İfade özgürlüğüne “spekülasyon” suçlaması

Borsada yaşananlar yüz binlerce yurttaşı mağdur ederken konuya ilişkin eleştirel paylaşımda bulunan X hesapları kapatıldı. Kararda, hesapların “spekülasyon” yaptığı vurgulandı. Ancak hukukçular bunun bir dayanağı olmadığını belirtiyor. Akıllardaki soru ise; “spekülasyon” suçlaması ifade özgürlüğünü kısıtlayan yeni araçlardan birisi mi oluyor?

RIFAT KIRCI

28.09.2026

 

Türkiye belli aralıklarla “finansal vurgun” haberleriyle çalkalanıyor. Yüz milyarlarca liralık fonlar bir günde kumdan kale gibi dağılırken, yüz binlerce yurttaş parasını birkaç saat içinde kaybediyor. Ancak bu kez ekonomik kriz, yoksulluk ya da yatırım araçlarını değil “fon krizini neden konuşamıyoruz” başlığını ele alacağız. Öyle ya, krizin sorumlularına işaret edenler “spekülasyon” suçlamasıyla susturuluyor. 

Sosyal medyada, özellikle X platformunda şimdiye kadar müstehcenlik, dezenformasyon, milli güvenlik gibi gerekçelerle binlerce hesap kapatıldı. İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın açıklamasına göre temmuz ve ağustos aylarında 2 bin 34 hesap erişime engellendi. Eylül ayında da erişim engeli dalgası devam etti ve sosyal medyada etkili sanatçı, gazeteci ya da muhalif isimler süreçten etkilendi. Belli isimler ve kurumlar hakkında eleştiride bulunmak neredeyse imkansız hale gelmişken, akıllardaki yeni soru şu: Artık ekonomi konuşmak da mı yasak? 

Peki, son günlerde neler oluyor? Kısaca hatırlayalım. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sermaye piyasası işlemlerinde olağandışı işlemler tespit ettiğini belirterek 19 Ağustos’ta Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) “gizli” müzekkere gönderdi. Bunun üzerine SPK, 28 Ağustos tarihinde sert kurallarla donatılmış yeni bir “Fon Rehberi” yayımladı. Yeni rehberin yayımlanmasından sadece birkaç gün sonra Pusula Portföy şirketi fonlarından 132 milyar TL’yi aşan devasa bir çıkış gerçekleşti. Pusula Portföy 15 Eylül tarihinde parayı ödeyemediğini açıkladı. Ve domino etkisi başladı. Yedi farklı şirketin bünyesinde bulunan 131 fon için tasfiye kararı alındı. Fonların toplam büyüklüğü 891 milyar TL’yi bulurken doğrudan etkilenen kişi sayısının 455 bin 758 kişi olduğu açıklandı. 24 Eylül tarihi itibarıyla fon yöneticilerinin aralarında bulunduğu toplam 23 kişi tutuklandı. 

Söz konusu rakam 14 farklı bakanlığın bütçesinden daha büyük. Dolayısıyla ekonomi çevreleri arasında “batık fonlar” gündemin ana konusu oldu. Sosyal medyada on binlerce paylaşım yapılırken, X gündemin en yoğun tartışıldığı mecraydı. Fon şirketlerini dolandırıcı olduğu yönünde eleştirenlerin sayısı oldukça fazlaydı. Ancak sorumluların sadece fon yöneticileri olmadığını belirtenler de bir o kadar çoktu. Sosyal medya kullanıcıları resmi olarak yapılan bu işlemlerin kamu gücü tarafından neden denetlenmediğini ve işlemlere nasıl izin verildiğini soruyorlardı. Öyle ki, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaklaşık bir yıl önce, 4 Kasım 2025’te şu açıklamada bulunmuştu: “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz. Manipülasyonla mücadelenin dozunu artıracağız.” O halde neden bir yıl boyunca işlemlere devam edildi? Temel soru işte buydu. 

Ekonomi yazarı Uğur Gürses şu soruyu yöneltiyordu: “Bu fonlar konusu, kriminal boyutunun da ötesinde Devlet Denetleme Kurumunun soruşturması gereken bir konu. Ne oldu? Kim izin verdi? Neden önlem alınmadı? Kimler fayda sağladı?”

Yaşananlara tepki gösteren bir diğer isim Prof. Dr. Veysel Ulusoy ise değerlendirmesinde şöyle diyordu: “Her Ponzi benzeri yapıda ana oyuncular ve onları mümkün kılan çevresel aktörler de vardır: siyasi himaye sağlayanlar, akademik meşruiyet üretenler, denetim boşluklarını görmezden gelenler ve kamuoyunu ikna eden aracılar. Onlar da yargılanmalıdır.”

Söz konusu paylaşımlardan kısa süre sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yeni bir soruşturma dalgası başlattı. Buna göre sermaye piyasası araçlarıyla ilgili yatırımcılarda korku ve paniğe neden olabilecek nitelikte “spekülasyon amaçlı” paylaşımlar yapıldığı iddiasıyla 246 hesabın paylaşımlarına erişim engeli kararı alındı. Söz konusu hesaplar arasında gazeteciler, sanatçılar, ekonomistler ve siyasiler yer aldı. Peki spekülasyon suçu tam olarak ne anlama geliyor?

Dilara Sakallıoğlu: “Menfaat yoksa suç oluşmaz”

İstanbul Barosu Banka ve Finans Hukuku Komisyonu Yürütme Kurulu Üyesi Dilara Sakallığolu, piyasa dolandırıcılığı olarak da bilinen manipülasyon suçunun iki ayrı şekilde yapıldığını belirtiyor. Bunlar “işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı” ve “bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığı” olarak değerlendiriliyor. 

Sakallıoğlu işlem bazlı piyasa dolandırıcılığını şöyle açıkladı: “Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapanlar, emir verenler, emir iptal edenler, emir değiştirenler veya hesap hareketleri gerçekleştirenler bu suç kapsamında değerlendirilir.”

Bu suçu işleyenlere üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası verildiğini aktaran Sakallıoğlu “Adli para cezası, suçla elde edilen menfaatten az olamaz. Seçimlik hareketli bir suçtur; sayılan hareketlerden birinin gerçekleşmesi yeterlidir” diye ekledi. 

Sosyal medyayı kapsayan alan “bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığı” suçu kapsamında değerlendiriliyor. Bu suçu işlemiş olmak için sermaye piyasası araçlarına ilişkin yalan bilgi verip yatırımcının kararını etkilemek ve bu yolla menfaat sağlamış olmak gerekiyor. 

Suçun sosyal medya üzerinden yapılmasına ilişkin değerlendirmeler farklı. Sakallıoğlu buna ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Sosyal medya tartışması bakımından üç unsur belirleyicidir: İçerik yalan, yanlış veya yanıltıcı olmalıdır. Doğru bilgi ya da savunulabilir bir görüş bu unsuru karşılamaz. Fiyatı veya yatırımcı kararını etkileme amacı yani özel kasıt bulunmalıdır. Bu amaçla hareket etmeyen kişi cezalandırılamaz. Fail ‘bu suretle menfaat sağlamış’ olmalıdır. Paylaşım ile kazanç arasında illiyet bağı kurulmalıdır. Menfaat yoksa suç oluşmaz.”

“Bir tür ön sansür niteliği taşıyor”

Sakallıoğlu söz konusu suçlardan dolayı soruşturma başlatılması için SPK’nın başvurusu olması gerektiğine değinerek “SPK’da tanımlanan suçlardan dolayı soruşturma yapılması, SPK’nın cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvurusuna bağlıdır. Bu başvuru muhakeme şartıdır ve kamu davası açılırsa kurul katılan sıfatını kazanır” diye konuştu.

Piyasa dolandırıcılığının re’sen soruşturulan bir suç olmadığını hatırlatan Sakallıoğlu,“Savcılığın sosyal medya hesaplarıyla ilgili re’sen başlattığı soruşturmalar, SPK başvurusu bulunmadıkça bu kapsama dayanamaz. Bu soruşturmaların hangi suç tipine dayandığı netleştirilmelidir” dedi. 

Sosyal medyada yapılan her paylaşımın suç olmadığını aktaran Sakallıoğlu “Piyasa hakkında karamsar bir değerlendirme, düzenleyicilere yönelik eleştiri ya da bir fonun riskine dikkat çeken analiz, gerçeğe dayandığı ve menfaat amacı taşımadığı sürece korunan ifadedir. Hesabın tamamının kapatılması, suçla ilgisi olmayan geçmiş paylaşımları ve gelecekteki ifadeleri de peşinen engeller; bir tür ön sansür niteliği taşır” ifadelerini kullandı. 

Sakallıoğlu son olarak şunları söyledi: “Erişim engeli getirilenler arasında tanınmış ekonomist, analist ve gazetecilerin bulunması, her hesap için somut, bireyselleştirilmiş ve gerekçeli karar verilmesini zorunlu kılar. Sonuç olarak ifade özgürlüğüne müdahale bulunduğu açıktır.”

Avukat Enes Hikmet Ermaner: “Hiçbir somut gerekçe yok”

Söz konusu erişim engellerinin ifade özgürlüğüne açık şekilde müdahale olduğunu belirten Avukat Enes Hikmet Ermaner ise, “Son dönemde birçok X hesabının erişime engellendiğini görmekteyiz. Erişim engeli kararı verilen bu hesapların birçoğunun muhalif hesaplar olduğu da dikkat çekmektedir” dedi. 

Ermaner, erişim engeli kararlarının AYM tarafından keyfi olduğu gerekçesiyle iptal edildiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı: “Bu erişim engeli kararı verme yetkileri hâlâ Anayasa Mahkemesi kararında belirtildiği şekilde keyfi ve gerekçesiz bir şekilde uygulanmaktadır. Anayasamızın 141. maddesinde açıkça kararların gerekçeli olması gerektiği düzenlenmiştir. Ancak verilen erişim engeli kararlarının hiçbirisinde somut bir gerekçe bulunmamaktadır. Bu da ilgili anayasa hükmünün ihlali olduğu gibi ifade özgürlüğüne de açık bir müdahale teşkil etmektedir.”

Erişimi engellenen hesapları 12 milyon kişi takip ediyordu. Hesabı engellenen en kitlesel isim ise sanatçı Orhan Aydın oldu. Aydın’ın kapatılan hesabında 800 binden fazla takipçisi bulunurken, bu hesaptan iş cinayetlerinden hayvan haklarına kadar farklı toplumsal konularda eleştirel paylaşımlar yapılıyordu. 

Orhan Aydın: “Düşmanlıkları dile getiren bir profildi”

Orhan Aydın, hesabının kapatılmasına ilişkin yaptığı açıklamada erişim engelinin muhalif bir sanatçı olmasından kaynaklandığını söyledi. Aydın, borsayla ilgilenmediğini belirterek, “Borsayla, sermayenin insanların emekleriyle oynadığı bir alanla, paranın padişahlığının ve saltanatının olduğu yerle, benim yakından uzaktan alakam yok. Benim paylaşımlarımın tamamının sistemle bağlantılı olduğunu ve bu yüzden bir engelleme getirildiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Hesabının yapılan bir ihbar üzerine kapatıldığını belirten Aydın, “Bana gelen mailde ‘ihbar’ yazıyor. Bu şikayet üzerine benim sayfamı engellemişler. 806 bin takipçim vardı. Aslında son iki, üç aydır sürekli takipçilerim engelleniyordu. Yani 822 binden 806 bine kadar düştü. 16 bin insan üç aylık bir zaman içerisinde silindi. Böyle bir şeyin başıma geleceğini tahmin ediyordum. Çünkü benden önce de birçok hesaba yapılan bir işlemdi” dedi. 

Hesabının kapatılmasına tepki gösteren Aydın, “Benim borsada yaşanan bu vurgunla uzaktan yakından bir bağlantım olduğunu varsaymış olamazlar herhalde” dedi ve ekledi: “Ben haksızlıkları, ötekileştirmeleri, düşmanlıklarını, işçi ve emek şartlarıyla ilgili düşmanlıkları, doğa, hayvan, kadın ve çocuk haklarıyla ilgili yaşadığımız kötülükleri dile getiren bir profile sahiptim. Şimdi yeni bir profil açtım. Orada da aynı şeyleri sürdürmeye çabalıyorum.”

Türkiye’de ifade özgürlüğünün yok edildiğini aktaran Aydın, meslektaşlarının yaşadığı sorunlara da değindi. Deniz Göktaş hakkında tahliye kararı verilmesine rağmen ayrı bir tutuklama kararı verildiğini hatırlatan Aydın son olarak şunları söyledi: “Sanat yoluyla işlenmiş bir suç yoktur ki Deniz suç işlemiş olsun. Bugün geldiğimiz yer düşünce ve ifade özgürlüğünün önüne kara bir duvar örmekten başka bir şey değildir. Bunun da adı faşizmdir. Beni engelleyebilirler, mahkeme kararıyla yaptılar. Ancak itiraz edeceğim. Avukatlarım bu konuda çalışma yapıyor. Bu ihbarcının kim olduğunu, neyi ihbar ettiğini öğrenmiş olacağım. Ama biliyorum ki çare değil. Bu ülkede adaletin ne olduğunu hep birlikte görüyoruz. Simsiyah bir gökyüzü gibi üzerimizde duruyor. Şu açıktır, Deniz Göktaş’a yapılandan farklı değil bu yapılan.”

Bu satırların yazıldığı 24 Eylül tarihinde, İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) kurucularından Yaman Akdeniz’in hesabına da erişim engeli getirildi. İFÖD’ün EngelliWeb platformundan aktarılan bilgide Akdeniz’in X hesabının kapatılması kararının 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle alındığı aktarıldı.