Gazetecilere kumpas, Medya kuruluşlarına tehdit!
Tüm bunlar hakikatin yurttaşa ulaşmasını engelleme girişimidir. Gazetecilerin temel görevi, halkın haber alma hakkını savunma, bilgiyi halka ulaştırmadır. Belli ki bu baskılar son olmayacak ama bu baskıları kırmak için de gazetecilik yapmaktan başka çaremiz yok
03.04.2025
Türkiye gibi demokrasi sancısı çeken ülkelerde gazetecilik her zaman zor olmuştur. Hakikatin ortaya çıkarılmasından, kamuoyuyla paylaşılmasına kadarki süreç yorucudur. Türkiye gibi ülkelerde bunun fiziksel ve psikolojik tahribatları olur. Yaklaşık 15 gün önce P24’teki röportajımızda gazeteciliğin hem ekonomik hem de siyasal baskılar nedeniyle “komada” olduğunu belirtmiştik. Bu tespiti bu işi hakkıyla yapmaya çalışan, hakikat derdi olan yüzlerce meslektaşımız da dile getirdi. Son süreçte gazetecilerin yaşadığı siyasi baskısı ise bu tespitle bizi bir kez daha yüzleştirdi.
19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik “yolsuzluk” ve “terör” operasyonuyla başlayan, Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla devam eden sokak eylemleri yaklaşık 10 gün boyunca aktif bir şekilde sürdü. Bu eylemlere öncülük eden ise –her ne kadar CHP ve diğer siyasi partiler çağrıcısı olsa da– üniversite öğrencileri oldu.
Başta İstanbul olmak üzere İzmir, Ankara, Antalya, Eskişehir ve birçok ilde üniversiteliler sokağa çıktı, İBB’ye ve İmamoğlu’na yönelik operasyona tepki gösterdi. Üniversite öğrencilerinin ekonomik ve siyasal olarak birikmiş öfkesi 19 Mart tarihinde İstanbul Üniversitesi Beyazıt kampüsündeki polis engelinin aşılmasıyla başka bir evreye geçti. Bu, gençlik mücadelesi açısından pozitif bir hareketti. Doğal olarak biz gazeteciler için de İBB’ye yönelik operasyon sonucu doğan, üniversite öğrencilerinin öncülük ettiği eylemleri takip etmek bir zorunluluktu.
Kolluk kuvvetleri hemen hemen her gün toplanan öğrencilere müdahale etti. Bu müdahaleler önceki eylemlere nazaran daha sert ve acımasızdı. Birçok öğrenci gözaltı sürecinde kötü muameleye maruz kaldığını anlattı. Ancak hakimler hiç bununla ilgilenmedi ve toplamda 300’ün üzerinde öğrenci tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Şiddeti sadece protesto gösterilerine katılanlar görmedi. Gazeteciler de bu şiddetle fazlasıyla muhatap oldu. 19 Mart’tan itibaren basın meslek örgütleri ve sendikalar, her gün gazetecilere yönelik şiddetin, gözaltların ve tutuklamaların bilgilerini paylaştı. Bir gün bile es geçilmedi.
10 günlük süre boyunca onlarca gazeteci eylemleri takip ederken polis tarafından fiziki saldırıya uğradı. 14 gazeteci gözaltına alındı, 8’i tutuklandı. Tutuklanan 7 gazeteci tutukluluklarının birinci gününde itirazla tahliye edildi. İsveç’ten eylemleri takip etmeye gelen ETC Muhabiri Joakim Medin ise “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “örgüt üyesi” iddialarıyla tutuklandı. BBC News Muhabiri Mark Lowen gözaltına alındı ve sınır dışı edildi.
Gazetecilere özel çekimler!
Eylemleri takip etmek isteyen gazeteciler görevli polisler tarafından kayda alındı. Bu kayıtlar 8-9 metre mesafeden değil, çekim yapan gazetecilerin direkt 1 metre uzaklığından kaydedildi. Polisin bu kayıtları, gazetecilere operasyon olarak geri döndü! Onlarca gazeteci mesleklerini yaptığı için, hakikati yurttaşla buluşturduğu için evleri basılarak gözaltına alındı, hâkim karşısına çıkarıldı.
Peki gazeteciler neyle suçlandı? İzinsiz toplanma ve gösteri yapma! Peki kanıt ne? Gazetecilerin fotoğraf makinaları, kameraları, mikrofonları, basın kartları görünmeyecek şekilde fotoğraflarının kırpılmasıyla dosyaya konuldu. Yani polis kaydı almış, gazeteciyi gazeteci olarak göstermemek için göğüs plan açıları dosyaya eklenmiş ve “bunlar izinsiz gösteri yaptı” diye sunulmuş. Şimdi bu kumpas değil de nedir? Bu kumpas sonucu, NOW Haber Muhabiri Ali Onur Tosun, AFP Foto Muhabiri Yasin Akgül, İBB Foto Muhabiri Kurtuluş Arı, Serbest Foto Muhabiri Bülent Kılıç ve Serbest Gazeteciler Hayri Tunç ile Zeynep Kuray tutuklandı. İlk itirazla da bir gün sonra cezaevinden tahliye edildiler. Çünkü ortada suç yok!
Peki neden böyle bir şey yapıldı? Cevabı polisin sert müdahalesinde. Sosyal medyada öğrencilere yönelik şiddet içeren yüzlerce video var. Bu videoların çok büyük bir kısmı gazeteciler tarafından kayda alındı ve paylaşıldı. Gazetecilerin darp edilmesi, gözaltına alınması ve tutuklanmasının sebebi, yaşanan şiddeti belgelemeleri.
Alandaki gazeteciler bu baskılara maruz kalırken, televizyon kanalları da Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) baskısı altında! Halk TV, Sözcü TV, NOW Haber, Tele 1 gibi kanallar bu protestolardaki polis müdahalesini yayınlaması nedeniyle RTÜK tarafından ağır cezalara maruz kaldı. Örneğin Sözcü TV’ye tam 10 gün ekran karartma cezası verildi. Bu lisans iptalinden önceki son ceza. Yani Sözcü TV bir daha –benzer konudan– ceza alırsa lisansı iptal edilecek.
Tüm bunlar hakikatin yurttaşa ulaşmasını engelleme girişimidir. Gazetecilerin temel görevi, halkın haber alma hakkını savunma, bilgiyi halka ulaştırmadır. Belli ki bu baskılar son olmayacak ama bu baskıları kırmak için de gazetecilik yapmaktan başka çaremiz yok.