İnternette yeni dönem: Yetki BTK’den çıktı, sansürün komuta merkezi değişti
BTK’nin internet üzerindeki bazı yetkileri Siber Güvenlik Başkanlığına devredilirken, yeni düzenlemeyle müdahale alanı da genişliyor. Uzmanlar “yeni komuta merkezi”nin internet üzerindeki denetimi daha da sıkılaştıracağına dikkat çekiyor
27.08.2026
Türkiye’de internet alanında erişim engelleme, içerik çıkarma, bant daraltma ve sosyal medya platformlarına yönelik yaptırım yetkileri Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (BTK) Siber Güvenlik Başkanlığına aktarıldı.
İfade özgürlüğü savunucularına göre, 24 Temmuz’da Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan düzenlemeyle birlikte, yalnızca mevcut bazı yetkilerin bir kurumdan diğerine devredilmedi, Siber Güvenlik Başkanlığına yeni müdahale alanları da açılmış oldu. Düzenleme uyarınca Başkanlık, “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde” güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine ya da resen tedbir belirleyebilecek; bu tedbirler işletmecilere, erişim sağlayıcılara, veri merkezleri ile içerik ve yer sağlayıcılara bildirilecek ve en geç iki saat içinde uygulanacak. Karar daha sonra sulh ceza hakimliğinin onayına sunulacak.
İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), düzenlemeyi “dijital itaat rejiminin yeni komuta merkezi” olarak nitelendirirken, hukukçu Prof. Dr. Yaman Akdeniz ise bunun basit bir “kurumlar arası devir” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Akdeniz’e göre düzenlemeyle BTK’nin bazı yetkileri aktarılırken aynı zamanda yetki alanı genişletiliyor; özellikle bant daraltma konusunda Elektronik Haberleşme Kanunu’nda yapılan değişiklik yeni bir müdahale mekanizması yaratıyor. Akdeniz, yeni yetki tesliminin ilk izlerini bilhassa gazeteci, kadın ve LGBTİ+ örgütlerinin X hesaplarına yönelik “Türkiye’den görüntülenmesinin engellenmesi” uygulamalarında görülebildiğine dikkat çekiyor.
Hangi yetkiler devredildi?
3 Temmuz 2026’da TBMM Başkanlığı’na sunulan “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile başlayan süreç, 24 Temmuz’da düzenlemenin Genel Kurul’da kabul edilmesiyle tamamlandı. Düzenlemeyle birlikte Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, 5651 sayılı yasa, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu ve 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Bu değişikliklerle internet alan adı ve internet altyapısının yönetimi ile iletişimin tespiti ve analizi gibi alanlardaki bazı görev ve yetkilerin Siber Güvenlik Başkanlığı çatısı altında toplanması öngörüldü.
Ancak düzenlemenin kapsamı yalnızca kurumun ve personelin değiştirilmesinden ibaret değil.
Kabul edilen teklifle birlikte Elektronik Haberleşme Kanunu’na “Başkanlığın yetkisi ve idari yaptırımlar” başlıklı yeni bir madde ekleniyor. Buna göre, internet alan adlarına ilişkin strateji ve politikaları belirleme ve düzenleme yetkisi Siber Güvenlik Başkanlığına veriliyor.
Daha kritik düzenlemelerden biri ise “gecikmesinde sakınca bulunan haller” için getiriliyor.
Başkanlık, Anayasa’da haberleşme hürriyeti bakımından öngörülen gerekçelerden birinin veya birkaçının bulunması halinde, güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine veya resen alınması gereken tedbirleri belirleyebilecek. Başkanlık tarafından alınan kararlar işletmecilere, erişim sağlayıcılara, veri merkezlerine ve ilgili içerik ve yer sağlayıcılara bildirilecek.
Kararın, bildirimden itibaren en geç iki saat içinde yerine getirilmesi gerekecek. Karar 24 saat içinde sulh ceza hakimliğinin onayına sunulacak. Hakim 48 saat içinde kararını açıklamazsa tedbir kendiliğinden ortadan kalkacak. Yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere ise ihlal başına 20 bin TL ile 100 bin TL arasında idari para cezası uygulanabilecek.
İfade Özgürlük Derneği (İFÖD), 13 Temmuz’da yayımladığı açıklamada düzenlemenin “salt bir kurumsal uzmanlaşma işleminden ibaret olmadığı” değerlendirmesini yaptı. Derneğe göre erişim engelleme, içerik denetimi ve altyapıya müdahale yetkileri, piyasa düzenleyicisi bir kurumdan güvenlik ve istihbarat mimarisiyle ilişkili bir yapıya aktarılıyor.
“Sadece bir yetki devri meselesi değil”
Hukukçu Yaman Akdeniz, düzenlemenin yalnızca BTK’nin bazı yetkilerinin Siber Güvenlik Başkanlığına devredilmesi olarak okunamayacağını belirtiyor.
“Kabul edilen kanun sadece bir kurumdan diğerine yetkilerin devredildiği anlamına gelmiyor. Kaldı ki Siber Güvenlik Başkanlığı yeni bir kurum değil. Siber Güvenlik Kanunu ilk gündeme geldiğinde Başkanlık zaten kurulmuştu. Hatta yasa çıkmadan önce kurulmuştu” diyen Akdeniz, düzenlemenin iki ayrı boyutu bulunduğunu, bunlardan ilkinin mevcut yetkilerin aktarılması, ikincisinin ise bazı yetkilerin genişletilmesi olduğunu söylüyor:
“Burada sadece BTK’nin devredilmesi değil, bazı yetkilerin de genişletilmesi söz konusu. Biz dernek olarak uzun süredir bant daraltma konusundaki gelişmeleri takip ediyoruz. Bu yetki 5651 sayılı Kanun’da değil, Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 60/A maddesinde yapılan değişikliklerle bağlantılı. Burada da yetki genişletildi, hatta yetkinin sınırları bakımından bir sulandırma söz konusu.”
Kanunda yer alan iki saatlik uygulama süresinin de bu yeni yapının önemli parçalarından biri olduğunu belirten Akdeniz, “Sosyal medya platformlarına ilişkin kararların iki saat içinde uygulanması öngörülüyor. Hem mevcut altyapıyı sıkılaştırdılar hem de yeni ve sınırları belirsiz bazı yetkiler verdiler. Dolayısıyla burada yeni bir kurumla değil, yetki alanı genişletilmiş yeni bir idari yapı ile karşı karşıyayız” ifadelerini kullanıyor.
İFÖD de benzer bir değerlendirmeyle Başkanlığa “mevcut rejimi aşan, içeriği ve sınırları belirsiz yeni müdahale yetkileri” verildiği eleştirisini yaptı.
Akdeniz, yeni düzenlemeyi internet üzerindeki devlet denetiminin son aşaması olarak değerlendirirken, bu sürecin son birkaç yıla ait olmadığını belirtiyor:
“İnternet ve dolayısıyla sosyal medya kullanımının daha sıkı şekilde denetlenmesi uzun yıllardır hükümetin gündeminde. Gezi olaylarının ardından, 17-25 Aralık soruşturmalarının sonrasında, özellikle 2014 başından itibaren ciddi bir sıkılaştırma başladı.”
5651 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerle kişilik hakları ve özel hayat gerekçesiyle erişim engelleme mekanizmalarının genişletildiğini hatırlatan Akdeniz, yaklaşık 10 yıl içerisinde farklı hukuki araçların devreye sokulduğunu belirtiyor.
Bant daraltma uygulaması
Akdeniz, bant daraltma uygulamalarının da bilhassa farklı toplumsal ve siyasal olayların ardından gündeme geldiğini işaret ederek “Bant daraltmayı Beyoğlu’ndaki terör saldırısının ardından, 6 Şubat depremlerinin sonrasında, TUSAŞ saldırısının ardından, 19 Mart protestoları sırasında ve eylül ayında CHP binasının ablukaya alınması sürecinde takip ettik” diye konuştu.
İFÖD’ün EngelliWeb 2025 raporu da 2025 yılında bant daraltma uygulamasının, özellikle 19 Mart sürecinde, önemli bir araç haline geldiğini belirtiyor.
Rapora göre seçilmiş İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart 2025’te, İstanbul genelinde X, Instagram, Facebook, TikTok, YouTube, Twitch, WhatsApp, Telegram ve Signal gibi platformlarda yaklaşık 42 saat süren bant daraltma uygulandı. Raporda uygulamanın daha önceki örneklerden farklı olarak Signal gibi şifreli iletişim uygulamalarını da kapsadığı ve bu nedenle müdahalenin sosyal medya platformlarıyla sınırlı kalmadığı belirtildi.
Aynı rapora göre 7 Eylül 2025’te CHP İstanbul İl Başkanlığının polis ablukasına alınmasının ardından da X, Instagram, YouTube, TikTok, Facebook, WhatsApp, Telegram ve Signal’e yaklaşık 21 saat boyunca bant daraltma uygulandı.
19 Mart’tan sonra görünmez olan hesaplar
Sosyal medya platformlarına ilişkin ikinci önemli başlık ise hesapların Türkiye’den görünmez hâle getirilmesi.
Özellikle X platformunda bu uygulamanın 19 Mart 2025 sonrasında yoğunlaştığını belirten Akdeniz, “İki saatlik uygulama yürürlüğe girdiği için sosyal medya platformları açısından yeni bir durum oluşuyor. Bunun en belirgin örneklerinden biri X. Ancak bu uygulama yeni değil. 19 Mart 2025 sürecinden bu yana X’te daha fazla hesabın Türkiye’den görünmez kılındığını görüyoruz” diyor.
İFÖD’ün EngelliWeb 2025 raporuna göre 19 Mart sürecinde sosyal medya hesaplarına yönelik toplu engellemeler uygulandı. Raporda öğrenci inisiyatifleri, kadın örgütleri, bağımsız gazeteciler, hak savunucuları, sanatçılar ve muhalif siyasetçilerin hedef alındığı belirtildi.
Akdeniz, bu uygulamaların 2026’da da devam ettiğini belirtiyor.
“2025’teki ihlalleri içeren ‘Dijital Sıkıyönetim’ raporunda, özellikle kadın örgütlerinin ve öğrenci gruplarının 19 Mart sürecinde ilk defa toplu şekilde engellendiğini ortaya koymuştuk. Bir yıl sonra, bu yıl Haziran ayı başında yine çok sayıda kadın örgütünün ve kadın aktivistin hesabı topluca engellendi.”
Demirhan: “Önce engelleyip sonra kitabına uyduruyorlar”
Gazeteci Ali Ergin Demirhan da sosyal medya hesaplarına yönelik müdahalelerde karar mekanizmasının kendisine bildirilmediğini söylüyor.
“Benim ilk engellenen hesabım hakkımda bir BTK kararı yok. Hesabım engellendikten sonra X’e sordum, yanıt gelmedi. Avukatlarım üzerinden BTK’ye de sordular. BTK ‘bizim böyle bir eylemimiz yok’ diyor.”
Demirhan, bu durumun kendisi açısından yalnızca bir sosyal medya hesabının engellenme meselesi olmadığını belirtiyor:
“Burada keyfiyetle ilgili bir durum var. Uygulama ve yasa yok, yasal işleyiş yok. Önce uyguluyor, sonra kitabına uyduruyor. Artık kitabına uydurma ihtiyacı da duyulmuyor.”
Demirhan’ın hesabı NATO Zirvesi döneminde engellendi.
“Bir bahane oldu ve prova yaptılar” diyen Demirhan, “Kategori kategori belli siyasi çevreler, İslami çevreler, sosyalistler ve daha sonra LGBTİ+ hareketi gibi belli listeler yapılmış ve peş peşe engellenmiş. Burada ne yazıldığına, sosyal medyanın nasıl kullanıldığına bakılmaksızın toplumsal kategorize etme yapılıyor ve sosyal medya yasaklanıyor” diyor.
Kadın ve LGBTİ+ hesaplarına yönelik sansür dalgası
Sosyal medya hesaplarının toplu biçimde engellenmesinde kadın örgütleri ve LGBTİ+ oluşumları da son dönemde öne çıkan gruplar arasında.
İFÖD, 19 Mart 2025 sonrasında çok sayıda kadın örgütünün X hesaplarının erişime engellendiğini duyurmuştu. Engellenen hesaplar arasında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Üniversiteli Feminist Kolektif, Feminist Gündem, Mor Dayanışma, Ekmek ve Gül, Kampüs Cadıları, Kadın Savunma Ağı, Kadınlar Birlikte Güçlü, Eşitlik İçin Kadın Platformu ve Sosyalist Kadın Meclisleri bulunuyordu.
İFÖD’ün EngelliWeb 2025 raporunda, LGBTİ+ alanında faaliyet gösteren Kaos GL’nin internet sitesi ve sosyal medya hesaplarının da 2025 Haziran ayında topluca erişime engellendiği kaydedildi. Rapora göre İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğinin 21 Haziran 2025 tarihli kararı ve İstanbul 12. Sulh Ceza Hakimliğinin 26 Haziran 2025 tarihli kararıyla, Kaos GL’nin internet sitesi ve sosyal medya hesapları erişime engellendi.
2026’da da benzer uygulamalar devam etti.
İFÖD’ün 27 Haziran tarihli duyurusuna göre 19 Haziran’da çok sayıda LGBTİ+ ve kadın örgütünün X hesabı “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle Türkiye’den görünmez hale getirildi. 27 Haziran’da yayımlanan listede ise İstanbul Trans Onur Haftası, Türkiye Gazeteciler Sendikası Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu, Queer Şair Kadınlar İçin Açık Mikrofon ve EHP’li LGBTİQ+’lar gibi hesaplar yer aldı.
Bağımsız gazetecilik de aynı mekanizmanın kıskacında
İFÖD raporuna göre 2025’te erişim engellemeleri yalnızca sosyal medya hesaplarına yönelik değildi. Bağımsız haber kuruluşlarının internet siteleri, gazetecilerin sosyal medya hesapları ve YouTube kanalları da “millî güvenlik ve kamu düzeni” gerekçeleriyle erişime engellendi.
Rapora göre 2025’in ilk günlerinde Siyasi Haber’in alan adı Ankara 10. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla engellenirken aynı gün Mezopotamya Ajansı, JinNews, Yeni Yaşam ve Siyasi Haber’in X, Instagram, Facebook, TikTok ve YouTube hesapları Türkiye’den görünmez hale getirildi. 8 Ocak’ta ise Alınteri, ETHA, Devrimci Demokrasi, Gazete Patika, Kızıl Bayrak, Özgür Gelecek, Umut Gazetesi ve Yeni Demokrasi gibi yayınların alan adlarına yönelik toplu erişim engelleme kararı verildi.
İFÖD’ün raporunda 2025 boyunca toplam 232 bin 441 alan adının Türkiye’den engellendiği, bunların 196 bin 570’inin 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesi kapsamında BTK Başkanı tarafından engellendiği belirtildi.
“‘Millî güvenlik’ başlıklı 8/A maddesi torba hüküm gibi kullanılıyor”
Akdeniz, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesinin kullanımına da dikkat çekiyor:
“Kişilik hakları ihlalleriyle ilgili 9. maddenin iptalinden sonra 8/A maddesi torba hüküm gibi kullanılmaya başlandı. İçine her şey girebiliyor. O maddenin uygulaması zaten sorunluyken ve Anayasa Mahkemesi tarafından da tespit edilmişken, şimdi keyfi şekilde kullanılıyor.”
“Fiilden kişiye gidilmiyor, doğrudan kişiye gidiliyor”
Demirhan, hesapların belirli bir içerikten dolayı değil, kullanıcıların geçmiş faaliyetleri veya politik kimlikleri nedeniyle kategorize edildiğini savunuyor.
“Bir hesabın ne yaptığına bakılmadan, hangi kategoride değerlendirildiğine göre işlem yapılabiliyor. Yeni hesap açıyorsun, askıya alınıyor. Kimliğinle, bütün yasal gereklilikleri yerine getirerek başvuru yaptığında bile X cevap vermiyor.”
Akdeniz de hesap bazlı erişim engellemelerinde benzer bir sorun bulunduğunu belirtiyor:
“Kararda hesap adı yazıyor. Hangi içeriğin gerekçe olduğunu bilmiyorsun. Dün yazdığım bir şeyden mi, üç yıl önce yazdığım bir şeyden mi karar verildiğini bilmiyorum.”
“Her engellenen hesapla ilgili olarak soruşturma açılmıyor” diyen Akdeniz, “Kapatılan bir dernek ya da engellenen bir aktivist hakkında mutlaka ayrıca bir soruşturma da bulunmuyor. Dolayısıyla ‘hangi içeriğim nedeniyle bu yaptırım uygulandı?’ sorusunun cevabını almak mümkün olmayabiliyor” diyor.
Gözaltı sayısında üç kata yakın artış
İFÖD’ün raporuna göre, 2025 yılında sosyal medya hesaplarına yönelik adli ve idari müdahalelerde de artış kaydedildi. Rapora göre hakkında işlem yapılan hesap sayısı 2024’te 198 bin 364 iken, 2025’te 257 bin 481’e yükseldi. Kullanıcıları tespit edilen hesap sayısı ise 86 bin 170’ten, 162 bin 298’e çıktı. Sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan kişi sayısı 3 bin 317’den 8 bin 471’e yükselirken, tutuklananların sayısı ise 384’ten 496’ya çıktı.