Demokrasi Platformu’nun ‘Adalet Hemen Şimdi’ başlığıyla düzenlediği 2. Bahar Konferansı 7 Haziran günü İstanbul’da gerçekleştirildi. Fotoğraf: Elif Akgül

Demokrasi Platformu 2. Bahar Konferansı: Yargı sistemini düzeltmek için ne yapmalı?

Demokrasi Platformu’nun 2. Bahar Konferansı’nda hukukun üstünlüğünün kalmadığı bir ortamda, hukukun yeniden tesisi için yargıda hangi adımların atılması gerektiği tartışıldı

ELİF AKGÜL

08.06.2026

Demokrasi Platformu’nun ‘Adalet Hemen Şimdi’ başlığıyla düzenlediği 2. Bahar Konferansı 7 Haziran günü İstanbul’da gerçekleştirildi.

Eski Kültür ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in açılış konuşmasını yaptığı konferansta eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yanı sıra, Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevtap Yokuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski hukuk danışmanı Prof. Dr. İzzet Özgenç ve Av. Figen Çalıkuşu’nun da aralarında yer aldığı çok sayıda hukukçu konuşmacı olarak yer aldı.

Konferansta Türkiye’de yargının geçirdiği değişimler, siyasetin yargıya müdahalesi ve çıkış yolları konuşuldu. Konferansın açılış konuşmasını yapan Çelik cezaevlerinin kalabalıklığına dikkat çekerek, binlerce insanın ‘terörle mücadele kanunu’ kapsamında hüküm giydiğini hatırlatarak “Yüz binlerce terör hükümlüsünün olduğu bir ülkeden bahsedebilir miyiz” diye sordu.


Prof. Yokuş: Herkes için demokrasi istemeliyiz

Konferansta ilk sözü alan Prof. Dr. Sevtap Yokuş, “demokrasi ilkelerinin” anayasa ile belirlendiğini belirterek “Anayasalar iktidarları sınırlarlar, yurttaşların iktidarların dokunamayacağı hak ve özgürlüklerini belirlerler,” dedi.

“Biz aslında geçmişten bugüne anayasalarımız yoluyla demokrasiyi inşa ederken bu cumhuriyetin demokratikleşme fikrini bir yana bıraktık” diyen Prof. Yokuş, 2001’den itibaren yasal alanda olumlu bir sürecin başladığını, 2004 yılıyla birlikte AİHM kararlarının üstünlüğü ilkesinin getirildiğini ifade etti.

“2017’de cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin gelmesiyle iktidarın paylaşıldığı değil, bir arada toplandığı bir sisteme geçildi” diyen Prof. Yokuş, tüm bu gerilemeye rağmen “bugün Terörsüz Türkiye ile bir fırsat oluştuğunu” ifade etti. “Bu ülke ancak herkes için demokrasiyi talep ettiğinde demokrasiye ulaşacak” diye sözlerini sürdüren Prof. Yokuş, “Niyeti sorgulamadan, süreci küçümsemeden olumlu bir başlangıç yapılabileceğine inananlardanım. Eğer herkes için demokrasi diyorsak, bugüne dek en çok ihmal ettiğimiz, insan hakları alanında en çok mağdur ettiğimiz kesimlerin haklarıyla başlamak neden iyi bir yol olmasın” ifadelerini kullandı.


Av. Çalıkuşu: İktidar terminatör gibi hukuku paramparça etti

Prof. Yokuş’un ardından konuşan hukukçu Figen Çalıkuşu, “Adalet duygusuzluğunun olduğu yerde insanlar adaletsizliğe alışmaya başlar. Bir siyasi iktidarın terminatör gibi davranarak hukuku paramparça etmesi normal değil. Türkiye artık adalet mekanizması açısından bir güvenlik limanı olmaktan çıkmıştır,” diye konuştu.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın ve Can Atalay’ın hâlâ hapiste olduğunu hatırlatan Çalıkuşu, “Bu ülkede eğer 500 bin kişi terörden hüküm giyiyorsa, beraat eden KHK’lılar hala işlerine dönemiyorsa, Cumartesi Anneleri 31 yıldır kaybolan yakınlarını arıyorsa ve Anayasa’ya uymak üzerine yemin etmiş vekiller Meclis raporunda ‘Anayasa’ya uyulsun” uyulmadığını kayıt altına alıyorlarsa, bırakın hukuku devletin ruhu da rahmetli olmuş demektir” ifadelerini kullandı.


“Bağımsız bir başsavcılık kurumu hayata geçmeli”

“Adaleti bir silah olarak değil kalkan olarak kabul etmemiz gerekiyor” diyen Çalıkuşu, “Nasıl bir yargı kurumu inşa edilmeli” sorusuna ise şu cevabı verdi:

“Şüphesiz anayasa değişikliği gerekli. Olmazsa olmaz ve radikal bir reform için bağımsız bir başsavcılık kurumuna geçilmesi acil ve zorunlu bir gerekliliktir. Yargı bağımsızlığı dediğimizde sadece hâkimlerin ve mahkemelerin bağımsızlığından bahsediyoruz genelde ama orada savcı da var. 15 Temmuz sonrası savcılar öyle iddianameler yazdı ki o iddianameler hüküm olarak çıktı. Savcılar bu dönemin patronu oldu. Çağdaş hukuk sisteminde özerk savcılık çok önemli görülüyor. Bağımsız olduğunda yasama ve yürütmenin siyasi etkisinden kurtuluyor, talimat almıyor. Talimat varsa, Adalet Bakanı o talimatı yazılı olarak vermek zorunda kalıyor. Soruşturmalar adil yargılanma ilkesine uygun şekilde başlıyor, hâkimleri de daha bağımsız bir zemine çekiyor.”

“Liyakat de çok esaslı bir konu” diyen Çalıkuşu, “Partili cumhurbaşkanlığı sisteminde liyakatin yerini partili olmak aldı. Hâkimler Kurulu’nu da Adalet Bakanı’ndan ve Bakan Yardımcısı’ndan ayırmamız, Hâkimler Kurulu’nu yürütmenin etkisinden koparmamız gerekir. Hâkimler kurulunu hâkimler kendileri seçmeli,” dedi.


Kılıç: Sorunların temelinde yargı organlarının kararı var

Çalıkuşu’nun ardından konuşan eski AYM Başkanı Haşim Kılıç, görev süresi boyunca çok defa siyasi kapatma davalarını incelediklerini aktardı.

“Bugün bir siyasi parti kapatma davası gelirse ne olur, onu bilmiyorum ama en son gelen siyasi parti (DEM Parti) kapatma davası sonuçlanmadı, bakılmadı” diyerek şöyle devam etti:

“Bundan dolayı bir parti liderimiz (Devlet Bahçeli), Anayasa Mahkemesi’ne, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na inanılmaz hakaretler ederek, inanılmaz ithamlarda bulunarak bu partinin kapatılması gerektiğini ifade etti. Bizim Anayasa Mahkemesi’nde bu bir gelenek hâline gelmişti. Seçimlere yakın bir dönemde açılanlara pek bakmazdık biz. Çünkü bu adil olmazdı. Seçime bir yıl kalmış, siz bir parti hakkında kapatma davası açıyorsunuz. Sanıyorum, arkadaşlarımız da buradan hareketle bu siyasi partinin kapatılmasıyla ilgili davayı biraz ertelediler. Doğrusu, iyi ki ertelemişler. O bağırıp çağıranlar, mahkemeye hakaret edenler, şimdi o partiyle çok daha güzel ilişkiler kurarak ülkeyi kurtarmaya çalışıyorlar. Biz bundan memnunuz. İyi de oldu.”

“Türkiye Cumhuriyeti yargısı, Cumhuriyet’in hiçbir döneminde bağımsız ve tarafsız olamadı” diyen Kılıç, “İstiklal Mahkemeleri’nden, 61 Darbesi’nden, 12 Eylül Darbesi’nden, 12 Eylül’de kurulan mahkemelerin yaptıklarından uzun uzun bahsetmek mümkün. Odak noktasında hep yargı var. Yani sorunların çıkmasında, büyümesinde maalesef yargı organlarının kararları var,” diye konuştu.

Konferansın açılış konuşmasını eski bakan Hüseyin Çelik yaptı. Fotoğraf: Elif Akgül


“Yüzde 47 alan partiyi kapatmak için 450 gazete küpürü gösterdiler”

Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Refah Partisi’ne yönelik kapatma davaları sürecinde Recep Tayyip Erdoğan’ın ön plana çıktığını hatırlatan Kılıç, şöyle devam etti:

“2007 yılında AK Parti’nin kapatılmasıyla ilgili bir dava açıldı ve önümüze kondu. Bu AK Parti ile ilgili açılan davada başsavcı 487 delil sundu. Biz bu 487 delilin 450 küsurunu bir çırpıda kenara attık ve sadece 30’a yakın delil kaldı. Ne kadar gazete kupürü varsa hepsini toplamış, getirmiş önümüze. Doğrudur, yanlıştır; ben orayı tartışmıyorum. Partinin ne kadar iyi olduğu ya da ne kadar kötü olduğu beni ilgilendirmiyor, ama neticede yüzde 47 oy almış bir partinin kapatılması için önümüze gazete kupürleri getirdiler. Sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi gündeme geldi. Abdullah Gül’ü aday gösterdiler. Gül’ün eşinin başörtüsü gündem oldu. TBMM’de bir oylama yapıldı ve bu oylama Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Başörtüsü konusu, bugünkü siyaseti ortaya çıkardı.”

Kılıç sözlerini şöyle sürdürdü: “2010 Anayasa değişikliği bu ülkenin makas değiştirdiği yıldır. Yargı vesayetine, askeri vesayete son verildi, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun yolu açıldı.” Ancak 2010’da üye sayısı 17’ye çıkarılan AYM’nin daha sonra 15 üyeye indirildiğini belirten Kılıç, “Bugün üyelerin çoğunluğunu Cumhurbaşkanı atıyor, gerisini Meclis seçiyor. Meclis’in seçtiklerini de yine iktidar partisi belirliyor. Bu durumda AYM’den adalet bekleniyor” dedi.

Anayasa Mahkemesi’nin çoğulcu bir yapıya sahip olması gerektiğini söyleyen Kılıç, “AYM’nin 15 üyesi var; 15’i de erkek. Geçen gün yoksulluk nafakasındaki süresiz ifadesine ilişkin iptal kararı çıktı. Toplumun yarısı kadın ama AYM’de nafaka konusunu kadınların açısından anlatacak tek bir kişi yoktu,” dedi.


“Yargıdaki tüm seçimler kaldırılmalı”

Kılıç, “Ne yapmalı?” sorusuna ilişkin olarak ise “Yargıdaki tüm seçimler kaldırılmalıdır” şeklinde yanıt verdi: “Bu seçimleri kaldırmadığınız sürece siyasetle ilgisini kesemezsiniz. Sayın Cumhurbaşkanı, bu 15 kişiyi kendi mahallesinden seçti, ama oraya başka bir partiliyi oturtun, o da kendi siyasetinden seçecektir. Bu nedenle hiçbir kuruma seçme yetkisi verilmemelidir. Seçimin her girdiği yerde siyaset vardır. O nedenle, biz liyakatlı, erdemli insanları bulan anlayış gelinceye kadar seçimleri kaldırmalıyız.”


Prof. Özgenç: Direnmeyi öğrenmemiz gerekiyor

Son sözü alan Prof. Dr. İzzet Özgenç ise 2004’te idamın kaldırılıp yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının getirildiği yasayı yazma sürecinde görev aldığını aktardı. O dönemde “şartlı tahliye olasılığının bulunmamasının yanlış olduğunu” savunduğunu anlatan Prof. Özgenç, buna rağmen yasanın bu şekilde geçtiğini ve 18 Mart 2014’te AİHM’in Abdullah Öcalan kararında ihlal kararı verdiğini söyledi.

“Yanlışlar karşısında nasıl bir yol izlemeliyiz?” sorusuna cevap arayan Prof. Özgenç, “Kamu gücü kullanılarak gerçekleştirilen uygulama bir haksızlık oluşturmakla birlikte suç olmayabilir. Böyle bir durumda direnme hakkı devreye girer,” dedi.

“Sadece bir işi tasvip etmemek direnme hakkı değildir; o uygulamanın önüne geçecek bir etkinlikte kolektif bir şekilde dile getirmek gerekir” diyen Prof. Özgenç, “Örneğin bir üniversitenin faaliyetine son verildiyse o üniversitedeki öğrenciler ve akademisyenler üniversiteyi terk etmemeli. Bizim direnmeyi öğrenmemiz gerekiyor” diye konuştu.