Kilis, roketler ve “Cehennem ateşi” haberi

Hülâsâ: İD -şimdilik sadece- Kilis’e savurduğu roketlerle Ankara’ya, kendisini sınırboyundan kovmaya kalkmamasını bildiriyor

ÜMİT KIVANÇ

28.04.2016

Kilis’e roketler “düşüyor” ve -böyle pat diye söylemek acı ama- “düşmeye” devam edecek.

Niye düşüyorlar?

Çünkü, ilkin, Kilis Valisi Süleyman Tapsız’ın CHP heyetine söylediği üzre, yerçekimi var.

İkincisi, düşüyorlar, çünkü birileri bunları atıyor. Kim atıyor? Adına dair ideolojik mücadele halen süren mâlûm şiddet örgütü “İslâm Devleti” (IŞİD, DAİŞ).

Neden bu roketleri onların attığı ısrarla söylenmiyor? Değişik sebeplerle.

İktidar İD’in adını anmıyor ki, (1) bu örgütle ilişkileri, giderek Suriye’deki marifetleri kurcalanmasın, (2) dünya görüşü yakınlığı bulunan örgüt o kadar da açıkça düşman görülmesin, (3) böylece aralarındaki çatışma fazla şiddetlenmesin ve (3) bu yüzden genel İslâmcılaşma eğilimi ve Türkiye’deki ideolojik hegemonyaya zarar gelmesin.

Muhalifler söylemiyor ki, bu ikisinin çatışabileceği fikri İD’i AKP ile özdeşleştirme kolaycılığına halel getirmesin.

Bunları daha önce izah etmeye çalışmıştım. Bu defa da, şimdilik “Kilis’e roketler” meselesi olarak yaşadığımız çatışmanın yakın geleceğine ve devletçe, basınca ele alınışındaki ciddiyetsizliğe göz atalım. Hayır, Kilis Valisinin “süpermen değilim, roketleri havada yakalayamam” sözlerinden bahsetmiyorum.

Hatırlayalım: Ankara, batıda Efrin, doğuda Kobanê kantonları arasındaki doksan küsur kilometrelik sınır boyunda “Kürtlerden arındırılmış bölge” kurabilmek için, Suriye’nin silahlı isyancı gruplarından bazılarını eğitiyor, donatıyor, destekliyor, hattâ bazılarını fiilen yönetiyor. TC’nin doğrudan denetlemek istediği bölgenin önemli bölümü İD’in elinde. Türkiye’nin topçu desteğindeki gruplar buraları almak üzere harekete geçti, doğuya ve kuzeye ilerleyerek bir kısım köy ve kasabayı aldı da. (Türkiye’nin bu işteki rolü sırf “içeride” muhaliflik olsun diye abartılmıyor; meselâ Washington Post bu gelişmeyi şu başlıkla duyurmuştu:  “Suriye’de Türk-destekli isyancılar İD’e karşı büyük kazanımlar elde etti”.)

Ancak Ahrar el-Şam, Feylak el-Şam, Sultan Murad Tugayları gibi örgütler kazanımları elde tutamadı. İD karşı saldırıya geçti, pek çok yeri geri aldı. Ve gelişmeleri Ankara’ya birkaç roketle bildirdi. (“IŞİD sınırda beş köyü ele geçirdi” haberi daha düne ait. Ben bu yazıyı gönderirken, İD’in ileri hattı Azez’in sadece yedi kilometre ötesindeydi.)

Muhteşem Suriye politikasının gelip sıkıştığı daracık yerde de AKP’nin kıpırdanması mümkün değil, bir sürü handikapı var:

Desteğini çekse dağılıverecek uydurma örgütleri saymazsak, İD’e karşı sahici askerî başarı elde edebilecek grupların hepsi, Ankara’yı geçici müttefik gören Suriyeli Selefî (“Cihad’çı”) hareketler. Bunlar üzerine oynanarak Suriye’de kalıcı etkinlik sağlanamayacağı ortada.

İkinci büyük handikap, TC’nin “Kürt anasını görmesin” politikası. Kürt nefretinin yön verdiği politika, İD’i sınırboyundan kovabilecek tek güç olan YPG ve Arap müttefiklerinin hareketini sınırlıyor.

Üçüncü handikap, yine bizzat Ankara’daki iktidarın marifeti. TC ordusunun İD ile çatışan müttefiklerine ve elemanlarına tek katkısı uzaktan. Topçu desteği. Çünkü TC savaş uçakları Suriye’ye giremiyor. Sebep mâlûm: Rusya!

Hülâsâ: İD -şimdilik sadece- Kilis’e savurduğu roketlerle Ankara’ya, kendisini sınırboyundan kovmaya kalkmamasını bildiriyor.
 
O “düşen”ler nedir?
 
“İslâm Devleti” militanlarının Kilislilerin üstüne şimdiye kadar 46-47 defa attıkları, o birden gökten düşüveren ve 18 can alan şeyler, 107 ve 122 mm’lik Katyuşa roketleri, bu işten anlayanların belirlediğine göre.
Katyuşa, Sovyet icadı. Sıra sıra rampalardan birçoğu aynı anda atılabilen, hedef takibi hassasiyeti bulunmayan, ufak roketler. Sıralı rampalarından ve çıkardıkları sesten ötürü 2. Dünya Savaşı’nda Alman askerleri bu silaha “Stalin orgu” adını takmıştı.

Asıl “lakabı” Katyuşa’yı ise, Rus kadın adı Katya’dan (Katerina) Sovyet Kızılordu askerleri türetmişti. Roketlerin üzerinde, üretildiği fabrikanın simgesi “K” harfi yeralıyordu ve o sırada, askere gitmiş sevgilisine seslenen “Katyuşa”nın şarkısı pek popülerdi. Kahramanımız Katyuşa’nın uzaklardaki cephede vatanını savunan asker sevgilisini “bozkır üstünde süzülen kartal”a benzettiği şarkının sözlerini Mikail İsakovski yazmış, Matvei Blanter bestelemişti. ( Buraya tıklayarak, biraz da Sovyet müzesi gezer gibi dinleyebilirsiniz şarkıyı. Çoğunuz, “Aa! Bu muymuş!” diyeceksiniz muhtemelen.)

Katyuşa hakkında bizi daha çok ilgilendiren veri şüphesiz menzili: Bu roketler 20-32 kilometre uzaklıktan hedefe ulaştırılabiliyor. Göklerinde bozkır kartallarının değil İD roketlerinin dolaştığı Kilis’i merkez alıp bu yarıçapta bir daire çizerseniz örgütün ne kadar çok yerden Türkiye topraklarına roket atabileceğini görürsünüz. ( Şurada tam da böyle bir harita var.)
Katyuşa rampalarının bulunup imha edilmesi pek kolay değil. Kamyonların arkasında oradan oraya götürülebiliyorlar, uzaktan ateşlenebiliyorlar, ateşleme sırasında fazla ısı yaymadıkları için, ortalıkta dolaşan insansız hava araçlarının termal kameralarına yakalanmıyorlar.

Yani bizzat bunları kullananları hedeften uzaklaştırmak dışında çareniz yok. Bunu da yapamıyorsunuz, çünkü oraya giremiyorsunuz ve havadan saldıramıyorsunuz.
 
Stratejik ricacılık
 
O halde bu işi sizin için başkasının yapması gerekiyor.

Ve sizin, kendinizi düşürdüğünüz tuhaf hale rağmen, yiğitliğe herhangi bir şey sürdürmemeniz şart tabiî.

Bu yüzden, haberinize “Hükümet Kilis’e yönelik roketli saldırıların bitmesi için stratejisini belirledi,” diye başlar, kendinizi düşürdüğünüz zavallıca vaziyeti şu ifadelerin arkasına saklamaya çalışırsınız: “Yapılan çalışmada, Rusya tehdidi nedeniyle Türkiye’nin hava unsurlarını kullanamaması büyük bir eksiklik olarak değerlendirildi. TSK’nın karadan bütün tedbirleri aldığı, havadan da İHA’larla IŞİD’i takip ettiği vurgulanırken, IŞİD hedeflerinin mobil olması nedeniyle istenen etkide sonuç alınamadığına dikkat çekildi. Bunun üzerine…”

Evet, ne olmuş bunun üzerine: “TSK’nın topçu atışlarıyla ve İHA uçuşlarıyla yetinmeyen” Ankara, “İncirlik’teki ABD’li komutanlardan”, Hellfire füzesi taşıyan predatörlerin “daha fazla kullanılmasını” talep etmiş. Yani “abi, bize oradan füze sallıyorlar, bi el atsanız ya, biz giremiyoruz oraya!” demiş. “Yetinmiyor” ya!..

Türkiye’nin “hava unsurlarını kullanamaması”, tıpkı roketlerin “düşmesi” gibi, bir doğa olayı, bir afet vs. tarzında yerli ve millî basın literatürümüzde yerini almış oldu böylece.

Ancak Hürriyet’in haberinin bize sağladığı en önemli kazanım bu değil. Haberdeki bazı ifadeler, pişkinlik edebiyatı ve kültürümüzde resmen yeni aşama. Şöyle demişler: “Dışişleri Bakanlığı da ABD Dışişleri Bakanlığı ile diyaloğu artırarak Kilis konusundaki hassasiyetin artırılmasını istedi.” ABD’nin yeni başkan adayları Hillary Clinton ile Donald Trump’ın Kilis’ten çıkaracağı delege sayısı önemli. Bu bakımdan, gereken hassasiyet muhakkak artacaktır.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yönettiği güvenlik zirvesinde de şöyle bir karar alınmış: “IŞİD füze ve roket bataryalarının vurulması konusunda ABD’nin silahlı hava gücü daha etkin kullanılmalı.”

Davutoğlu’nun yeni İslâm medeniyeti projesinde ABD silahlı hava gücünün Ankara’dan yönetilmesi hususuna daha önce rastlamamıştım. Hürriyet’in haberi son derece tecrübeli bir gazetecinin elinden çıkma. Eksik bilgi edinmiş olmalıyım.

Ne yazık ki eksiğin büyüğü bendenizde değil. Hürriyet’in haberi şöyle sona eriyor (“taçlanıyor” demek belki daha doğru):

Kilis’i vuran füze bataryalarının tamamen tahrip edilmesi, bu başarılamıyorsa bile Kilis menzilden çıkacak şekilde bölgeden uzaklaşmalarının sağlanmasına çalışılacak.”

E, çok doğru düşünmüşler hakikaten. Nasıl oldu da şimdiye kadar akla gelmedi?Hayret… Peki nasıl olacak bu? Cevap sondan bir önceki paragrafta:

“IŞİD üyesi terörist grupların Kilisin güneyinden süpürülmesi için bir kara operasyonu düşünülmüyor. Ancak Türkiye’nin Suriyeli muhalif gruplardan seçerek özel eğittiği grupların taarruza geçmesi için düğmeye basılacak.”
Hangi düğme bu? Kaçıncı düğme? O düğmeye kaç defa basıldı, düğme elde kaldı?

Hürriyet’in haberi, “Cehennem ateşi istedik” başlığını taşıyor. Son bir-iki haftada yaşananlardan sonra bu haberde sözü edilen toplantılar yapılmış, o laflar o şekilde konuşulmuşsa ve bunlar bu şekilde haberleştirilebiliyorsa, kimseden istemeye gerek yok, cehennem ateşi zaten kapımızda demek. En azından Kilislilerin kapısında; roketler “düşmeye” devam edecek.
 
____________
 
BİR NOT: Amedspor yöneticilerinin Ankara’da uğradığı kalleşçe saldırının görüntüleri uykudayken bile zihnimde dönüp duruyor. Burada olgu-bilgiye dayalı “kapsamlı gazetecilik” işleri yapmaya çalıştığım için, o konudaki tepkimi içeren birkaç sözümü bloguma yazdım. Ses çıkarmamış olmayı içime sindiremeyeceğimden, yazılarımı buradan takip edenler için bunu izah etmeyi zorunlu gördüm.