İBB iddianamesi: Gazetecilere yöneltilen suçlamalar neler?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk iddialarını içeren iddianame, birçok meslek grubu gibi gazetecileri de hedef alıyor. Gazeteciler tek bir somut delilin olmadığı ağır suçlamalarla hâkim karşısına çıkmaya hazırlanıyor
28.11.2025
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik 19 Mart’ta başlayan operasyonlar, kısa sürede gazetecilere de uzandı. İddianamenin medyaya servis edilmesinden hemen önce, “gözaltı” olarak adlandırılmayan fakat gözaltı prosedürlerinin birebir uygulandığı garip bir operasyonla gazeteciler emniyete götürülerek ifade vermeye zorlandı. Burada kendilerine gizli tanıkların dedikodu niteliğindeki iddiaları yöneltildi.
Gazetecilerin İBB soruşturmasına dahil edileceğine dair işaretler, 19 Mart’tan yalnızca iki gün sonra ortaya çıkmıştı. Yeni Şafak gazetesinin 21 Mart 2025’te yayımladığı “Gizli tanık Ekrem İmamoğlu’nun finanse ettiği gazetecileri açıkladı: Gayri resmi ilişkileri Murat Ongun yürütür” başlıklı haber, yöneltilecek suçlamaların habercisiydi.
İddianamede “Meşe” rumuzuyla yer alan gizli tanığın beyanlarına dayanan bu haberde, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun basın danışmanı Murat Ongun’un gazetecileri finanse ettiği öne sürülüyor, isimler tek tek sıralanıyordu. Meşe, sözünü ettiği gazetecilere parayı Emrah Bağdatlı adındaki kişinin teslim ettiğini iddia ediyor ve ifadesi şöyle aktarılıyordu:
“Murat Ongun’un sürekli finanse ettiği gazeteciler vardır. Bu gazetecilere para teslimini de Emrah yapar. Bahar Feyzan, İsmail Saymaz, Yavuz Oğhan, Nevşin Mengü, Ruşen Çakır, Batuhan Çolak, Barış Pehlivan, Oda TV, Soner Yalçın, Aslı Aydıntaşbaş, Nagehan Alçı, Şaban Sevinç isimli kişi ve kurumları finanse eder. Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu ile de yakındır. Halk TV’ye finansman sağlar. Hatta Cafer Mahiroğlu’nun boğazda yapmış olduğu binasına ruhsat dahi verdiler.”
Meşe’nin isimlerini verdiği gazetecilerden İsmail Saymaz, İmamoğlu’yla aynı gün gözaltına alınmıştı. Bu nedenle kamuoyunda ilk anda Saymaz’ın da aynı operasyon kapsamında gözaltına alındığı düşüncesi oluştu. Ancak kısa süre sonra, Saymaz’ın Gezi Parkı’yla ilgili sosyal medya paylaşımları nedeniyle ifade verdiği ve uzun süredir tutuklamalarla gündemde olan Gezi dosyasına dahil edilmeye çalışıldığı anlaşıldı. Saymaz, ev hapsi kararıyla cezaevine girmedi ama uzun süre herhangi bir paylaşım yapmaması eleştirilere yol açtı.
Gazetecilere İBB soruşturması kapsamında yöneltilen suçlamaların etkisi, dosyadaki delillerin yetersizliğinin ortaya çıkmasıyla azalmıştı. Bu nedenle gazetecilere ilişkin gizli tanık beyanları da giderek önemini yitiriyordu. Ta ki gazetecileri hedef alan yeni bir iddia gündeme gelene kadar.
6 Kasım sabahı, haber merkezlerine bazı gazetecilerin gizli tanık ifadelerine dayanılarak emniyete götürüldüğü bilgisi ulaştı. Savcılık bunun bir gözaltı işlemi olmadığını öne sürse de, gazeteciler tıpkı her gözaltında olduğu gibi polis nezaretinde zorla emniyete götürüldü ve ifadelerinin ardından telefon ve bilgisayarlarına el konuldu.
6 Kasım’da ifade veren Ruşen Çakır, Şaban Sevinç, Yavuz Oğhan, Soner Yalçın ve Batuhan Çolak hakkında savcılık aynı gün yaptığı açıklamada, işlemin İBB soruşturması kapsamında gerçekleştirildiğini, gazetecilere “yalan bilgiyi alenen yayma” ve “suç örgütüne yardım etme” suçlamalarının yöneltildiğini belirtti. Gazeteciler, ifadeleri alındıktan sonra yurtdışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldı.
Eylem 19 ya da “gazeteciliğin kriminalize edilmesi”
Emniyette ifade veren gazetecilerden Ruşen Çakır, İBB soruşturmasında dile getirilen finansman iddiasının yanı sıra, İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra 25 Nisan 2025’te Medyascope’un YouTube kanalında yaptığı “Ekrem İmamoğlu mucizesi” başlıklı yayının da kendisine suçlama konusu edilerek sorulduğunu açıkladı. Çakır söz konusu yayında, İmamoğlu’nun tutuklandıktan sonra Silivri Cezaevi’ni adeta bir seçim karargâhına dönüştürdüğünü anlatıyordu.
Benzer şekilde, Soner Yalçın’ın da Nefes gazetesinde 29 Nisan 2025’te yayımlanan “Koray ile Lal” başlıklı yazısı suçlama konusu yapıldı. Yalçın yazısında Murat Ongun’un eşi Gözdem Ongun’un gözaltına alınmasının ardından evde yalnız kalan çocuklarının bu süreçte yaşadıklarını ele alıyordu.
Ruşen Çakır’ın aktardığına göre, İBB yetkilisi şüphelilerin HTS kayıtlarındaki sinyal bilgilerinin kendi sinyal bilgileriyle karşılaştırılması da suçlama olarak kendisine yöneltildi. Soruşturmada gizli bir buluşmanın ortaya çıkarıldığı izlenimi yaratılmak istense de Çakır, Murat Ongun ile Türk Telekom Stadyumu’nda bir Galatasaray maçında aynı anda sinyal vermelerinin bile suçlama konusu yapıldığını açıkladı.
Gazetecilerin gözaltına alınmasından beş gün sonra, 11 Kasım’da İBB soruşturması tamamlandı. Soruşturmanın bittiği, savcılığın her zamanki çalışma biçiminde olduğu üzere iddianameyi önce iktidara yakın medya kuruluşlarıyla paylaşmasıyla anlaşıldı. Bu medya kuruluşlarının haberleri üzerinden iddianamenin ortaya çıkmasıyla, sadece beş gün önce ifadeleri alınan gazetecilerin de bu soruşturmaya dahil edildiği görüldü.
Bu arka plan hatırlatmasının ardından, gazetecilerin İBB iddianamesinde neyle suçlandığına bakalım. Gazetecilik faaliyetlerinin suçlama haline getirildiği bölüm, iddianamede “Eylem 19” olarak adlandırılan kısımda yer alıyor. Bu eylem kapsamında 16 kişi suçlanıyor. İddianamede yer alan isimler şöyle sıralanıyor: Ekrem İmamoğlu, Murat Ongun, Emrah Bağdatlı, Hasan Erkan Kabakçı, Mesut Taşkın, Mahir Gün, Tuğba Koçak, Utku Doğruyol, Kazım Eren Sönmez, Mustafa Sezer Yerli, Alican Ayvataş, Şükrü Fındık, Hüseyin Soner Yalçın, Şaban Sevinç, Yavuz Oğhan ve Ruşen Çakır.
Listelenen isimlerden Hasan Erkan Kabakçı, Mesut Taşkın, Mahir Gün, Tuğba Koçak, Utku Doğruyol, Kazım Eren Sönmez, Mustafa Sezer Yerli, Alican Ayvataş ve Şükrü Fındık, sosyal medya hesaplarının finanse edilmesiyle ilgili suçlanıyor. Bu konu başka bir yazının kapsamına girdiği için gazetecilere ilişkin bölüme odaklanacağım.
Gazetecilere yöneltilen iddialar Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde düzenlenen “örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” ile, kamuoyunda dezenformasyon yasası olarak bilinen 217/A maddesinde düzenlenen “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlarından oluşuyor. Bu suçlamalara dayanak gösterilen deliller ise “şüpheli araştırma raporları”, “şüpheli ifadeleri” ve “açık kaynak çalışmaları” olarak sıralanıyor. İddianame ayrıca, bir gazetecinin kendisini savunmak için verdiği ifadenin bile, kendi aleyhine delil olarak dosyaya konduğunu gösteriyor.
Gizli tanıkların beyanları ve HTS kayıtları
İddianamede yer alan diğer eylemlerde olduğu gibi, gazetecilere ilişkin suçlamaların temel dayanağını da gizli tanık beyanları oluşturuyor. Bunun işareti zaten 21 Mart’ta yayımlanan haberle verilmişti. Ancak o haberde aktarılan, gizli tanık “Meşe”nin ifadeleri bu kez gizli tanıklar “İlke” ve “Çınar”ın anlatımları üzerinden dosyaya girmiş durumda.
Gizli tanık Çınar, ifadesinde, İBB davası sanıkları arasında yer alan reklamcılardan Emrah Bağdatlı veya Nihat Sütlaş tarafından getirildiği iddia edilen paraların dağıtımına yardımcı olduğunu öne sürüyor. Ancak anlatımında kimin neye nasıl yardımcı olduğuna dair açık bir ifade bulunmuyor. Çınar, bu paraların Halk TV, TELE 1, Milli Gazete ve bazı YouTube yayıncılarına verildiğini iddia ediyor.
Anlatımını sürdüren Çınar, Murat Ongun ile Soner Yalçın arasında “çok sıkı bir ilişki” bulunduğunu öne sürüyor ve reklamcı Bağdatlı’nın İBB iştiraki “Medya A.Ş. üzerinden yakın çevresine şirket kurdurarak usulsüz biçimde doğrudan teminli işler aldığını” iddia ediyor.
Gizli tanık İlke ise Murat Ongun’un İmamoğlu’nun yalnızca medya ilişkilerini değil, gayriresmi temaslarını da yönettiğini öne sürüyor. Birine para verilecekse bunun Ongun’un kontrolü ve talimatı doğrultusunda yapıldığını iddia eden tanık, Ongun’un bu talimatları Emrah Bağdatlı’ya ilettiğini söylüyor. İlke ifadelerinde, “Emrah, gerek medyanın organize edilmesinde gerekse de herhangi bir iş için birine para verilmesi [gerektiğinde] para sevkiyatını yapar” diyor. Ongun’un “sürekli finanse ettiği gazeteciler” bulunduğunu da ileri süren İlke, 21 Mart’ta Yeni Şafak’ta yayımlanan isimleri tekrarlıyor.
Tanık beyanlarının ötesinde, “finansman” iddiasını destekleyen banka kaydı, dekont veya başka bir ödeme belgesi, şirket ilişkisi, yazılı talimat gibi para transferi yapıldığına dair somut bir delil sunulmuyor. Oysa aynı eylem başlığı altında X kullanıcılarına para gönderildiği iddiası MASAK raporuyla destekleniyor.
Savcılık, tanık ifadelerini desteklemek amacıyla Emrah Bağdatlı’nın gazeteciler Aslı Aydıntaşbaş, Soner Yalçın, Ruşen Çakır, Şaban Sevinç, Yavuz Oğhan ve Batuhan Çolak ile çok sayıda HTS kaydının bulunduğunu öne sürüyor. Ancak dosyada bu görüşmelerin içeriğine, hangi sıklıkla veya hangi amaçla yapıldığına, herhangi bir para ilişkisi olup olmadığına dair hiçbir değerlendirme yer almıyor.
Gazeteciler ise HTS kayıtlarının yalnızca mesleki iletişimden ibaret olduğunu vurguluyor. Soner Yalçın, üç yıl içinde Bağdatlı ile toplam “yaklaşık 20 dakika” konuştuğunu söylüyor. Yavuz Oğhan, Bağdatlı’yı hiç tanımadığını belirtiyor. Ruşen Çakır ise gazetecilik faaliyeti dışında Murat Ongun ile herhangi bir ilişkisi olmadığını ifade ediyor.
Gazetecilerin savunmaları
İddianamede belirtildiği üzere, soruşturmayla ilgili adı geçen gazeteciler iddialara yönelik savunmalarında şu ifadeleri kullandılar:
> Ruşen Çakır: “Murat Ongun isimli şahsı gazetecilik yaptığı zamandan tanırım. Daha sonra İBB basın danışmanı olduktan sonra görüşmüşlüğüm vardır. Emrah Bağdatlı isimli şahsı herhangi bir şekilde tanımıyorum. Dolayısıyla kendisinden para almam söz konusu asla değildir. Murat Ongun’la da hiçbir şekilde gazetecilik dışında bir ilişkim olmamıştır. Para alıp verme gibi bir durum asla söz konusu değildir. Murat Ongun isimli şahısla gazetecilik faaliyeti kapsamında görüştüm ancak sayısını hatırlamıyorum. Kendisi İBB’nin basın danışmanı olduğu için böyle bir ilişki son derece normaldir. ‘Ekrem İmamoğlu mucizesi: Ruşen Çakır yorumluyor’ başlıklı paylaşımlarımı gazetecilik mesleğimden dolayı yaptım.”
> Yavuz Oğhan: “Emrah Bağdatlı isimli şahsı hiçbir şekilde tanımam, hiç görmedim, görüşmedim, yüzünü dahi bilmem. Murat Ongun isimli şahıs ise eski meslektaşımdır. Murat Ongun tarafından sağlanan bir finansman söz konusu değildir. İddialar tamamen gerçek dışıdır. X sosyal medya paylaşımlarımda yaklaşık 20 yıldır ne yaptıysam aynı şeyleri yapmaya devam etmekteyim. Son 1 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nde iletişim koordinatörlüğü görevini de üstlendim. Paylaşımlarımdan biri bununla ilgilidir.”
> Soner Yalçın: “Emrah Bağdatlı’nın bana para falan getirdiği tamamen yalandır. Ben hayatım boyunca böyle karaktersiz bir gazetecilik yapmadım. Üç yılda yaklaşık 20 dakika görüşmüşüm. Bunun ana sebebi Emrah Bağdatlı’nın yaptığı organizasyonların Oda TV’de haber olmasını istemesidir. Bunun dışında hatırlayabildiğim kadarıyla yazdığım yazılarla alakalı tebrik görüşmeleridir. Ben Oda TV’nin başında olduğum için günde ortalama 10-15 kişi haberinin çıkması için beni arar. Bu haberlerin bazılarını haber değeri varsa kullanırız, yoksa kullanmayız. Oda TV’nin arşivlerine bakıldığı zaman Emrah Bağdatlı’nın haberini ya bir ya da iki defa kullanmışızdır.”
“Murat Ongun ile 1996 yılından beri tanışıyoruz, meslektaşımdır, aynı zamanda arkadaşımdır. X platformunda 1 Ekim 2025 tarihinde “İmamoğlu davasına farklı bakış: Aptallığın psikolojisi” başlıklı yazının İBB dosyasıyla bir alakası yoktur, bu siyasi bir etik tartışmadır.”
“YouTube isimli video paylaşım platformunda ‘Boğucu dar koridordan geçiyoruz… Siyasetçiyi cezalandırarak ehlileştirmek… Soner Yalçın yazdı…’ isimli videodaki yazıyı o dönem Silivri Cezaevinde bulunan Ümit Özdağ’ın siyasi hakkı için yazdım.”
“29 Nisan 2025 tarihli ‘Koray Ongun’u dinlerken… Aynı yaştaki Aydın Menderes’i hatırladım… Lal’in yaşadıkları Sevin ve Ayla’dan farklı değil’ başlıklı yazıyla ilgili olarak, Gözdem Ongun’un gözaltına alındığını öğrenince babası da hapiste olduğu için aklıma evdeki küçük Koray ile genç kız Lal geldi. Polislerin arama işlemi sonlandıktan ve polisler ikametten Gözdem’i alıp ayrıldıktan sonra evlerine gittim. Polislerin evde arama yaparken evdeki diğer paralar gibi Koray’ın odasındaki karton içindeki harçlıklarını topladığı, karton kutudaki paralarına da el konulduğu, ayrıca Lal Ongun’a da altın iddiasıyla küpelerinin de çıkartılmasının söylendiğini ortamdakilerden duydum. Bu konuşmaları duyduğum kişilerin kim olduğunu hatırlamıyorum. Bu yazının yazılma meselesi yazının içinde de belirttiğim gibi savcıları uyarmaktı. Çünkü yazıda da geçiyor. Bazı memurlar şakayla karışık bazı sözler söyleyebilir. Bunun için bu tür operasyonlara giden emniyet mensuplarının meslek içi eğitimden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu haberin ısrarla yalan haber olduğunu söylüyorlar. Buradan bir kez daha altını çiziyorum. Koray’ın odasındaki kamera kayıtlarının çıkması lazım. Lal ile sohbetlerinin de çıkması lazım. Bu haber çıktıktan sonra yalan olduğuna dair medyada haberler yer aldı. Oda TV de dedi ki “Ev kayıtlarını bize verin olduğu gibi yayınlayalım. Kim yalan söylüyor kim söylemiyor ortaya çıksın.” Yani toparlarsam bu bir uyarı yazısıdır. Sanırım o operasyondan sonra da güvenlik mensupları daha dikkatli davrandılar. Ben eve gittiğimde polisler aramalarını bitirmiş ve Gözdem Ongun’u gözaltına almışlardı. Evin içinde çok sayıda emniyet mensubu arama yaptığı için ve olayın psikolojik etkisi sebebiyle Gözdem Ongun nereden ne alındığını bilemeyebilir. Bana bu bilgiyi zaten Gözdem Ongun veremez, kendisi gözaltındaydı. Israrla şunu belirtiyorum ki bir haber konusunda emniyet görevlilerin hizmet içi eğitimi almak, psikoloji konusunda ders verme talebi içeren ve hatta kuşkusuz savcı beylerin bundan haberi yoktur dememe rağmen neden bu konu bu kadar uzun soru konusu oldu anlayamıyorum.”
> Şaban Sevinç: “Murat Ongun isimli şahsı tanırım. Emrah Bağdatlı isimli şahsı tanımam. Murat Ongun ile özel bir sosyal ilişkim yoktur. Kendisi gazeteci olduğu için yıllar öncesinden tanıyorum. Ara sıra görüştüğüm olmuştur, çünkü Sayın Ekrem İmamoğlu’nun iletişim danışmanıydı ve kendisine haber amaçlı bazı şeyler sormam gerekiyordu. Bu durum ayda bir ya da iki ayda bir oluyordu. Murat Ongun isimli şahsın finanse ettiği doğru değildir. Emrah Bağdatlı isimli şahsı zaten tanımam. Emrah Bağdatlı, Murat Ongun veya başka bir kişiden para almışlığım kesinlikle yoktur. Gazetecilik faaliyeti kapsamında edindiğim bilgiler ve kendi yorumumu da katarak zaten kamuya açık olan sosyal medyada kimseye hakaret etmeden ve yasal sınırlar içerisinde kalarak yazdığım doğrudur. Burada yalan bilgi yaymak ya da sürmekte olan bir soruşturmayı itibarsızlaştırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Gazeteci yazdıkları ve anlattıklarını delillendirmek durumunda değildir.
“Sözcü televizyonu isimli hesaptan 23 Ekim 2025 tarihinde ‘Şaban Sevinç Gerçeği İfşa Etti! Arnavutköy Dosyasını Ekrem İmamoğlu Savcılığa Vermişti!’ başlıklı videoda sohbet ettiğimiz ortamlarda edindiğim bilgi ve izlenimimi ifade ettim. Zaten kimi gazeteci arkadaşlar TV yayınlarında bile söz konusu soruşturma ile ilgili olarak Whatsapp aracılığıyla soru sorup bilgi aldıklarını belirtiyorlar.”
“Bu etkin pişmanlık yasası terör örgütü PKK’dan ayrılıp güvenlik güçlerine bilgi verecek olan teröristler için bizim yasalarımıza girmişti. Şimdi tabii başka bir duruma evrildi. Suç örgütü lideri olduğu iddia edilen Aziz İhsan Aktaş isimli kişinin hakkında 704 yıl hapis cezası istenmesine rağmen elini kolunu sallayarak gezmesi kamuoyunda rahatsızlık yaratıyor. Bunu AK Partili kimi önemli siyasetçiler de ifade ediyorlar.”
“Yanıltıcı bilgi verme kastım kesinlikle yoktur. ‘Kendi çalışma ekibinden bir sürü insan Ekrem Bey hakkında itirafçı olmuş, Ekrem Bey’e iftira atıyorlar. Yani Ekrem Bey gibi güçlü, iddialı bir siyasetçinin, ‘İktidara yürüyen ben cumhurbaşkanı olacağım’ iddiasında olan bir siyasetçinin etrafında bu tarz çürük elmalar olmaması lazım tabiri caizse’ ifadelerinin geçtiği konuşmamı hatırlıyorum. Bu Ekrem İmamoğlu’nun siyasi kadrosuna yönelik bir değerlendirmedir. Ekibi içinde siyasi hedefleri ile uyuşmayacak nitelikte insanlar olduğunu belirtmek istedim. Yalan haber yayarak soruşturmayı itibarsızlaştırmak gibi bir kastım kesinlikle yoktur.”
Sevinç’e Sözcü televizyonunda yaptığı şu konuşma da soruldu:
“Türkiye demokratik bir ülke güya. Şimdi Ekrem İmamoğlu sıradan bir insan değil ki, yani tamam hepimiz aynı hukuka tabiyiz vatandaş olarak. Ama şimdi Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin belediye başkanı. Ana muhalefet partisi kendisini cumhurbaşkanı adayı ilan etmiş önümüzdeki seçimlere yönelik olarak. Ekrem Bey kamuoyunda ciddi bir taraftar kitlesi olan, milyonlarca insanın önümüzdeki seçimlerde cumhurbaşkanı seçilecek diye gördüğü bir kişi. Dolayısıyla siyasette, demokratik gelenekte Ekrem İmamoğlu gibi böyle siyaseten önemli kişilere daha hassas, daha özenli davranılması, daha özenli soruşturulması gerekir.”
Sevinç, suçlama haline getirilen konuşmayla ilgili şunları söyledi:
“Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da İBB Başkanı olduğu dönemde hakkındaki iddialardan tutuksuz olarak yargılanmıştı. TBMM Eski Başkanı Sayın Bülent Arınç, Ekrem İmamoğlu’nun tutuksuz yargılanması gerektiğini belirterek zamanında hem kendisinin hem de Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının hüküm kesinleşinceye kadar tutuklanmadığını anlattı. Pek çok başka Ak Partili siyasetçi de tutuksuz yargılanmanın esas olması gerektiğini anlatıyor. Ben de bu kapsamda bir vatandaş ve gazeteci olarak görüşlerimi ilettim.”
“Ben Cumhuriyet Halk Partisi üyesiyim. CHP’ye yönelik tüm yaşanılanların önümüzdeki seçimlerde Türk halkının seçme tercihini etkilemeye yönelik faaliyetler olarak düşünüyorum. Bir vatandaş ve aynı zamanda gazeteci olarak düşünce ve ifade hürriyetimi kullanıyorum. Hiç kimseyi hedef almıyorum. 23 yıl gibi çok uzun bir süre Ak Parti’nin devlet içindeki gerçeğini ifade ediyorum. Bir durumu tespit etmeye çalışıyorum. Bir hakaret kastım ya da itibarsızlaştırma düşüncem yoktur. Hep söylediğim gibi Sayın Cumhurbaşkanı milletin oyuyla 23 yıl boyunca iktidarda kalmıştır ama CHP iktidarı seçimde değiştirmek istiyor ise durumun zorluğunu görmesi gerekiyor, diyerek düşüncelerimi ifade ettim.”
Suç işlemenin kriteri olarak “mesleğin doğası”
Savcılık, eylemle ilgili değerlendirmesinde, İBB soruşturmasının kamuoyunda “siyasi operasyon gibi lanse edilmesiyle suç örgütünün faaliyetlerinin gizlenmesinin ve masum gösterilmesinin” amaçlandığını öne sürdü.
“Yürütülen soruşturma kapsamında bazı mağdur/müşteki beyanlarının kamuoyuna yansımasına rağmen suç örgütünün fiillerini görmezden gelerek sözde gazetecilik faaliyeti olarak bahsettikleri davranışların mesleğin doğasıyla bağdaşmadığını” belirten savcılık ayrıca etkin pişmanlıktan yararlananlara yöneltilen eleştirilerle ilgili de şu hükümde bulunuyor: “‘itiraflarda’ bulunan kişilerin ‘çürük elma’ olarak adlandırılması gazetecilik faaliyeti olarak değerlendirilemez.”
Savcılık, Soner Yalçın’ın “Koray ile Lal” başlıklı yazısının “kurgulanmış yalan ve yanıltıcı bilgi” içerdiğini, bu nedenle gazetecilik faaliyeti sayılmasının mümkün olmadığını belirtti. Yazıda “çocukların alet edildiğini”, hatta yazının kamu barışını bozabilecek nitelikte olduğunu ifade etti. Ayrıca Yalçın’ın diğer yazılarının “suç örgütünün faaliyetlerini meşru gösterme” doğrultusunda olduğunu savunan savcılık, yürütülen soruşturmayı kamuoyu nezdinde zayıflatmaya yönelik bir çaba bulunduğunu ileri sürdü.
Savcılık, gazetecilerin HTS kayıtlarına ilişkin verdikleri ifadeleri ise “inkara yönelik” olarak nitelendirerek bu savunmalara itibar etmediğini belirtti.
İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken köşe yazıları, yorumlar ve programlar, iddianamede “örgütün amaçları doğrultusunda yürütülen PR faaliyeti” olarak nitelendiriliyor. Buna karşın savcılık, suçlamaların merkezindeki “finansman” iddiasına ilişkin tek bir somut kanıt bile sunmuyor. Herhangi bir somut delil ortaya konmamasına rağmen savcılık, gazetecilerin haberleriyle “maddi çıkar karşılığında suç örgütünü ve liderini kamuoyu nezdinde güzellemeye ve eylemlerini meşru göstermeye” çalıştığını iddia etti. İddianamede ayrıca gazetecilerin “suç örgütü ve yapılanmasının tanıtımı için planlı ve düzenli haber ve içerik ürettikleri” öne sürüldü.
İddianamede yöneltilen suçlamaları destekleyecek editoryal yönlendirme, para karşılığı yayın yapıldığına dair bir kayıt, iletişim trafiği ya da planlanmış içerik akışına ilişkin hiçbir somut veri bulunmuyor. Gazetecilik faaliyetlerinin içerikleri, yayımlandıkları dönem ve siyasi atmosfer üzerinden niyet okunarak suçlama konusu haline getiriliyor. Soruşturmayı yürüten savcıların, gazetecilere yöneltilen ağır suçlamaları iki gizli tanığın soyut iddialarına dayandırması da eleştirilere yol açıyor.