“Yargı direnci” kıskacında Hrant Dink cinayeti davası
Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen cinayet hâlâ tüm yönleriyle aydınlatılamadı. Dink ailesinin avukatı Hülya Deveci, dava boyunca yargının cinayete giden süreci bir türlü kapsamlı biçimde soruşturmadığını vurguluyor
19.01.2026
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden 19 yıl geçti. Ancak geçen bu süreye rağmen, cinayetin tüm yönleriyle aydınlatıldığını söylemek zor.
Dink ailesi avukatlarından Hülya Deveci, sayısız hakim, savcı ve hatta adliye binası eskiten yargılamaların ardından gelinen noktada “bir yargılama direnci” ile karşı karşıya olduklarını söylüyor: “Bu soruşturma ve dava süreçlerinde eksik bırakılan, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyen şey cinayete giden sürecin soruşturulmamış olması. Bu konuda yıllardır süren bir yargılamama direnciyle karşı karşıyayız.”
Dink ailesi avukatları, son yargılamada bazı sanıklar hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım” suçlamasından verilen zaman aşımı nedeniyle düşme kararına itiraz etmişti. Bu itirazın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından reddedilmesiyle dava süreci yeniden gündeme geldi. Kısa Dalga’dan Canan Coşkun’un haberine göre, söz konusu kararında mahkeme Dink ailesinin itirazını “suçtan zarar gören” olmadıkları gerekçesiyle reddetti.
Avukat Deveci, işlenen suçun bir cinayet olması sebebiyle böyle bir uygulamanın hukuken mümkün olamayacağının altını çiziyor: “Bu, Ceza Usul hukuku kurallarının mahkeme tarafından böylesi bir dosyada çok teknik ve dar yorumlanarak karar verilmesi anlamına geliyor. Zira mahkemeler uygulamada davaya katılma hakkı için kanunda belirtilen ‘suçtan zarar görme’ şartını, kanunda bir düzenleme olmamasına rağmen çok dar yorumlayıp ‘doğrudan zarar görme’ olarak uyguluyorlar. Ancak bu uygulama, davadaki müdahiller olarak katkımız ve söz konusu suçun cinayet olması sebebiyle zaten kabul edilemez.”
Avukat Deveci’nin “yargı direnci” olarak tarif ettiği süreç 2007’de cinayetten hemen sonra başladı. Bulunamayan örgüt, verilen beraat ve zaman aşımı kararları, değişen siyasi iklimle birlikte bazı isimlerin soruşturma dışında bırakılması, bazılarının ise “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” suçlamasıyla cezalandırılması ve nihayetinde suikasta uğrayan Hrant Dink’in ailesinin “suçtan zarar görmeyen” bir sıfata indirgenmesi, bu yargı serüvenini özetleyen başlıca başlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Bu sürecin önemli kilometre taşlarını kısaca hatırlayalım:
19 Ocak 2007’deki cinayetin ardından başlatılan soruşturma kapsamında açılan davanın ilk duruşması, 2 Temmuz 2007’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Davada, cinayeti işlediği sırada 17 yaşından olan tetikçi Ogün Samast’ın yanı sıra, cinayeti Trabzon’un Pelitli ilçesinde planladıkları iddiasıyla Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu, Ahmet İskender, Mustafa Öztürk, Yaşar Cihan, Halis Egemen, Salih Hacısalihoğlu, Erbil Susaman, Veysel Toprak, Numan Şişman, İrfan Özkan, Şenol Akduman, Osman Alpay, Alper Esirgemez, Coşkun İğci ve Osman Hayal sanık olarak yer aldı. Ogün Samast’ın dosyası ise 18 yaşından küçük olması nedeniyle İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Dava görülmeye başlandığında henüz Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı inşa edilmemişti. Çocuk mahkemesi Sultanahmet’te, ana dava ise Beşiktaş’ta bulunan eski Devlet Güvenlik Mahkemesi binasında görülüyordu. Ogün Samast bu mahkeme tarafından Dink cinayetini işlediği ve ruhsatsız silah bulundurduğu gerekçesiyle 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Diğer 19 sanığın yargılandığı dava 17 Ocak 2012’de cinayetin beşinci yıldönümünden sadece iki gün önce karara bağlandı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi cinayetin “bir örgüt kapsamında işlenmediğine” karar vererek 19 sanıktan sadece üçü hakkında hapis cezası verdi. Diğer sanıkların tamamı ise beraat etti.
Yargıtay “örgüt var” dedi
Karar duruşma salonunda büyük bir öfkeyle karşılandı. Duruşmanın ardından açıklama yapan Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin, karar gösterilen tepkiyi şu sözleriyle dile getirdi: “Beş yıl geçti, bu sürede Arat Dink ‘bizimle dalga geçtiler’ demişti. Meğersem dalganın büyüğünü en sona saklamışlar; onu da bugün öğrendik. Meğer Dink bütün o planlı eylemlerden değil, üç beş kendini bilmez tarafından öldürülmüş; burada örgüt yokmuş. Bu kadarını beklemiyorduk.”
2013 yılına gelindiğinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararı bozdu. Yargıtay’ın kararına göre ortada bir “örgüt” vardı. Ama bu “terör örgütü” değil, “suç örgütüydü”. Bunun üzerine dosya yeniden ilk derece mahkemesine döndü.
Öte yandan, Dink ailesi avukatlarının kamu görevlileri hakkında peş peşe yaptığı suç duyuruları ve hukuki başvuruların sonuçları da bu dönemde alınmaya başlandı. Cinayetin planlandığı ve işlendiği sırada İstanbul ve Trabzon’da görev yapan Emniyet ve Jandarma personeli ile İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri, teker teker ifadeye çağrıldı.
Kamu görevlilerine ilişkin ilk yargılama süreci Nisan 2008’de Trabzon’da başlamıştı. Trabzon’daki jandarma görevlileri Albay Ali Öz, Yüzbaşı Metin Yıldız, astsubaylar Gazi Günay ve Hüseyin Yılmaz, Başçavuş Okan Şimşek ile uzman çavuşlar Veysel Şahin, Hacı Ömer Ünalır ve Önder Araz hakkında “ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı. Ardından, Albay Ali Öz hakkında aynı suçlamayla Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ikinci bir dava daha görülmeye başlandı.
4 Aralık 2014 tarihli iddianameyle, aralarında Celalettin Cerrah, Ahmet İlhan Güler, Engin Dinç ve Reşat Altay’ın da bulunduğu 26 kişi hakkında dava açıldı. Bunu, 10 Mayıs 2017’de hazırlanan ve kamu görevlisi olan 50 kişi hakkında düzenlenen iddianame izledi. Tüm bu dosyaların birleştirilmesiyle, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 85 sanıklı tek bir dava oluştu.
Dink ile görüşen MİT görevlileri dinlenmedi
Bu dosyaya, Ogün Samast da dâhil olmak üzere ilk davanın sanıklarıyla birlikte Trabzon ve İstanbul Emniyet ve Jandarma mensupları ile İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri de dâhil edildi. Sanıklar arasında Engin Dinç, Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmaz, Ahmet İlhan Güler, Reşat Altay ve Celalettin Cerrah gibi kamuoyunda yakından tanınan isimler de yer aldı.
Öte yandan, Dink ailesinin soruşturmaya dâhil edilmesini talep ettiği dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler dava kapsamında tanık sıfatıyla dinlenirken, aile avukatlarının defalarca talepte bulunmasına rağmen Hrant Dink’i İstanbul Valiliği’ne çağırarak görüşme yapan dönemin MİT görevlileri Özel Yılmaz ve Handan Selçuk hiçbir zaman sorgulanmadı ve dinlenmedi.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava, süreç boyunca defalarca hâkim ve heyet değişikliğine sahne oldu. Dosyada, ilk aşamada tetikçi ve azmettiricilerin yer aldığı dokuz sanıklı dosya ayrıldı. Bu dosyada 17 Temmuz 2019’da karar verildi; Yasin Hayal’e 7 yıl 6 ay, Erhan Tuncel’e toplam 99 yıl 6 ay, Ogün Samast’a 2 yıl 6 ay, Zeynel Abidin Yavuz’a 14 yıl 22 gün, Ersin Yolcu’ya 1 yıl 10 ay 15 gün, Tuncay Uzundal’a 16 yıl 10 ay 15 gün, Ahmet İskender’e 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verildi. Mahkeme, Salih Hacısalihoğlu ve Osman Hayal hakkında ise beraat kararı verdi.
Geri kalan sanıklar hakkında hüküm 26 Mart 2021’de açıklandı. Bu kapsamda 37 kamu görevlisi beraat ederken, 4’ü müebbet, 2’si ağırlaştırılmış müebbet olmak üzere 26 sanık çeşitli sürelerde hapis cezalarına çarptırıldı. 13 sanığın dosyası ise tefrik edildi.
Kararda ayrıca, aralarında Ogün Samast ve Yasin Hayal’in de bulunduğu bazı sivil kişiler hakkında “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan; kamu görevlisi olan bazı kişiler hakkında ise “terör örgütüne üye olma” ve “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” suçlarından suç duyurusunda bulunulmasına hükmedildi.
“Terör örgütü” davası
Söz konusu kararın ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın suç duyurusunda bulunduğu Adem Sağlam, Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Ahmet İskender, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Faruk Sarı, Tuncay Uzundal, Yahya Öztürk, Yasin Hayal ve Zeynel Abidin Yavuz hakkında, 20 Mart 2023 tarihli iddianameyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden dava açıldı.
Savcılık, bu 11 kişi hakkındaki davayı açmadan üç gün önce, yani 17 Mart 2023’te, Ogün Samast hakkındaki soruşturma dosyasını ayırarak soruşturmanın başka bir dosya numarası üzerinden sürdürülmesine karar verdi.
Ancak savcılık, Ogün Samast hakkında açılması gereken davayı, Samast’ın 15 Kasım 2023’te cezaevinden tahliye edildiği tarihe kadar hâlâ açmamıştı. Tahliyenin kamuoyunda tepki yaratmasının ardından savcılık, tahliyeden iki gün sonra Samast hakkında “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan cezalandırılması istemiyle dava açtı. Açılan dava daha sonra diğer sanıklarla birleştirildi.
Bu yargılamada karar 10 Ocak 2025’te açıklandı. Sanıklar Ahmet İskender, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Tuncay Uzundal, Yasin Hayal ve Ogün Samast hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütü adına suç işlemek” suçundan açılan davanın zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine hükmedildi. Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek hakkında “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan, Adem Sağlam hakkında ise örgüt üyeliğinden mahkûmiyet kararı verildi.
Bu karara karşı Dink ailesi avukatları İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne itirazda bulundu. Ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 4 Kasım 2025 tarihli kararında, “suç vasfı yönünden hükmü istinaf etme hak ve yetkilerinin bulunmadığı” gerekçesiyle itirazı reddetti.
AYM başvurusu reddedildi
19 yılın ardından Dink ailesinin adalet mücadelesi sürüyor. Avukat Hülya Deveci, cinayete giden süreçte sorumlulukları bulunduğunu düşündükleri 43 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, bu karara karşı aralarında MİT görevlileri ile Kemal Kerinçsiz ve Veli Küçük’ün de bulunduğu 24 şüpheli yönünden Sulh Ceza Mahkemesi’ne yaptıkları itirazın ise reddedildiğini belirtiyor.
Dink ailesi avukatlarının Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru da, “yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi” gerekçesiyle kabul edilemez bulunarak reddedildi.
17 Ocak 2012’de DGM binası önünde açıklama yapan Fethiye Çetin, “Gideceğimiz pek çok yol var. Her birini büyük bir kararlılıkla kullanacağız. Biz bitti diyene kadar bu dava bitmeyecek” demişti. Hrant’ın Arkadaşları ise aradan geçen 20 yıla rağmen, “Biz bitti demeden bu dava bitmez” sözünü yinelemeye devam ediyor