İklim diplomasisinin gölgesinde basın özgürlüğü: COP31 Antalya’da

İklim Masası editörü Selin Uğurtaş ve Apaçık Radyo programcısı Özdeş Özbay, Türkiye’nin COP31 hazırlıklarını, gazetecilerin karşılaştığı engelleri ve zirvenin ifade özgürlüğü açısından ne anlama geldiğini anlattı.

TUĞÇE YILMAZ

13.10.2026

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya EXPO Center’da düzenlenecek. Zirvede ülkeler, iklim krizini sınırlamak, sera gazı emisyonlarını azaltmak ve krizin etkileriyle mücadele etmek için yürüttükleri politikaları müzakere edecek. 

Ancak iklim zirveleri yalnızca iklim politikalarının müzakere edildiği platformlar değil; gazetecilerin bilgiye erişiminin, protesto hakkının ve ifade özgürlüğünün de sınandığı alanlardır. Son yıllarda Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Azerbaycan gibi otoriter ülkelerde düzenlenen zirvelerde gazeteciler, haber takibine getirilen kısıtlamalarla karşılaşırken, protestolar da önemli ölçüde engellendi.

COP31 öncesinde ifade özgürlüğü alanında çalışan sivil toplum kuruluşları (STK) ve gazetecilik meslek örgütleri, ev sahibi Türkiye ve Avustralya’ya çağrıda bulunarak katılımcıların kendilerini özgürce ifade edebilmeleri ve barışçıl protestolara misilleme kaygısı taşımadan katılabilmeleri gerektiğini vurguladı. Türkiye’de gazetecilerin akreditasyon sürecinde karşılaştığı güçlükler ve sivil toplum kuruluşlarının zirveye katılımında yaşanan sorunlar, bu güvencelerin ne ölçüde sağlanabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Üstelik eylül ayında gazetecilerin X hesaplarına yönelik erişim engelleri yaygınlaşırken, son bir buçuk ayda 11 gazeteci tutuklandı.

İklim krizine ilişkin güvenilir bilgi yaygınlaştırmayı hedefleyen İklim Masası’nın editörü Selin Uğurtaş ve Apaçık Radyo’da yayınlanan Açık Gazete programının hazırlayıcılarından ve sunucularından Özdeş Özbay’la COP31 hazırlıklarını, bağımsız gazetecilerin karşılaştığı engelleri ve zirvenin ifade özgürlüğü açısından ne anlama geldiğini konuştuk.

Türkiye COP31’e hazırlıksız mı yakalandı?

Selin Uğurtaş, iklim krizi ve ekoloji alanında çalışan bağımsız kurumların zirveye katılımını düzenleyen mekanizmaların bulunmadığını ve taleplerine rağmen karar alma süreçlerine dahil edilmediklerini belirtti:

“Türkiye, Paris Anlaşması’nı en son onaylayan G20 ülkesiydi. Anlaşma’nın onaylanması, 2053 net sıfır hedefinin konulması, iklim kanunun geçirilmesi gibi birçok gelişme, yalnızca son beş sene içerisinde yaşandı. Haliyle iklim diplomasisinde öne çıkan bir ülke değildik. Türkiye, ülke gruplarına da dahil olmadığı için daha yalnız bir görüntü veriyordu. Çoğu taahhüde imza vermiyordu ve önemli konu başlıklarında nerede durduğunu anlamakta zorlanıyorduk. Böyle bir noktadayken, bir sene içerisinde COP’a ev sahipliği yapmaya hazırlanmak durumunda kaldı. Aslında ev sahibinin kim olacağı genelde çok daha erken netleşiyor ve ülkelerin hazırlanmak için daha fazla zamanı oluyor. Organizasyona dair karmaşanın kısmen bununla ilgili olduğunu düşünüyorum. 

“Bu herkesi etkileyen, genel tablo. Ancak bir de bilgiye erişmekte ve süreçlere dahil edilmekte yaşanan sıkıntılar var. Özellikle bağımsız bilgi ve politika üreten kurumlar, katılım süreçlerini tanımlayan mekanizmalar bulunmadığını ve hatta talep etmelerine rağmen danışma süreçlerine dahil edilmediklerini aktarıyorlar. Bu da Türkiye’nin, COP31 sürecinin diyalog ve uzlaşı üzerine kurulacağına dair iddiasını zayıflatıyor.”

Uğurtaş: “COP31’e katılmak bağımsız gazeteciler için daha zor” 

Uğurtaş’a göre, bağımsız medyanın ve gazetecilerin mesleki varlığını sürdürmekte zorlandığı Türkiye’de zirveye katılımın önünde ek engeller söz konusu:

“Basın akreditasyonu konusunda bu sene Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) başvuru modelinde bir değişiklik yapıldı. Önceden gazeteciler görevlendirme yazılarıyla ve imzalı haberleriyle kendileri başvuru yapıyordu ve her başvuru tek tek değerlendiriliyordu. Şimdi ise süreç kurumlar üzerinden ilerliyor. Akredite bir medya kuruluşunun, gazetecileri görevlendirmesi gerekiyor. Bu BMİDÇS’nin sistemi, dolayısıyla katılacak tüm gazetecileri etkiliyor; fakat Türkiye gibi medya sahipliğinin siyasi olarak şekillendiği, bağımsız medyanın ve gazetecilerin meslekte tutunmakta zorlandığı bir ülkede, bağımsız gazetecilerin katılımını daha da zorlaştırıyor. 

“Özellikle iklim ve ekoloji haberciliği yapan birçok gazeteci bağımsız çalışmak, telif karşılığı haber yapmak durumunda. İki hafta süren bir toplantıya katılmak zaten lojistik olarak masraflıyken, görevlendirildikleri kurumun akredite olması gibi işleri de üstlenmek durumunda kalabiliyorlar.”

COP’lar ve demokrasiden kaçış

Özdeş Özbay ise COP zirvelerinin son yıllarda basın ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı ülkelerde düzenlenmesinin, iklim hareketinin eylem olanakları ve protesto hakkı üzerindeki etkilerine dikkat çekti: 

“1992 yılında BMİDÇS’nin imzalanmasından bu yana sözleşmeyi imzalayan devletlerin bir araya geldiği COP’lar, son yıllarda otoriter ülkelerde yapılıyor olmasıyla anılıyor. 2019 yılında dünya, Greta Thunberg’in başlattığı iklim için Cuma grevleri hareketi olan FFF (Fridays for Future) eylemleriyle ve İngiltere’de başlayıp dünyaya yayılan Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion- XR) hareketiyle sarsılıyordu. 2019’un Eylül ayındaki küresel eylem gününde dünya çapında 7,5 milyon kişi iklim için sokaklara inmişti. 

“2019 yılı bir dönüm noktası oldu. O yıl gerçekleşecek COP25 zirvesi aslında Brezilya’da yapılacaktı; ancak yılın başında yapılan başkanlık seçimini aşırı sağcı ve iklim inkârcısı Jair Bolsonaro kazandı. Bolsonaro, ekonomik gerekçeleri öne sürerek zirveye ev sahipliği yapmayacağını açıkladı. Bunun üzerine zirve Şili’ye alındı. Ancak zirveye iki ay kala, neoliberalizmin doğduğu Şili’de, neoliberal politikalara ve artan ekonomik sorunlara karşı büyük bir toplumsal isyan başladı. İklim aktivistleri tam da böyle bir hareketin yükseldiği yerde zirvenin yapılacak olmasından büyük heyecan duyarken, COP zirvesi Şili’den kaçırıldı. Böylece COP25 İspanya’nın başkenti Madrid’de yapıldı.

“Zirveye haftalar kala yapılan bu değişikliğe rağmen Madrid’de on binlerce iklim aktivisti Greta Thunberg’in de konuşma yaptığı büyük bir protesto yürüyüşü gerçekleştirmişlerdi. Zirve çöktü, beklenen birçok önemli karar alınmadı. İklim hareketinin ve COP zirvelerine karşı tepkinin büyümekte olduğu sırada COVID-19 pandemisi dünyayı sardı. Sokağa çıkma yasakları ve her türlü sosyal buluşmanın imkânsız hâle gelmesi en çok bu küresel hareketi etkiledi. 2020 sonunda Glasgow’da yapılması gereken COP26 zirvesi ise 2021 sonuna ertelendi.”

Dönüm noktası olarak COP26

Özbay, COP26’dan bu yana zirvelerde protesto hakkı ve gazetecilerin müzakereleri izleme olanakları açısından yaşanan sorunları ise şöyle aktardı:

“Ertelenen COP26 her şeye rağmen iklim hareketinin kitlesel olarak protesto eylemleri düzenlendiği son COP zirvesiydi. İklim grevcileri yine beklenen acil kararları almayan zirveyi protesto ettiler. COP26, 100 bin kişilik bir kalabalığın katıldığı yürüyüşle protesto edildi. Yokoluş İsyanı ve Bilim İnsanları İsyanı, yol ve köprü kapama eylemleri düzenledi. Onlarca bilim insanı gözaltına alındı.

“COP26 zirvesi demokratik bir ülkede yapılıyor olsa da basına yönelik engellemelerle de gündeme geldi. COVID tedbirleri bahanesiyle müzakere salonlarına gözlemcilerin ve basının girmesi büyük ölçüde engellendi. Ayrıca ev sahibi Britanya’nın basına gönderdiği özet metinlerde müzakerelerde yaşanan tartışmaların yansıtılmadığı eleştirileri yapıldı. Alınan kararlar parlatılarak basına sunulmuştu. COP26 Başkanı Alok Sharma, basının ve gözlemcilerin yaşadığı sorunlar nedeniyle resmî olarak özür dilemek zorunda kalmıştı. COP26’dan sonraki zirvelerin neredeyse tamamı anti-demokratik ve otoriter ülkelerde yapıldı. Üstelik bu devletlerin bir kısmı doğrudan petrol devletleri denilen büyük fosil yakıt üreticisi ülkelerdi.

COP27’den COP30’a

“COP27’nin, Mısır devrimini kanla bastıran diktatör El Sisi’nin ülkesinde yapılacak olması daha baştan zirvenin öncekilerden farklı olacağını gösteriyordu. Mısır’ın askeri rejimi, protesto eylemlerinin zaten yasak olduğu ülkede baskılarını daha da sıkılaştırdı. Zirve, Sharm el-Sheikh gibi pahalı bir turizm kentinde yapıldı. Konaklama, yeme, içme dahil her şeyin pahalı olduğu şehir aktivistlerin, STK’ların ve yoksul ülkelerin katılımını daha baştan zorlaştırdı. Uluslararası medyanın gözü Mısır’dayken protestoların yaşanmasından endişe eden rejim, geniş bir aktivist avına girişerek zirve öncesinde yüzlerce kişiyi gözaltına aldı.” 

İfade özgürlüğü müzakere konusu

Mısır, BAE ve Azerbaycan’da düzenlenen zirvelerde gazetecilerin karşılaştığı gözetim uygulamalarına, haber takibine getirilen kısıtlamalara ve protesto yasaklarına dikkat çeken Özbay, bu koşulların iklim hareketinin ve bağımsız haberciliğin alanını nasıl daralttığını ise şu ifadelerle değerlendirdi:

“Basın açısından COP27 bir skandalla gündeme geldi. Zirveyi izlemek için akredite olan basın mensuplarının giriş ve çıkışlarda kullanması gereken akıllı telefon uygulamasının, basın mensuplarına ait bilgiyi güvenlik güçlerinin erişimine açtığı haberleri yayıldı. Mısır devleti bu uygulamayı bir gözetleme aracı olarak kullanıyordu. Ayrıca resmî görüşmelerin yapıldığı Mavi Alan’ın dışında sokakta çekim veya röportaj yapmak isteyen basın mensupları sivil polisler tarafından yakın takipte tutuluyordu. Böylece Mısır hakkında hiçbir olumsuz haberin dünya basınında yer almaması amaçlanmıştı.

“COP28 ise bir başka otoriter rejim olan BAE’de, Dubai’de gerçekleşti. Zirve bir kez daha her türlü protesto ve yürüyüşün yasak olduğu koşullarda yapıldı. COP28 Başkanı Sultan Al Jaber aynı zamanda Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’nin (ADNOC) CEO’suydu. 

“Bu sefer skandal haberleri zirve daha başlamadan geldi. The Guardian gazetesi siber güvenlik ve izlenebilirlik uzmanlarına yaptırdığı teknik incelemelere dayanan özel haberinde, COP28 organizasyon komitesinin e-posta sisteminin, BAE’nin devlet petrol şirketi ADNOC ile aynı e-posta sunucularını paylaştığını ortaya koydu. Uzmanlar, bu teknik altyapı nedeniyle petrol şirketinin COP28 İklim Zirvesi ofisine gelen ve giden tüm e-postaları net bir şekilde görebilme ve okuyabilme yetkisine sahip olduğunu söyledi. Ve zirve, 2400’den fazla fosil yakıt lobicisinin katılımıyla da ayrıca dünya basınında yer aldı. Mavi Alan’daki protestolara yönelik kısıtlamalar bir adım daha ileri gidildi ve eylemlerde hiçbir ülkenin ve şirketin adının söylenemeyeceği açıklandı. Inside Climate News, zirvenin İfade ve basın özgürlüğü açısından da en kötüsü olduğunu yazdı.

“Dubai’deki zirve, 7 Ekim saldırısı ve İsrail’in başlattığı Gazze soykırımının ilk aylarına denk gelmişti. Ancak BAE bu bağlamda yapılacak eylemlere de büyük kısıtlamalar getirdi. Zirve sırasındaki en büyük protesto gösterisi 500 kişinin katılabildiği Filistin eylemi oldu ama onda da ‘Nehirden denize özgür Filistin’ sloganını atmak yasaklandı. Basın açısından da gazetecilerin kapsamlı kişisel bilgilerini sunmaları zorunlu tutuldu ve doğrudan onay olmadan resmi konferans alanlarının dışında video veya fotoğraf çekmeleri yasaklandı. COP29 daha da otoriter olan bir başka petro-devlette, Azerbaycan’da düzenlendi. Bakü’de de Mavi Alan içerisindeki eylemlerde belirli ülkelerin, şirketlerin veya liderlerin isimlerinin doğrudan söylenmesi yasaklandı. 2024 yılı boyunca Abzas Media, Toplum TV, Kanal 11 ve Kanal 13 gibi bağımsız medya kuruluşlarının ofisleri polis tarafından basıldı, genellikle mali suçlamalar veya yurt dışından fon alma gibi suçlamalarla kapatıldılar. Otoriter rejimlerde gerçekleştirilen üç zirvenin ardından COP30, Brezilya’da solcu Başkan Lula Da Silva’nın ev sahipliğinde yapıldı. Bu zirvede de çeşitli eleştiriler olmakla birlikte uzun süre sonra büyük bir Halkların İklim Yürüyüşü gerçekleşti ve özellikle yerli halklar büyük bir katılım gösterdi.”

Antalya’da gazetecileri ve aktivistleri ne bekliyor?

Özbay, Türkiye’deki zirve açısından henüz resmî bir kısıtlama kararı bulunmasa da gazetecilerin ve aktivistlerin geçmiş deneyimler nedeniyle kaygılı olduğunu, sivil toplum kuruluşlarının akreditasyon ve etkinlik başvurularında ise sorunlar yaşadığını aktardı:

“COP31 Türkiye’de, Mısır’a benzer şekilde turistik bir şehir olan Antalya’da gerçekleşecek. Son yıllarda COP zirvelerine alternatif olarak örgütlenen Halkların İklim Zirvesi (HİZ) bu yılın başından beri örgütlenme çalışmalarını sürdürüyor. Antalya’da resmî COP zirvesinden uzakta HİZ için bir yer tutulmuş durumda. 14 Kasım’daki Halkların İklim Yürüyüşü için de izin başvurusu yapıldı.

“Alternatif zirveye ve yürüyüşe yönelik henüz bir kısıtlama getirilmiş değil. Ancak Ankara’daki NATO zirvesi sırasında yaşananları aktivistleri endişelendiriyor. COP zirvesi için basın akreditasyonu da doğrudan BM’nin ilgili kurumu olan BMİDÇS tarafından yapıldığı için muhalif basının Mavi Alan’a girişi konusunda şimdilik bir kısıtlama yok. Ancak sivil toplum temsilcilerinin akreditasyonunda sorun olduğu belirtiliyor. Çevre STK’larının Mavi Alan için yaptığı yan etkinlik (side-event) başvurularının da büyük oranda kabul edilmediği söyleniyor.”

Halkların İklim Zirvesi’nden çağrı

Türkiye’de ekoloji hareketinin üç büyük şemsiye örgütü İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği ve Türkiye Çevre Platformu’nun 16 Aralık 2025’te bir araya gelerek kurduğu Halkların İklim Zirvesi’nin, COP31 çağrısı ise şöyle:

“Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması, iktidar tarafından ‘iklim sorumluluğu’ olarak pazarlansa da gerçekte fosil yakıt merkezli kalkınma modeli, madencilik yağması, orman ve su talanı, kömür, nükleer ve enerji projelerinin uluslararası alanda meşrulaştırılma girişimidir. Kömürden çıkış takvimi olmayan, termik santrallerin ömrünü uzatan, yeni maden sahaları açan, köyleri, ormanları, meraları ve tarım alanlarını şirketlerin çıkarına feda eden bu politikaların iklim adaleti ile hiçbir ilgisi yoktur. 

Şirket sponsorlu sahnelere karşı halkların sözünü,
fosil kapitalizme karşı yaşamı,
yeşil boyamaya karşı hakikati,
sahte çözümlere karşı adil ve halkçı dönüşümü birlikte yükseltmek için;

14 Kasım’da: Geleceğimizi tartışan dünya liderlerine sesimizi net ve güçlü bir şekilde duyurabilmek için küresel eylemlerde ve Antalya’daki yürüyüşte bize katıl! Hep beraber ‘Artık gerçek adalet zamanı!’ diyelim. 

15-18 Kasım arası: İklim adaleti hareketinin sistem değiştirmesi için tartışmak, öğrenmek ve strateji geliştirmek üzere bir araya geleceği Halkların İklim Zirvesi’nde bize katıl.”

Etiketler: , ,