Anasayfa / Yazarlar / "Kurucu felsefe"nin esin kaynakları

05 Kasım

"Kurucu felsefe"nin esin kaynakları

Zafer Toprak'ın Atatürk: Kurucu Felsefenin Evrimi başlığını taşıyan son kitabının önemine dikkat çekmek istiyorum


Prof. Dr. Zafer Toprak,  kuşku yok ki Türkiye'nin en üretken, en değerli  sosyal bilimcilerinden biridir. Türkiye'de Milli İktisat, İttihat ve Terakki ve Cihan Harbi, Türkiye’de Ekonomi ve Toplum, İttihat-Terakki ve Devletçilik (1908-1950), Türkiye'de İşçi Sınıfı (1908 - 1946), Türkiye'de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm (1908-1935), Türkiye'de Yeni Hayat, Darwin'den Dersim'e Cumhuriyet ve Antropoloji, Türkiye'de Popülizm (1908-1923) ve yakınlarda yayımlanan Atatürk: Kurucu Felsefenin Evrimi başlıklı kitapları yanısıra kurumların tarihi üzerine araştırmaları ile modernleşme çağında Türkiye'nin iktisadi ve siyasi tarihinin anlaşılmasına büyük bir katkıda bulunmuştur. 

Toprak, sadece sosyal bilimci olarak taşıdığı değer nedeniyle değil, insani vasıfları nedeniyle de dostluğundan gurur duyduğum arkadaşlarımdan biridir. 1960'ların ortalarında Mülkiye sıralarında başlayan yarım yüzyılı aşkın dostluğumuz süresince onun akademik yaşamının yakın tanıklarından biri oldum. 1970'lerin sonlarından itibaren Boğaziçi ve sonra Koç üniversitelerinde verdiği dersler dışında kalan zamanının neredeyse tamamını araştırmalar yaparak geçirdiği kişisel kitaplığının giderek büyüyüp sosyal bilimler alanında muhtemelen ülkenin en zengin kitaplığı niteliğini kazanması sürecini gözlerimle izlediğimi söyleyebilirim.  Zafer Toprak akademisyen arkadaşlarım arasında hayatını tümüyle araştırmaya adamış olanların başta geleni; bu vasıflarıyla Türkiye'de toplumsal tarihçilik alanının rol modellerinden biridir. 

Bu yazıda Toprak'ın Atatürk: Kurucu Felsefenin Evrimi (Türkiye İş Bankası, 2020) başlığını taşıyan son kitabının önemine dikkat çekmek istiyorum. Kitabın konusu, 100. yaşına yaklaşan Türkiye Cumhuriyeti devletinin (giderek aşınmakta olan) "kurucu felsefesi"nin ya da resmi ideolojisinin (dilerseniz Kemalizm'in) hangi düşünsel - felsefi kaynaklardan beslendiğinin irdelenmesi. Yazarın kendi sözleriyle: "İki dünya savaşı arası Türkiye'de gözlenen siyasal ve zihinsel dönüşümde Atatürk'ün etkisi büyüktü. Yeni bir toplum inşasında onun entellektüel birikimi yönlendirici oldu. Düşünsel bağlamda bir tür arkeolojik girişim olan bu kitap, Atatürk'ün ve kurucu kadronun çağdaş dünyayı algılayışına, yeni bir toplum inşa tasarımının ve etkinliğinin geri planında yer alan entellektüel birikime, öz bir biçimde ifade etmek gerekirse kurucu felsefeye odaklanıyor." Kitabın özgün yönü de yine yazarın şu sözlerinde ifadesini bulmakta: "Bugüne kadar siyasi ve askeri yönü üzerine sayısız değerli araştırma yapılmış olmasına karşın, Atatürk'ün entellektüel kişiliği üzerinde çok az duruldu." Görüleceği üzere Toprak'ın bu son kitabının önemi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda rol oynayan siyasi - felsefi görüşler ve kökenlerinin aydınlatılmasına yönelik büyük bir adım oluşundan kaynaklanıyor.

Atatürk ve yakın çevresinin dünya görüşünü şekillendiren esin kaynaklarının kapsayıcı bir araştırmasını yapan Toprak, şu hususlara dikkat çekiyor: Atatürk esas olarak Batı düşüncesinin etkisi altında kaldı. Batı düşüncesini de başka herhangi bir dil değil Fransızca üzerinden izledi. Üçüncü Cumhuriyet Fransası'nın pozitivist, bilimci, solidarist, laik dünya görüşünden kuvvetle etkilendi. Milli egemenlik anlayışı Fransız Devrimi'ne  dayanıyordu. Laiklik anlayışı Üçüncü Cumhuriyet Fransası'ndaki Radikal Parti'nin politikalarından esinlenmişti. Yine bir Fransız düşünürü olan Montesquieu'yü izleyerek güçler ayrılığını değil, Jean J. Rousseau'dan esinlenerek güçler birliğini; bireysel özgürlükleri değil devlet egemenliği ve iradesini savundu. Kurucu Felsefenin Evrimi, Takrir-i Sükun Kanunu'yla (1926) kurulan otoriter tek parti yönetiminin, dini devlet denetimi altına alan ve inanç özgürlüklerini kısıtlayan katı laiklik uygulamalarının, dil ve kültür birliğini varsayan millet kavramının, sınıf farklılıklarını reddeden, hukuk alanında kadın - erkek eşitliğini öngören toplum anlayışının, kısacası laik Türk milliyetçiliğine dayanan resmi ideolojinin  temellerini ayrıntılarıyla ortaya koymakta. 

Toprak'ın üzerinde durduğu noktaların başlıcaları şunlar: Atatürk, Batı düşüncesindeki gelişmeleri Paris büyükelçiliği aracılığıyla getirttiği kitaplar aracılığıyla yakından izledi. Atatürk'ün Çankaya'da oluşturduğu kitaplık o  sıra Türkiyesi'nin sosyal bilimler üzerine en zengin kitaplığıydı. "Fransa'nın en güncel sosyal ve beşeri bilim eserleri 30'lu yılların kültür devriminin yapı taşlarını oluşturacak ve Türkiye'de sosyal ve beşeri bilimlerin inşasında önemli bir rol oynayacaktı." (s. 13)

Atatürk'ün özgürlüklere bakışının sınırları vardı. 1931 yılında şöyle yazıyordu: "Ferdi hürriyet karşısında fertlerin hepsinin kurduğu, dayandığı bir devlet, devletin de idaresi, kakimiyeti vardır. Fertlerin hürriyetini korumakla görevli olan insanların diğer taraftan devletin de irade ve hakimiyetinin felçli hale gelmemesine dikkat etmeleri lazımdır." (s.29) İkinci Meşrutiyet'in başarısızlığının nedenlerini güçler ayrılığında, parlamenter rejimde buluyordu. İkinci Meşrutiyet'in çok partili siyasal modelinin Montesquieu'nün güçler ayrımı anlayışıyla düzenlendiğine ve çöküntünün gerisinde bu anlayışın yattığına inanıyordu. (s.30)

Toprak, Atatürk'ün fikirlerinden geniş ölçüde esinlendiği Rousseau'nun etkisi hakkında şunları yazıyor: "Rousseau genel iradeyi savunurken bireyi devre dışı bırakmış, onun özgürlüklerine ket vurmuştu. Bu anlayış ise son kertede diktatörlüğe uzanabiliyordu. Güçler birliğinde yargının bağımsız konumunu yitirmesi özgürlükler açısından olumsuz bir gelişmeydi. Türkiye'de de Takrir-i Sükun'la yaşananlara eleştirel bakmak bu bağlamda yanıltıcı olmayacaktı. Keza 1931'dei Türk Ocaklarının, 1935 sonrası Mason localarının, Kadınlar Birliği'nin kapatılması, spor örgütleri, esnaf örgütleri ve benzerlerinin organik olarak Tek Parti çatısı altına alınması Cumhuriyet'in Rousseau'dan esinlenen genel irade anlayışının sonucuydu. Kimi yazar bu gelişmeleri 'diktatoryal' olarak değerlendirecekti." (s. 113)

Atatürk'ün başında olduğu Tek Parti'nin fikriyatında solidarist düşüncenin liberalizme karşı takındığı tutum önemli rol oynamıştı. "Tek Parti yönetimi liberal devletin ulus birliğini bozucu olduğunu, toplumda sınıflaşmaya yol açtığını ileri sürmüştü. 'Milli devlet' sınıflaşmayı reddediyor, 'milletçe kütleleşmek' fikrini önemsiyordu." (s. 290)

Toprak'ın, tanınmış Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger'nin yorumlarına gönderme yaparak dikkat çektiği ve bizde Tarık Zafer Tunaya ile başlayarak yaygınlaşan bir görüş de, Türkiye'de 1926 - 1946 arasında uygulanan otoriter tek - parti rejimiyle Hitler Almanyası ve Mussolini İtalyası'nda uygulanan totaliter rejimler arasında önemli bir fark olduğu; bizdeki uygulamanın çoğulcu demokrasiye geçiş için bir tür hazırlık dönemi oluşturduğu,  bu dönemde demokrasinin altyapısının tesis edildiği iddiası. Duverger'ye göre, "Cumhuriyet Halk Partisi'nin başta gelen özelliği ideolojisinin son kertede demokratik oluşuydu. Bu ideolojinin hiçbir zaman faşist ya da komünist tek partilerde olduğu gibi, bir tarikat ya da kilise niteliği taşımadığını... özü itibarıyla pragmatik olduğunu kaydediyordu... Ortadoğu uluslarının modernleşmesini önleyen başlıca etmen dindi. İslamiyete başkaldıran Atatürk'ün şiarı 'Batılaşmak' olacaktı." Batılaşma da son kertede çoğulcu demokrasinin tesisi demekti. Tek Parti siyasal rekabeti ortadan kaldırmayıp sınırlıyor; parti içinde muhalefet gelişebiliyordu. (s.383 - 385) Nitekim 1930'da açılıp kapatılan Serbest Cumhuriyet Fırkası denemesi, tek - parti döneminin gerçekte çok - partili düzene geçiş için bir hazırlık dönemi oluşuna işaret ediyordu.

Zafer Toprak'ın Türkiye'nin "kurucu felsefesi"nin (ya da "resmi ideolojisi"nin) kaynaklarını ve dayandığı temel görüşleri ortaya koyan bu son kitabı, kaçınılmaz olarak okurlarını bu felsefenin yol açtığı sonuçları, yaklaşık yüzyıl sonra bugün ülkeyi getirdiği yeri sorgulamaya sevkediyor. Bu sorgulamanın okuru Cumhuriyet'in 100. yılına yaklaşırken "Kurucu Felsefe"nin amaçlanmayan ya da istenmeyen sonuçlarıyla karşı karşıya olduğumuz tesbitine götürmesi kuvvetle muhtemel. Bu, başka bir yazının konusu.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
  10 Eylül 2016'da gözaltına alındı  
  22 Eylül 2016'da serbest bırakıldı  
  23 Eylül 2016'da tutuklandı  
  4 Kasım 2019'da hükümle serbest bırakıldı  
  12 Kasım 2019'da gözaltına alındı  
  13 Kasım 2019'da tutuklandı  

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design