Jül Vern Seyahat Acentesi: Nellie Bly, Mısır kıyılarında

Nellie’nin içinde olduğu grubu taşıyan kayıkçılar gemi ile kıyı arasındaki yolun tam ortasında durdular ve paralarını istediler. Grup kayıkçıların insafına kalmıştı. İstenilen para ödenmeden yolcuları karaya çıkarmayacaklardı

İLHAMİ ALGÖR

06.07.2024

Victoria buharlı gemisi, 27 Kasım 1889 günü öğleden sonra Mısır kıyılarına yaklaştığında Nellie’nin yolculuğu değişmeye başladı. Seyahatinin büyük bölümünü geçireceği, Amerika ve Batı Avrupa’da “Doğu” olarak adlandırılan yere gelmişti. O dönemde pek çok Batılı insan, Batı’nın “medeni” dünyası ile Doğu’nun “egzotik” dünyası arasında bir fark olduğuna, Doğu’nun “geri” olduğuna inanıyordu.

Yolculuğunun ilerleyen günlerinde alışık olmadığı pek çok şey görecek olsa da Nellie, tamamen yabancı bir ülkede seyahat etmiyordu: Mısır’dan Çin’e kadar ziyaret edeceği her liman, Britanya İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. Londra’dan alınmış bir tren ve vapur bileti cebinizde olduğu müddetçe, tüm güzergâh boyunca kendinizi evinizde hissedebilirdiniz. Belki de bu cümle en çok Bay Fogg’un üzerine oturuyordu.

Nellie’nin yolculuğunda daha önce geçtiği hiçbir yer, dünyanın bu emperyal genişlemeye bağlı olarak küçülmesini, Victoria gemisinin yakıt ikmali için durduğu Port Said’den daha iyi sembolize edemezdi. Victoria’daki yolcuları kendi kayıkları ile karaya çıkarmak için birbirleriyle savaşan Arapların çoğu bu şehirde doğmamıştı, çünkü 1859’dan önce Port Said diye bir yer yoktu.

Burası, 1869’da tamamlanan Süveyş Kanalı’nın inşası için bir üs olarak inşa edilmişti. Başlangıçta kanalı Fransızlar kontrol etse de, İngilizler yavaş yavaş Mısır ekonomisine hakim oldukları gibi kanal üzerinde de kontrol sahibi oldular. Sonunda, 1882’deki işgal, Mısır’ı adı dışında tümüyle bir İngiliz sömürgesi haline getirdi.

Nellie’nin Port Said’de gördüğü her şey, mesela kumarhaneler, dükkânlar ve gemiden inen gezginlerden iş ya da yardım bekleyen çok sayıda yoksul Mısırlı, Süveyş Kanalı’nın inşası ve ardından gelen Avrupalı tüccar ve gezgin akını nedeniyle oradaydı.

“Victoria, Port Said’e demirlediğinde öğleden sonraydı. Hepimiz güvertede hevesle karanın ilk görüntüsünü bekliyorduk ve bu görüntü bize geniş, kumlu bir sahil ve iki katlı, ilginç olmayan beyaz evler gösterse de, yine de karaya çıkma arzumuzu azaltmadı. Sanırım bu koşullar altında Port Said dünyanın en ıssız yeri olsaydı da sonuç böyle olurdu. Karaya çıkmamızın daha acil bir nedeni de, buranın Victoria için bir kömür çıkarma limanı olmasıydı ve kömür çıkarma işlemi sırasında gemide kalmak kadar, deyim yerindeyse, hayatta ölümden daha kötü şeyler olduğunu hissettirecek başka bir şey bilmiyorum.”

Nellie’nin kaçarcasına uzak durduğu kömür, o yıllarda “kara elmas” olarak tanımlanan, uğruna savaşılan bir maddeydi. Çok sonraları birileri bu dönem için “kömür medeniyeti” diyecekti. Dünyayı parselleyen ve parseller üzerinde egemenliğini sürdüren herkes, buharlı gemiler ve demiryolları çağında bu maddeye sahip olmak mecburiyetindeydi. Egemenlik denilen şey, sürdürmek zorunda olduğunuz bir mecburiyet biçimi idi aynı zamanda.

Nellie’nin gemisi demirlemeden önce erkekler dilencileri uzak tutmak için bastonlarla silahlandılar; kadınlar da aynı amaçla şemsiye taşıyorlardı.  Nellie’nin ne bastonu ne de şemsiyesi vardı. Teklif ettiler. Reddetti.

Gemi henüz demir atmıştı ki, kayıkçılar gemiyi çevrelediler. Nellie’nin dili ile: ”Geminin etrafı yarı giyinik Araplar tarafından yönlendirilen, ilk olmak için çılgınca acele eden, kavga eden, kapışan, çeken, bağıran küçük teknelerden oluşan bir filoyla çevrildi. Yolcuları karaya çıkararak kazanmayı umdukları birkaç peni için böylesine açgözlülük sergilenmesini hayatımda hiç görmemiştim. Bazı kayıkçılar birbirlerinin yerlerini çalmak için çılgınca çabalarken diğerlerini kayıklarından suya attılar. Merdiven indirildiğinde, birçoğu merdiveni yakaladı ve sanki onlar için ölüm kalım anlamına geliyormuş gibi ona tutundu.”

Kaptan, gemi tayfasına Arapları kovmalarını emretti ve tayfalar uzun sopalarla sandalcıları hırpaladılar. Merdivenden kayıklara ilk inenler Nellie’nin grubu idi. İlk tekneye adım attıklarında, kayıkçı rekabeti ile sarıldılar ve bazı kayıkçılar grubun yarısını adeta sürükleyerek götürdüler. Grubun kalan yarısındaki erkekler kayıkçıların kapıp sürüklemelerine sopaları ile sert biçimde direndilerse de hiçbir işe yaramadı.

Nellie, Arapların davranışlarının sert muameleyi hakettiğini düşünmesine rağmen, yine de bu siyah, yarı giyinik zavallılara bu kadar özgürce ve cömertçe şiddet uygulanmasına üzüldü ve darbeler altında kıvranırken bile kayıkçıların inatlarına hayret etti.

Nellie’nin içinde olduğu grubu taşıyan kayıkçılar gemi ile kıyı arasındaki yolun tam ortasında durdular ve paralarını istediler. Grup kayıkçıların insafına kalmıştı. İstenilen para ödenmeden yolcuları karaya çıkarmayacaklardı. Araplardan biri Nellie’ye, “İngilizlerle ve sopalarıyla başa çıkma konusunda uzun yıllara dayanan deneyimlerimiz var” dedi.

Neticede kumsala vardılar. Caddeye çıkar çıkmaz etrafları, eşek servisi sunan Arap çocukları tarafından sarıldı. Her renkten, boyuttan ve şekilden merkepler vardı ve çocuklar yalvarırcasına haykırıyorlardı: “İşte Gladstone! Bir tur atın; iki güzel siyah gözlü Gladstone’u görün.”

Gladstone ismi, hemen hemen aynı yıllarda Konstantiniyye meyhanelerinde, mesela bir Ortaköy meyhane sohbetinde geçebiliyordu. Hagop Baronyan adlı kalem ehli bir beyefendinin yazdıklarından biliyorduk ki, Ortaköy’ün ileri gelenlerinden bazıları, mesela diplomatik işlerle uğraşan kesimi, meyhanede rakı şişesi önlerine geldiğinde Doğu politikası hakkında Gladstone ne konuşmuştu, Bismarck ne tutum takınacak bilmek isterler, tatminkâr bir cevap alamadıkça meyhaneden dışarı çıkmazlardı.

Haftaya: Nellie, Port Said’de, karaya çıkıyor