türkiye'de şimdilerde kurulum aşamasında olan podiolab haricinde podcast kültürüne ilişkin araştırma yapan bir kurum yok. Akademik araştırmaların da bu alanda yoğun olduğunu söylemek güç. Aslında en basit şekilde söylemek gerekirse alan kaşiflerini bekliyor. Hem demografik hem teknik temelli araştırmalar için çok ciddi bir imkân var ortada. Ayrıca podcast piyasasını da henüz domine edebilmiş bir iş yok.
 
Türkiye'de radyo dinleyiciliği televizyon izleme davranışı kadar elbette yaygın değil. Buna bağlı olarak radyodan podcast’e evrim de öyle kolaylıkla olmuyor. Bunun için çok sayıda sebepten bahsedebiliriz. Ben birkaç tanesini kendimce şöyle sıralıyorum:

– Türkiye’de TRT tarafından yapılması beklenen yayıncılığın Ümit Kıvanç’ın geçtiğimiz günlerde yazdığı bir yazıda bahsettiği Türkiye’deki kamu anlayışı gereği doğrudan devlete terk edilmesi. Mevcut TRT yönetiminin de inovasyon konusunda ciddi sıkıntıları olması.

– Podcast türünün ifade özgürlüğü ve eser miktarda rahatlık gerektirmesi.

– Podcast türünün yaratıcılık, açıklık, çok seslilik olmadan bir işe yaramaması.

– Podcast türünün ekonomik modeli henüz oturmamış ve yatırım bekleyen bir tür olması.  

Gelir demişken Quah’ın yazısından devam edelim. Bu yazıdan öğreniyoruz ki Interaktif Reklam Bürosu denen kurum, podcastçiler için gelir kaynaklarının ne olabileceğine ilişkin önemli araştırmalar yayınlıyor. Genellikle gönüllü olarak araştırmaya katılan 19 podcast şirketinin sağladığı verilere göre ortaya çıkan sonuçlar 2017 için 257 milyon dolarlık bir gelir belirtirken, diğer şirketlerle birlikte toplam gelirin 314 milyon dolara yaklaştığı ifade ediliyor. Türkiye’de ise fonlar özelinde cılız bir ilgi olsa dahi reklamcılar dahil çoğu kesim kitlenin değerini belirleme ve istatistik elde etme alanındaki zorluklar gereği bu işlere pek açık değil. Spreaker ve benzeri podcast hosting platformlarının entegre reklam programları İngilizce ve ABD çıkışlı yayınlarla kısıtlı. Yani Türkiyeli podcast programcılarının kendi ekonomik modellerini yaratmak dışında, özellikle söz konusu reklam olduğunda, şansları yok. Abonelik ve #patreon gibi ağlara dayanan bağış kampanyaları muhtemel kurtuluşlar olarak öne çıkıyor.
 
Peki 2019’da podcast “patlar” mı? Son 6 ay içerisindeki hareketlilik gazetecilik alanına da yansıdı. Bizim Medyapod girişimimizin ardından çok sayıda haber odası bu alandaki girişimlerini hızlandırdı. Evrensel’in podcast atılımı bu konuda ilk oldu. Bu arada KKTC’de de Gazedda Kıbrıs podcast şovları yayınlamaya başladı. Aynı şekilde Medyascope da videolarından ürettikleri podcast parçalarını Spotify’a yüklemeye başladı.
 
Ben bu sene çok daha fazla girişimin alana gireceğini düşünüyorum. Ama bu bir patlama yılı olmayacak. Çünkü çoğu alanda olduğu üzere bu alanda da hepimiz belirli bir gelir modeli fikri olmadan işe girdik. Dahası podcast dinleyicisi olmadığı her hâlinden belli çok sayıda kişi podcast şovu yapmaya başladı. Podcast’in teknik ve içeriksel ihtiyaçlarını karşılamayan çok sayıda içerik podcast olarak sunuluyor. Podcast’in niş doğasını anlayamadan podcastçiliğe girişmek büyük sıkıntı. Özellikle habercilik alanından gelenlerin radyo tadındaki formatları mecraya uymayan, evergreen olmaktan uzak işler yapmaları “kötü değil”; ama sürdürülebilir bir ekonomi üretmeye de aday değil.
 
Nasıl yani derseniz, şöyle anlatayım. Henüz dinleme alışkanlığı oluşmamış bir türde içerik üretmenin en temel zorluğu “her dem taze” içerikler üretmektir. Tabii ki Türkiye’deki politik durum gereği sansür karşıtlarından ve benzeri aktivist gruplardan bağış almak mümkün; ama iyi dinleme istatistiklerine ve geniş kitlelere ulaşan gerçek podcast’ler (ki bu podcast nedir, Türkiye’de yapılanların çoğu neden aslında podcast değil şeklinde bir başka yazıyla tartışılmalı) oluşturmak ve yaymak zaman alacak. Elbette New York Times’ın The Daily’si de bir format ve haberdar olmak isteyen kitle için inanılmaz bir kaynak. Ama şimdilik böyle bir tempoda profesyonel içerik üretebilen kimse yok gibi. Günlük haberlerin üstünden geçen podcaster’lar var; ama video formatındaki saatlik programları mp3 olarak kaydetmek podcaster olmak değil. İnsanlara bunu anlatmamız gerekiyor. Podcast dakikası, kurgusu, kullanılan ses kayıt tekniği ile “başka bir şey”. Örneğin yine New York Times’ın The Caliphate isimli podcast serisine bakarsak kalıcı, her dem taze ve kalite bakımından neredeyse yarışılması imkansız bir işle karşılaşıyoruz. Türkiye’de araştırmacı gazetecilik alanı podcast’i “henüz” keşfetmedi. Keşfettiğinde işler iyice güzelleşecektir.
 
Türkiye’de şu an podcast alanına ilişkin bir “giriş seviyesinde birikim” oluşması gerekiyor. Bu konuda da bu işle ilgili üretim yapan herkesin, özellikle de gazetecilik mecralarının inisiyatif alması gerekiyor. Ayrıca önümüzdeki yıl podcaster olmak isteyenlere yönelik dijital kaynakların yanında atölyeler de düzenlememiz şart. 2019’u bir “yükseliş” değil ama kuluçka yılı olarak geçirirsek 2020’lerde podcast’in daha yerleşik ve kaliteli bir alan olmasını sağlayabiliriz.