Görsel: DALL-E

MESEM ve çocuk işçiliği: Bilimle çelişen bir uygulama

Politik tartışmaların gölgesinde çocuk işçiliğinin bilimsel boyutu ihmal ediliyor. Oysa sinirbilim, çocukları ve ergenleri çalıştırmanın, özellikle beyin gelişimlerinin henüz tamamlanmamış olması nedeniyle, ciddi riskler barındırdığını açıkça ortaya koyuyor

ZEYNEP YÜNCÜLER

25.12.2025

Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında çalıştırılan çocuklar ve çocuk işçi cinayetleri çoğunlukla politik, etik ve hukuki çerçeveler içinde tartışılıyor. Bilimsel yaklaşım ise bu tartışmaların merkezinde yer almıyor. Bu nedenle, çalışma hayatının çocukların nörobiyolojik gelişimlerini nasıl etkilediği sorusu kamuoyunda yeterince görünürlük kazanmıyor.

Columbia Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden sinirbilimci Doç. Dr. Çağhan Kızıl, bilime dayalı değerlendirmelerde bu konuda net bir sonuç çıktığını vurguluyor: “Çocuklar ve ergenler biyolojik olarak yetişkin iş ortamlarına uygun değildir. Bu gerçek göz ardı edildiğinde ortaya çıkan sonuçlar ne şaşırtıcıdır ne de kaçınılmazdır.”

14 yaşını doldurmuş çocukların kayıt yaptırabildiği MESEM uygulaması kapsamında, son iki eğitim-öğretim yılında sanayi ve inşaat işlerinde çalışan 15 çocuk hayatını kaybetti. 2024 yılında ise en az 72 çocuk işçi çalışırken öldü; bu sayı Kasım ayı sonu itibarıyla 85’e yükseldi.

Bu veriler, çocuk işçilerin neden yetişkinlerin çalıştığı iş ortamlarında özellikle risk altında olduklarını anlamak için konuya sinirbilim perspektifinden bakmayı da zorunlu kılıyor. Kızıl, çocukların ve ergenlerin çalışma hayatında daha fazla tehlikeyle karşı karşıya olmasının, kişisel özelliklerinden ya da dikkatsizliklerinden değil, doğrudan biyolojik sınırlılıklarından kaynaklandığının özellikle altını çiziyor:

“Beyin ödül, heyecan ve anlık kazanca daha güçlü tepki verir. Karar verme sisteminin hızlı ve heyecana duyarlı kısmı erken güçlenirken, yavaş, dengeleyici ve frene basan kısmı daha geç olgunlaşır,” diyor Kızıl. “Bu nedenle ergenler çoğu zaman bir durumun riskli olduğunu bilir, ancak bu bilgi, özellikle baskı altında, davranışı her zaman yönlendiremez. Sorun bilgi eksikliği değil, bilginin davranışa dönüştürülmesindeki biyolojik sınırlılıktır.”

Araştırmalar, ergenlik döneminin duygusal tepkiler ve ödül odaklı davranışlarda belirgin değişimlere yol açtığını gösteriyor. Çocuklar ve ergenler, yetişkinlere kıyasla ödül ve heyecan uyaranlarına daha duyarlılar; ancak duygularını düzenleme kapasiteleri ise henüz gelişim sürecinde. Hormonal değişimler ve sosyal çevrenin etkisi de bu tabloyu güçlendiriyor. Kısacası ergenler, tehlikeli ve yüksek dikkat gerektiren işlerde biyolojik olarak çok daha yüksek bir risk altında bulunuyor.

Bu biyolojik farkların çocuk işçi ölümlerini öngörülebilir bir risk hâline getirdiğini, ancak bunun kaçınılmaz olmadığını vurgulayan Kızıl, şunları söylüyor: “Bilim, bugün hangi yaşlarda hangi bilişsel sınırların bulunduğunu büyük ölçüde ortaya koymuştur. Genç çalışanların, deneyimsizlikleri ve gelişimsel özellikleri nedeniyle daha yüksek risk altında olabileceği, iş sağlığı ve güvenliği literatüründe de açıkça yer alıyor.”


Biyoloji ve yapısal riskler bir arada

Kızıl, çocuk işçilerin karşı karşıya olduğu güvenlik risklerinin sadece biyolojik gelişimle sınırlı olmadığını; ergenlerin stres altında karar verme kapasitelerinin de belirleyici bir rol oynadığını söylüyor. Zaman baskısı, işi aksatmama beklentisi, usta ya da amir otoritesi, sosyal hiyerarşi ve yorgunluk gibi etkenlere dikkat çeken Kızıl, şöyle diyor: “Ergen beyni, yüksek stres koşullarında doğru kararlar almaktan ziyade daha hızlı ve dürtüsel hareket etmeye eğilimli. Bu nedenle işyerlerinde sıkça karşılaşılan kazalar sadece ilk hatadan değil, o hataların fark edilmemesi ve zamanında düzeltilememesinden kaynaklanıyor.” Kızıl, bu noktada, çocukların dikkatsiz oldukları için değil, beyin gelişimleri ve deneyimsel birikimleri henüz yetişkin iş ortamlarının taleplerine uygun olmadığı için risk altında olduklarını belirtiyor.

Kızıl ayrıca, çocuk işçiliğinin yalnızca bireysel ya da biyolojik bir soruna indirgenemeyeceğini vurguluyor: “Yoksulluk, kayıt dışılık, işyerlerindeki güvenlik kültürü ve denetim eksikliği gibi yapısal sorunların belirleyici rolü göz ardı edilemez. Ancak sinirbilimsel yaklaşım, bu koşulların çocuklar açısından neden daha ağır ve yıkıcı sonuçlar doğurduğunu anlamaya yardımcı olur,” diyor.

Bu risklerin tüm iş kolları için genellenemeyeceğini de belirten Kızıl, özellikle tehlikeli, yüksek dikkat ve stres gerektiren, yetişkinlere göre tasarlanmış iş ortamlarında çocukların biyolojik olarak dezavantajlı konumda olduğunu söylüyor.

Bu çerçevede, sayısal risk oranlarına dayalı bir epidemiyolojik analiz sunmadığını da ekleyen Kızıl, araştırmasının odağında çalışma koşullarının gelişmekte olan beyin üzerindeki etkilerinin sinirbilimsel açıdan değerlendirilmesinin yer aldığını belirtiyor.


Politikalar çocuk beynini hesaba katmıyor

Çocuk işçiliği ve MESEM’in politika tasarımına bakıldığında, sinirbilim, çocuk gelişimi ya da genç beynin sınırlarına ilişkin bilimsel verilerin merkeze alındığı açık ve izlenebilir bir çerçeve bulunmuyor. Bakanlığın kamuoyuna sunduğu gerekçeler ağırlıklı olarak eğitim–sektör işbirliği ve istihdam hedeflerine dayanırken, çocuk sağlığı ve gelişimine ilişkin bilimsel temelli değerlendirmeler büyük ölçüde sivil toplumun, meslek örgütlerinin ve kamuoyu tartışmalarının konusu olarak kalıyor. Oysa bilim, çocukların hangi koşullarda ne tür risklerle karşı karşıya kaldığını büyük ölçüde ortaya koymuş durumda. Bu bilginin politika yapım süreçlerine dâhil edilmemesi, çocuk işçi cinayetlerini yalnızca trajik değil, aynı zamanda öngörülebilir ve önlenebilir bir sorun hâline getiriyor.

Bu bilimsel çerçeve ile uygulama arasındaki kopukluk, kamuoyundaki tepkilerde de somut biçimde ortaya çıkıyor. 5 Aralık’ta İstanbul’da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen “Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi” sırasında, çocuk işçi ölümlerini protesto eden Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi üniversite öğrencilerine yönelik bir saldırı gerçekleşti. Saldırının ardından gözaltına alınan 17 öğrenciden 16’sı tutuklandı ve öğrenciler halen cezaevinde bulunuyor.