Hillary’nin sağlığı ve Amerika’dan medya notları

Medya, Clinton’ın aralıksız kampanya yapmasını tatil hakkı boyutuyla ele alsa da adayın görünüşü ve yaşı kadınlara yönelik bir takıntıyla vurgulanıyor

ASLI TUNÇ

24.09.2016

Hillary’nin sağlığı ve Amerika’dan medya notları

 

Medya, Clinton’ın aralıksız kampanya yapmasını tatil hakkı boyutuyla ele alsa da adayın görünüşü ve yaşı sadece kadınlara yönelik bir takıntıyla vurgulanıyor

 

Son iki haftamı Amerika’nın doğu yakasındaki ilerici ve Demokrat Parti yanlısı iki kentte geçirdim.  Medya ve seçim kampanyası bağlamındaki gözlemlerimi kafamda tazeyken sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Aslında televizyondaki sırf erkek tartışma programları üzerine yazdığım son yazı epeyce ses getirdi. Genel bir memnuniyetsizliği dillendirdiğimi görüp doğrusu çok sevindim. Yazıdan sonra gelen olumlu ve olumsuz eleştirileri, sosyal medya tepkilerini ve yorumlarını bir sonraki yazıma bırakıyorum çünkü o tartışma Türkiye’ye özgü tam bir curcunaya dönüştü. Anlı şanlı köşe yazarlarından “Aptal kutularında kadın tartışmacı da isteyenler hazırdaki erkekler kadar cahil, hödük ve bir de küstah kadınlar seyretmeyi mi arzuluyorlar?” yorumlarından tutun da başka konulara aynı duyarlılığı göstermediğimi iddia eden kişisel hakaret mesajlarına kadar tepkiler çeşitli. Çok sayıda olumlu ve destekleyici mesaj ise umut verici. Neyse, şimdilik bu konunun devamını bir sonraki yazıma bırakıp Amerika’dan medya notlarıma geri döneyim.

ABD kanımca Obama ve Bill Clinton dönemlerine kıyasla son derece sönük bir seçim kampanyası yaşıyor. Kamuoyu yoklamaları özellikle eğitimli kesimin sandığa gitmeye son derece isteksiz olduğunu gösteriyor çünkü her iki Başkan adayından da haz etmiyorlar. “Beterin beteri var” diye gönülsüzce Hillary Clinton’a oy verecek genç kitlenin sayısı azımsanmayacak kadar fazla.

Oy vermenin havalı gözükeceği algısını yaratmak için ise büyük bir çaba var Amerika’da. Ne de olsa her şey imaj. Gençleri sandığa gitmenin “cool” olacağına inandırmak için Madonna gibi şöhretlerin kullanıldığı kampanyalar yapılıyor. “Rock the Vote” kampanyası bunların en başta geleni. Popüler isimlerin, herkesin sevdiği sporcuların dans ederek oy kullanacaklarını söyledikleri videonun katılım oranlarını birkaç puan oynattığı yazılıp çiziliyor. Bu çaba kuşkusuz potansiyel Demokrat Parti yani Clinton seçmenleri için. Trump zaten 35 yaş altı genç seçmen kitlesini gözden çıkarmış vaziyette. Hatta geçenlerde Trump bir mitinginde onu protesto eden gence “Hadi evdeki annene git. Onun Trump’a oy verdiğini göreceksin” diye bağırmıştı. 

Amerika’da bulunduğum süre içinde medyada tartışılan en büyük mesele, 11 Eylül anma törenlerinde fenalaşıp sendeleyen Hillary Clinton’ın sağlığıydı. Zatürre teşhisi konan Clinton’ın sağlığı, yazılı ve görsel medyaya müthiş bir malzeme oldu. Sosyal medya her zamanki gibi zırvalık dolu komplo teorilerini dolaşıma sokuverdi. Clinton’ın aslında bir dublörü olduğu ve kimseye belli etmeden gizlice hastaneye götürüldüğü yazıldı. Bir diğer komplo teorisi ise aslında Clinton’ın nörolojik tetkiklerden geçemediği ve Parkinson hastası olduğuydu. 

Sosyal medya ya da bulvar gazetelerindeki iddiaların ciddiye alınır tarafı olmasa da ana akım medyanın durumu da oldukça vahimdi. Genel inanış olarak ABD Başkanı’nın sağlık sorunu olamazdı bir kere. Çakı gibi olmalıydı ki Hillary bu konum için zaten yaşlı bulunuyordu. Bu nedenle yaş ve cinsiyet konuları ayrımcılık sosuyla epeyce servis edildi medyada. Trump bu durumu sonuna dek kullandı ve her yaptığı mitingde ne kadar sağlıklı olduğunu vurguladı ve “Bakın burada bir saattir ayakta duruyorum. Hillary olsa duramazdı” diye seçmenlerini iyice kışkırttı. 

Medya, Clinton’ın hiç ara vermeksizin kampanya çalışmalarını sürdürmesini tatil hakkı gibi farklı boyutlarıyla ele alsa da adayın fiziksel görünüşü ve yaşı ancak kadınlara uygulanan bir takıntıyla vurgulanıp durdu. Antibiyotik tedavisiyle kolayca geçecek basit bir üşütme bambaşka boyutlara taşındı. Televizyon kanalları Clinton’ın aylar evvel hafif öksürürken görüntülerini arka arkaya verip aslında daha ciddi bir hastalığı sakladığını ima ettiler. Yoksa Clinton fiziksel olarak Başkanlığa uygun değil miydi? 

Gece yarısı eğlence programlarının baş espri konusu yine Demokrat Parti adayının sağlığıydı. Clinton’ın doktoru tıbbi raporları yani adayın ailesinin medikal geçmişini, aldığı ilaçları, test sonuçlarını, son ne zaman tıbbi tetkiklerde bulunulduğunu 2015 yılında Amerikan halkına açıklamıştı. Konu Amerikan Başkanlığı olunca tıbbi mahremiyet diye bir şey söz konusu olamıyordu, tabii. Fiziksel koşullarınıza ait bilgiler saydam olmalı ve her türlü kanıt halkla paylaşılmalıydı. 

Velhâsıl benim gözlemlediğim kadarıyla son iki haftadır Amerikan medyasının en fazla konuştuğu, komplo teorisi ürettiği, ekranlarda tartıştığı ve gece yarısı programlarda dalga geçtiği konu Hillary Clinton’ın sağlığıydı. Türkiye’ye döndüğümde ise Amerikan medyası politik dedikoduları bir kenara bırakmış çoktan Brad Pitt ve Angelina Jolie boşanmasıyla çalkalanıyordu.