İBB iddianamesinde ‘trol’ suçlaması: Hukuk iki ayrı teraziden mi işliyor?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik iddianamede “trol” olarak nitelenen bazı sosyal medya hesaplarının suç unsuru olarak kullanılması yargının bu durumla ilgili çifte standardını yeniden gündeme getiriyor
18.12.2025
“Trol” kavramı internette insanları yanıltmayı, rahatsız etmeyi ya da birbirine düşürmeyi amaçlayan ve alaycı, hatta hakarete varan söylemler ortaya atarak diğer kullanıcıları kışkırtmaya çalışan kişileri tanımlıyor. Bu tanım, sosyal medya platformlarının -özellikle X’in (Twitter)- günlük yaşantımıza girdiği 2010’ların başından itibaren dilimize yerleşti. Aynı dönem, kavramın siyasete sirayet ettiği yıllara da denk düşüyor. AKP tarafından yönetildiği iddia edilen ve açık biçimde hükümeti destekleyen bir dizi anonim siyasi yorumcunun görünür hale gelmesiyle, bu hesaplar “Aktrol” olarak anılmaya başlandı.
“Trol” kavramı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkında hazırlanan iddianameyle bir kez daha karşımıza çıkıyor, ama bu defa adli bir suçlama olarak. İddianamede 15 sosyal medya hesabının paylaşımları suçlama olarak yer alıyor. Siyasi eleştiri ve yolsuzluk iddiaları üzerine yapılan paylaşımlar, savcılık tarafından “örgüt lehine manipülatif faaliyet” değerlendirilerek suçlama delili haline getirilmiş durumda. İddianamenin “Eylem 19” başlıklı kısmındaki iddiaya göre, reklamcı Emrah Bağdatlı, Karpuz Medya adlı şirket üzerinden bazı sosyal medya hesaplarına para aktarımı yaptı ve belediye içerisindeki “trol yapılanmasını finanse etti.”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin resmî X hesabı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi CHP Grubu’nun resmî X hesabının da aralarında bulunduğu, şüpheli olarak değerlendirilen hesapların suçlama olarak kabul edilen paylaşımları neler?
İddianamede 23 sosyal medya paylaşımında suç işlendiği öne sürülüyor. Bu paylaşımlar arasında en dikkat çekici olanları, AKP’li Mücahit Birinci’nin gündeme getirdiği, İBB soruşturmasında tutuklu bulunan bir şüphelinin istediği itirafçı ifadesini vermesi durumunda 2 milyon dolar karşılığında tahliye olabileceği iddiasına ilişkin bazı hesaplardan atılan eleştirel tweetler. İddianamede “İBB borsası” olarak adlandırılan bu olayla ilgili hiçbiri hakaret içermeyen 10 paylaşım bulunuyor.
Diğer dikkat çekici paylaşımlar arasında 5 Kasım 2023’teki CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda o dönem genel başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun önerisiyle seçim yarışından çekildiği, 19 Mart’ta İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanmasından sonra başlayan protestolarda öğrencilerin sabah baskınlarıyla gözaltına alınması ve sahte diploma skandalıyla ilgili tweet’ler yer alıyor.
Savcılık tarafından “trol” olarak nitelendirilen hesaplardan ifade özgürlüğünün sınırlarının dışına çıkan, hakaret, nefret söylemi veya şiddete teşvik içeren hiçbir paylaşım yapılmamış. Paylaşımların hepsi, bilgi vermeye odaklı veya siyasi eleştiri amaçlı olarak yapılmış.
İddianamede ise savcılık bu paylaşımlarla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Murat Ongun’a bağlı hareket eden Emrah Bağdatlı’nın Karpuz Medya adlı şirket üzerinden sosyal medya hesaplarına para aktarımı yaptığı ve belediye içerisindeki trol yapılanmasını finanse ettiği anlaşılmıştır.”
Trollüğün siyasetteki kısa tarihi
İBB iddianamesinde siyasi eleştirilerin “trol faaliyeti” olarak suçlanmasına karşın, iktidarı destekleyen söylemler üzerinden trol faaliyetlerinin geçmişte çok daha ağır siyasi sonuçlar doğuran olaylarda kullanıldığına tanık olduk. Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2017’de istifa ettirilmesi – ki kendisi sonradan bu olayı “Erdoğan’ın talimatıyla bana darbe yaptılar” diye aktardı – gibi olaylarda bazı anonim hesapların etkili olduğu bizzat Davutoğlu tarafından dile getirilen bir iddiaydı. Trolleşmenin siyasi arenada nasıl araçsallaştırıldığını ve nasıl finanse edildiğini, bizzat AKP’de bir dönem en üst düzey görevlerde bulunmuş isimler de dahil olmak üzere siyasetçilerin açıklamalarına dayanarak kronolojik biçimde izini sürelim.
> Mart 2014: 17-25 Aralık soruşturmalarından sonra kamuya ifşa edilen ses kayıtlarından biri Mustafa Varank ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan arasında geçiyordu. Konuşmada Sümeyye Erdoğan, Varank’a yürüttükleri bir sosyal medya kampanyasıyla ilgili şöyle diyordu: “Bizim trollere söylesene onlar da TT kampanyamıza destek versin.”
> Ağustos 2014: O dönem cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’ün kendisini hedef alan trol hesapların kimliğini öğrenmenin peşine düştü. AKP içinden yönetildiği iddia edilen Twitter hesaplarını kullanan gerçek isimlerin bilgisi çeşitli görüşmelerde kimi kurumlara iletildi, fakat bir sonuç alınamadı.
> Mayıs 2015: BBC Türkçe muhabiri Öykü Altıntaş, Maslak’ta bir gökdelende kurulu “Yeni Türkiye Dijital Ofisi” olarak geçen, ancak sosyal medyada trol faaliyetlerinin gerçekleştirildiği bir merkezi ziyaret ederek izlenimlerini yazdı. Her ne kadar ofisin direktörü Gökhan Yücel bir kampanya merkezi mantığıyla çalıştıklarını iddia etse de, haberde çift vardiyalı çalışan 180 kişinin içerik oluşturduğu, etkileşim, dinleme ve sahayla iletişim faaliyetleri kurduğu belirtiliyordu.
> Ekim 2015: Hafıza Kolektifi, Twitter’da “Aktroller” olarak bilinen hesapların Twitter’daki ağlarını inceledi. Oluşturulan ağ haritası için kimliği ifşa edilmesine rağmen sosyal medya hesabından paylaşımlarına devam eden @esatreis isimli hesap seçildi. Buradan da hedef kitle bu hesabın ‘arkadaşları’ ve onların arkadaş listesiyle genişletildi. @esatreis’in arkadaşlarını ve onların arkadaş listesi toplandı. Bu grup içinden de kimlerin birbiriyle takipleştiği bir ağ haritası olarak çizildi. İncelenen 112 hesabın tam ortasında Mustafa Varank’a ait @varank hesabı yer alıyordu. Dolayısıyla, bu çalışma Mustafa Varank’ın trol hesaplarla önemli “köprü”lerden biri olduğunu ortaya koymuştu.
> 29 Ocak 2016: AKP’nin önde gelen isimlerinden eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CNN Türk’te Taha Akyol’un sunduğu Eğrisi Doğrusu programında trol hesap faaliyetlerini açıkça kabul etti ve bu ağ içinde bazı gazetecilerin de yer aldığını ima etti. Arınç programda şu ifadeleri kullandı: “Bir zaman troller diyorduk, meğer bunların kadın olanları da varmış. Onlara da bizim camiada troliçe diyorlar. Bizim camiada bunlar isim isim de biliniyor.”
> 8 Mayıs 2016: Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün basın danışmanı Ahmet Sever, 2016 yılında yayımlanan kitabı vesilesiyle Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda, bundan iki yıl önce Gül’ün peşine düştüğü trollerle ilgili şunları söyledi: “Kim oldukları, kimler tarafından yönlendirildikleri belli, öğrenildi. Bugün de baktığınız zaman ‘Aktrollerin’ İstanbul’da değişik yerlerde büroları var ve Saray’dan yönlendiriliyor bu ‘Aktroller.’ Talimatlar oradan geliyor. Edindiğim bilgiye göre, bütün bu operasyonu yürüten Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Varank. O dönem bunu Sayın Gül’ün dillendirdiğini söyleyebilirim. Bunu bir şikâyet olarak kendisine (Erdoğan’a) ilettiğini biliyorum. Saray’dan işaret verildiği, hedef gösterildiği anda troller gereğini yapıyor. Trollerin başvurdukları yöntem ortada. Yalan, iftira, linç, şantaj, tehdit, hakaret… Dinin yasakladığı her yola dindar adı altında başvuran bir trol şebekesi ile karşı karşıyayız ve bundan rahatsız olmayan bir parti yönetimi var.”
> 20 Ocak 2017: Twitter’da “@yelizadeley” rumuzlu bir kullanıcı TBMM Genel Kurul salonunun içinden Periscope yayını yaptı. Bu durum o dönem kısa sürede tartışma yarattı, çünkü Meclis’te bu isimde bir milletvekili yoktu. Kullanıcının ön kamerası bir hata sonucu açılınca, o hesabın aslında anonim bir rumuz olduğu ortaya çıktı. Hesabı kullanan kişinin de AKP Milletvekili ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski şoförü Ahmet Hamdi Çamlı olduğu anlaşıldı. Hesap bu durumun ortaya çıkmasının ardından kapatıldı.
> 7 Mayıs 2017: Yeni Şafak yazarı Salih Tuna, hükümete yakın bazı hesaplar tarafından hakaretlere maruz kalınca aralarından bazılarına doğrudan cevap verdi. Bu cevaplarından birinde “@Biyikbay sen maaşını Başbakanlıktan, @wfakespeare sen de maaşını MİT’ten bana hakaret etmek, kişilik katli uygulamak için mi alıyorsun…” diye tweet attı. Tuna’nın bu tweetinin ardından o dönem sivri paylaşımlarıyla gündeme gelen @Biyikbay hesabını kapattı.
> 6 Haziran 2017: Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu da bizzat partisine yakın trol hesaplarından nasibini alan üst düzey hükümet yetkililerinden. Bu durum Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde yaşanan “Pelikan” bildirisiyle gözler önüne serildi. Davutoğlu, anonim bildirinin yankısı sonucu görevinden istifa ettikten sonra memleketi Konya’da yerel yayın yapan Kanal 42’deki Kerem İşkan ile Ramazan Geceleri programında sosyal medya üzerinden gördüğü baskılara değindi.
Programdaki konuşmasında istifasına yol açan “Pelikan Dosyası”nı yazan ve “trol” olarak nitelendirilen sosyal medya hesaplarına tepki gösterdi. Davutoğlu, şunları söyledi: “Herkes kimler olduğunu biliyor ama kimse sahiplenemiyor. Çünkü onu yazanlar bile çok insani bakımdan kabul edilemez gayri ahlaki bir iş yaptıklarını biliyorlar. Çıkıp da ‘Bu metni ben yazdım’ diye cesaret edemiyor. Ama herkes kimin yazdığını ve finanse ettiğini biliyor. (…) Bunlar kendi vicdanlarıyla barışık değil, bu troller. (…) Trolleri kullanan isimler veya kendi gerçek isimleriyle bu faaliyetleri organize edenler, şu davaya zerre miktar katkıları olmamıştır, hiçbir ter dökmemişlerdir. Şimdi isim vermek istemiyorum ama siz isimleri düşünebilirsiniz. Hayatlarında oturdukları sırça saraylar dışında halkın içine girmemişlerdir.”
> 15 Eylül 2021: Davutoğlu, AKP’den ayrılıp Gelecek Partisi’ni kurduktan sonra bu kez TV5’te katıldığı yayında istifasıyla ilgili isim vererek konuştu ve şunları söyledi: “AK Parti’den ayrıldığım gün Sayın Cumhurbaşkanı’na dedim ki, yaptığınız bu müdahale ile öyle bir fitne tohumu atıldı ki partiye, artık herkes herkes aleyhine trol çetesi tutacak, birbirinin aleyhine çalışacak. Öyle oldu, hepsinin trol çeteleri var birbirilerine karşı kullandıkları, özellikle Süleyman Soylu ve Berat Albayrak arasında.”
> 19 Ekim 2021: Trol hesaplar yalnızca AKP iktidarı tarafından kullanılmıyor, çeperindeki yapılanmalar da sosyal medya üzerinden söylem yaymak için çaba gösteriyorlar. Bununun örneklerinden biri Osmanlı Ocakları. Bu yapının Eskişehir İl Başkanı Esat Demirtaş, yaklaşan seçimlerle ilgili şöyle bir açıklama yapmıştı: “Sosyal medyada 200 bin kişilik ordumuz var. Orayı herkesin elinden aldık. 2023 mücadelesi veriyoruz. Recep Tayyip Erdoğan’ı ümmetin başına getirmeye, kefenli liderin kefenli askeri olmaya ant içtik.”
> 30 Ocak 2022: Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hazırladıkları trol raporunu kamuoyuyla paylaştı. Raporun temeli, Nisan 2021 ile Eylül 2021 arasındaki altı aylık döneme dayanıyordu. Bu sürede, Kılıçdaroğlu ve CHP’yi hedef alan 754 bin 975 gönderi analiz edildi. Bu dönemde, CHP ve Genel Başkan aleyhinde düzenli faaliyet gösteren, ortalama 10 ila 12 bin arasında trol hesabın olduğu saptandı. Rapora göre, hesaplar, altı aylık sürede 300 binden fazla gönderi üretti. İçeriklerin ağırlıklı olarak küfür, hakaret, küçük düşürücü, alaycı ve aşağılayıcı nitelikte olduğu belirlendi. Trol hesapların kullanıcı adları veya profil fotoğrafları doğrudan belirli bir siyasi partiye, ideolojiye, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğrafına, dini veya milli sembollere atıfta bulunuyordu. Bu, hesapların siyasi bir amaçla ve yönlendirmeyle çalıştığını gösteriyordu. Trol hesaplar, sanki tek bir merkezden çıkmışçasına aynı dili, aynı söylemi ve aynı vurguları kullanıyordu. Rapora göre, bu durum organizasyonun bir merkez tarafından yönetildiğine işaret ediyordu.
> 12 Ocak 2023: Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 2021 yılında dile getirdiği Süleyman Soylu’nun trol ordusu olduğu iddiası bir kez daha gündeme geldi. O dönem CHP Grup Başkanvekili olan Özgür Özel, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında Soylu hakkındaki bu iddiayı bakanın danışmanı olan Emin Şen isimli kişi üzerinden somutlaştırdı. Soylu’nun başında olduğu İçişleri Bakanlığı iddiaları reddetse de Özel, Şen’in iki şirketin kurucusu ve yöneticisi olduğunu öne sürdü. Ayrıca, Emniyet ve Jandarma’nın resmî Twitter hesaplarında paylaşılan birebir aynı içerikleri örnek gösteren Özel, bu hesaplara Emin Şen’in erişimi olduğunu iddia etti. Teyit’in yaptığı araştırmayla bu şirketlerden birinin Jandarma Genel Komutanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan sosyal medya ile ilgili ihale kazandığı ortaya çıktı.
Özel’in bir diğer iddiası da Ebabil Harekatı adı verilen yapılanmayla ilgiliydi. Özel’in iddiasına göre, Telegram uygulamasında 25 kişilik kapalı bir grup tarafından örgütlenen yapılanma, sosyal medyada “8 bin kişilik bir trol ordusundan” oluşuyordu. Bu troller, Telegram grubunda belirlenen hesapları hedefliyor ya da bunlarla ilgili hedefli mesajları yayıyordu. Özel, Süleyman Soylu’nun “trol ordusunun” “İBB Kandil kadrosu” mesajları paylaştığını, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında videolarla karalama kampanyası yürüttüğünü ve dönemin CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun Twitter hesabının erişime kısıtlanmasında pay sahibi olduğunu iddia etti.
Yargının hukuki yaklaşımında ikilik
İBB iddianamesinde, siyasi eleştiri ve yolsuzluk iddialarına odaklanan, hakaret içermeyen sosyal medya paylaşımlarının “trol” olarak suçlama konusu yapılması, adalet mekanizmasında yıllardır var olan çifte standardın çarpıcı bir örneği olarak karşımıza çıkıyor.
Yıllar boyunca, eski cumhurbaşkanı ile başbakanın dahi şikayetçi olduğu, hatta bizzat iktidar çevrelerinden yönetildiğini ve finanse edildiğini dile getirdikleri “Aktrol” şebekeleri, küfür, hakaret, tehdit, iftira ve linç gibi nefret söylemleri içeren çok sayıda içerik üretmiş, Meclis’te sahte hesapla yayın yapma cüretini göstermiş ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun iddia ettiği gibi darbe suçlaması gibi ağır siyasi olaylarda dahi etkili olmuştu. Tüm bu somut iddia, tanıklık ve raporlara rağmen, bu ağlar hakkında yıllardır ne bir soruşturma açıldı ne de adli işlem uygulandı.
Buna karşılık, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve kurmaylarına yönelik iddianamede, içeriği bilgi verme ve siyasi eleştiri amaçlı olan, şiddet veya nefret söylemi içermeyen tweetlerin, Murat Ongun’un himayesinde kurulan “trol” yapılanması olarak nitelendirilmesi, yargının iktidarın çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ve çifte standardı kurumsallaştırdığını gösteriyor.
Bu tablo, Türkiye’de yargının iktidara yakın olanlar için görmezden gelme ve koruma kalkanına dönüştüğünü, muhaliflere yönelik ise en basit eleştiriyi dahi ağır suçlama konusu yapan bir ikili hukuk uyguladığını gösteriyor. Yıllardır iktidarın güdümünde olduğu öne sürülen “trol” kavramının, şimdi bir siyasi araç olarak muhalefet aleyhine suçlama zeminine dönüştürülmesi; yargı bağımsızlığına duyulan sınırlı güveni tüketmekle kalmıyor, zaten dipte olan adalet inancını daha da sarsıyor ve yargıdaki çifte standardı ne yazık ki derinleştiriyor.
