Jül Vern Seyahat Acentesi: Nellie, Port Said’de karaya çıkıyor

Nellie ve grubu sağa sola bakınarak geziniyorlardı ki karanlık bastırdı. Derhal gemilerine koştular. Kayıkçılar bu kez, parayı peşin almadan kayıklarına binmelerine bile izin vermediler…

İLHAMİ ALGÖR

13.07.2024

Gemiden inerken kayıkçı rekabeti ile bölünen grup karada birleşti ve uzun bir caddenin iki yanında sıralanan alışveriş dükkânları ile ilgilendiler. Tabelasında “Omar Effendi” yazan bir mağazaya yöneldiler. Kapı girişinde insan boyuna yakın bir tabelada, mağazanın diğer şubelerinin adları yazılıydı: Bükreş, Selanik, İstanbul, İzmir, Kahire, İskenderiye, Tanta, Tunus. 

Nellie, olağanüstü düşük fiyatlarla sunulan cazip dantelleri, ilginç Mısır eşyalarını satın alma güdüsüne direndi ve diğerleri gibi bir güneş şapkası ve Doğu’da adet olduğu üzere şapkanın etrafına sarmak için bir pugaree almakla yetindi.  Daha sonra gruptan birkaç kişi ile çevreyi dolaşmaya çıktı ve kendi ifadesi ile şöyle dedi: “bana göre tuhaf bir halkın tuhaflıklarıyla gözlerime ziyafet çektim.”

Nellie, İngiltere’deki tren yolculukları boyunca, İngiliz trenlerini, yolcuların davranışlarını, kompartman biçimlerini vs, Amerika ile kıyaslayarak, biraz yukarıdan bakan karşılaştırmalar yapmıştı. Galiba bu kez bir karşılaştırma dahi yapmıyordu. Mısır halkı, karşılaştırma yapılamayacak bir kategoriydi herhalde. Ya da sadece “tuhaflıklar” kategorisine girebiliyorlardı. 

Batılı gözde “tuhaflık” olarak kalmak Mısırlı’nın tanıdığı bir durumdu. Mesela Kavalalı Mehmet Ali’nin oğlu, Hidiv İsmail’in babası İbrahim 1846 senesi yazında Mısır veliahtı olarak, Birmingham’daki imalathaneleri ve ürünlerin sergilendiği salonları görmeye gittiğinde, İngiliz halkı üç günde adamı hayatından bezdirdi. Onu tuhaf ve ısrarla bakılası buluyorlardı. 

Veliaht, İngiliz basınından “kendi halinde bir adam olarak görülmesini” istemişti. Ama olmadı, bir teşhir nesnesine dönüşmekten kurtulamadı. Bir akşamüstü tebdil-i kıyafet dolaşmaya çıkmış ve devasa bir balinanın ölüsünün sergilendiği bir çadıra girip hayvana bakmak istemişti. Ancak gösteriyi sunan kişi onu hemen tanımış ve dışarıdaki kalabalığa “bir bilet fiyatına hem balina ölüsünü hem de Türklerin korkulu rüyası Büyük Savaşçı İbrahim’i” görebileceklerini anons etmeye başlamıştı. Kalabalık içeri hücum etmiş ve Veliaht ancak Birmingham polisi sayesinde kurtulabilmişti.

Nellie, odun yüklü bir deve katarına bakarken birkaç Mısırlı kadın gördü. Nellie’nin tanımına göre;

“Kadınlar kısa boyluydular. Şekilsiz bir şekilde siyahlara bürünmüşlerdi. Yüzlerinin üzerinde, gözlerinin hemen altından başlayan ve neredeyse dizlerine kadar inen siyah peçeler takmışlardı. Sanki peçenin tek başına yüz hatlarını yok etmeyeceğinden korkuyorlarmış gibi, saçları ile peçe arasında burunlarının hizasına kadar yüzü kaplayan bir şey takıyorlardı. Bazı durumlarda bu şey altından, bazılarında ise siyah bir maddeden yapılmış gibi görünür.”

O “şey”in Mısır dilinde bir adı vardı ve o “şey”i , evli kadınlar takıyorlardı. 

“Mısırlı bir kadın yanında küçük çıplak bir bebek taşıyordu. Bebeği kalçalarının üzerinde tutuyor, küçük siyah bacakları bir direğe tırmanan bir çocuğunkine benzer şekilde beline yapışıyordu.”

Nellie’nin nesne tanımlar gibi tanımladığı kadınlar, aralarında konuşuyor ve Avrupalı kadınların kıçı kabarık giysilerine bakarak  birbirlerine, “Acaba kıçları tavuk götü gibi çıkık mı?” sorusunu soruyorlardı. 

“Öyle olsa eşeğe binemezler” diye cevapladı kadınlardan biri. “Eşek ona biner ama” dedi içlerinde en arsızı. 

Nellie ve grubu sağa sola bakınarak geziniyorlardı ki karanlık bastırdı. Derhal gemilerine koştular. Kayıkçılar bu kez, parayı peşin almadan kayıklarına binmelerine bile izin vermediler. Karaya çıkarmak için aldıkları ücretin iki katını istiyorlardı. Yolcular itiraz ettiler ama kayıkçılar gün batımından sonra fiyatı iki katına çıkarmanın kanun olduğunu söylediler. 

“Gemiye ulaştığımızda kömür çıkarma işini henüz bitirmişlerdi ama uzun direklerin ucundaki demir kafeslerde tutulan, püsküren, damlayan bir şeyle aydınlatılan kömür mavnalarının, mavnalarla gemi arasındaki dik iskelede kömür çuvallarıyla her biri kendi zevkine ve mizacına uygun bir şeyler bağırarak koşuşturan çıplak insanların görüntüsü uzun süre hafızalardan silinmeyecekti.” 

**

Haftaya: Bay Fogg’un gemisi Port Said’i geçerek Süveyş Kanalı’na giriyor