Anasayfa / Yazarlar / Gülistan Doku’ya ne oldu? Hürmüz Diril nerede?

22 Ocak

Gülistan Doku’ya ne oldu? Hürmüz Diril nerede?

1996 yılında meydana gelen Susurluk kazasıyla “derin devlet” ortalığa saçılmasına rağmen o “derin devletin” hangi suçları gereğince yargılandı?

90’lı yıllar deyince çoğumuzun aklına ister istemez ilk gelen, o yıllarda yaşanan “kayıp” ve “faili meçhul” vakalarıdır. Devletin Kürt sorununu “çözmek” iddiasıyla dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in deyişiyle “rutin dışına” çıktığı, dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in deyişiyle “düşük yoğunluklu savaş” yürüttüğü o yıllarda, binlerce “kayıp”, “faili meçhul” vakası yaşandı, binlerce köy yakılıp yıkılarak boşaltıldı, insanlar yerinden yurdundan edildi…

Sorunlarıyla ve o sorunların nedenleriyle, sonuçları ve sorumlularıyla yüzleşmeden sahici, işleyen bir demokrasi inşa etmek; insan onur ve haysiyetini korumayı esas alan bir anayasa ile yönetilmek; “ulu”, “yüce” değil yönettiği toplumun değerlerine saygılı bir devlet olabilmek; birbirinin kimliğini, değerlerini korku, endişe, nefret veya önyargı konusu olarak görmeden saygıyla karşılayan bir toplum olmak mümkün olmuyor, olamıyor…

Bazen siyasîlerin günlük polemiklerinde çiğnenen bir sakız olan 90’ların hangi gerçeğiyle yüzleşti Türkiye? 

“Faili meçhul” olaylarının hangisi aydınlatıldı? 1996 yılında meydana gelen Susurluk kazasıyla “derin devlet” ortalığa saçılmasına rağmen o “derin devletin” hangi suçları gereğince yargılandı? Hangi “kayıp” bulundu ve o “kayıpların” hangi sorumluları yargı önüne çıkarıldı? 

(Aksine, dövülerek, gözaltına alınarak Galatasaray Meydanı’nda sessizce kayıplarının akıbetini sorma hakkını bedelini ödeyerek elde eden Cumartesi Anneleri’ne o meydan yasaklandı.)

90’lı yıllar ve bir insanlık suçu olan “kayıp” vakalarını hatırlamamıza neden olan “yeni” olaylar oluyor “yeni” denilen Türkiye’de de…


Gülistan Doku’ya ne oldu?
 

Siz bu satırları okuduğunuzda genç bir üniversite öğrencisinden, Gülistan Doku’dan tam 384 gündür haber alınamıyordu.

Dört bir yanından “gözaltında” tutulan, “bir avuç” denilecek kadar küçük bir şehirde, Dersim’de “kayboldu” Gülistan… 

5 Ocak 2020 tarihinden bu yana “yok.”

Olayın birinci dereceden şüphelisi Zainal Abarakov isimli Rus asıllı ve şehirde görev yapan bir polisin (sonradan açığa alındı) üvey oğlu olan kişi de ifade verdikten sonra serbest bırakıldı, “zanlı” olarak gözaltına bile alınmadı.

Diyarbakırlı Gülistan’ın acılı ailesi Dersim’i mesken tuttu. Başvurmadıkları bir yer kalmadı. Ama Gülistan Doku hala “kayıp” ve akıbeti bilinmiyor…

Bu, “normal” bir olay mıdır? “Kayıpsa kayıp” deyip geçelim mi? Ailesi de çocuklarına ne olduğunu merak etmekten vazgeçsin, işlerine güçlerine baksın mı diyelim?

Bunu çocuklarını el bebek gül bebek büyüten, okutan, yolunu gözleyen Doku ailesine söyleyecek yüreği olan var mı?
 

Şimuni ve Hürmüz Diril…
 

Bir yılı aşkın bir süre önce bir “kayıp” vakası da Beytüşşebap’ta yaşandı. 65 yaşındaki Şimuni Diril ve 71 yaşındaki Hürmüz Diril, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı köyleri Mehre’de (Kovankaya) en son 11 Ocak 2020 günü görüldüler. Çocukları ise onlardan 8 Ocak gününden beri haber alamadıklarını söylüyor…

Diril çiftinin İstanbul’da yaşayan çocukları anne babalarından haber alamayınca, köylerine geldiler. Köyün çevresinde kendi çabalarıyla yaptıkları aramalar sonucunda, anneleri Şimuni Diril’in cansız bedenini, köye 10 dakika mesafede buldular. Gülcan Diril, annesinin vücut bütünlüğünün bozulduğunu, öldürülmeden önce acı çektirildiğini, elbise parçalarını dereden topladıklarını söylüyor… 

65 yaşındaki anne Şimuni Diril’i işkence ederek öldüren cani ya da caniler kim? Bilinmiyor…

Daha acı olanı… Baba Hürmüz Diril o gün bugündür “yok”! Ne ölüsü, ne dirisi… Aile “Hürmüz Diril’e ne oldu?” diye çırpınıp duruyor…

*** 

Keldani inancına mensup Diril’lerin acılı bir hikâyesi var. 

1989 yılında köyleri güvenlik güçleri tarafından boşaltılınca İstanbul’a taşınıyorlar. 1992 yılında geri döndükleri köylerinde sadece 2 yıl kalabiliyorlar ve 1994 yılında topraklarını bir kez daha terk etmek zorunda bırakılıyor, İstanbul’a dönüyorlar. 

2011 yılında köylerine geri dönmelerine izin çıkınca hasret kaldıkları köylerine geri dönüyor ve viraneye dönmüş köylerinde yeniden bir hayat inşa ediyorlar. Köyde kendilerinden başka bir de akrabaları Apro Diril var. 

Apro Diril olayın yegâne “görgü tanığı” aynı zamanda. Soruşturmada onları 11 Ocak günü PKK’lilerin kaçırdığını söylüyor ama aile olayla ilgili anlatımlarında birçok çelişki bulunduğuna dikkat çekiyor. PKK ise, “kontraları” işaret eden, olayla alakaları olmadığını savunan bir açıklama yaptı.

Diril ailesi 1994 yılında da bir “kayıp” vakası yaşamış. 12 yaşındaki İlyas Diril ile 16 yaşındaki Zeki Diril, 2 Mayıs 1994 günü İstanbul’dan Şırnak’a giderken jandarma tarafından gözaltına alınmış sonra da iddiaya göre aynı gün serbest bırakılmış. Ama o gün bugündür “kayıplar.”  Hürmüz Diril, Cumartesi Anneleri’nin katıldığı 628. Hafta oturma eyleminde İlyas ve Zeki Diril’in akıbetlerini sormuştu…

Zeki ve İlyas için yürütülen soruşturma takipsizlikle sonuçlanınca Zeki Diril’in ailesi davayı AİHM’e taşımış ve AİHM de bu kayıp olayında oy birliği ile devletin sorumlu olduğuna karar vererek Türkiye’yi mahkum etmişti…

Bu iki “kayıp” olayı arasında bir ilişki, bağlantı var mı, bilmiyoruz. 

Bildiğimiz, bu insanlık suçunu işleyenleri bulmanın devletin sorumluluğu olduğudur…



Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
  10 Eylül 2016'da gözaltına alındı  
  22 Eylül 2016'da serbest bırakıldı  
  23 Eylül 2016'da tutuklandı  
  4 Kasım 2019'da hükümle serbest bırakıldı  
  12 Kasım 2019'da gözaltına alındı  
  13 Kasım 2019'da tutuklandı  

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design