“Zorunda mıyız?”: X’ten göçmek mümkün mü?
X, erişim engelleri ve kapatılan hesaplarla giderek daha fazla tartışılırken, milyonlarca kullanıcı platformda kalmaya devam ediyor. Peki gazeteciler ve kullanıcılar, alternatifleri varken neden X’i terk etmiyor? Araştırmacı-yazar Ahmet Sabancı ile gazeteciler Fırat Fıstık ve Haziran Düzkan, X’ten “göçememenin” nedenlerini anlattı
23.09.2026
21 Mart 2014 günü Bursa’daki seçim mitinginde konuşan dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Mahkeme kararı çıktı. Twitter, mwitter hepsinin kökünü kazıyacağız” demesinin üzerinden 12 yıl geçti.
Aradan geçen 12 yılda gerçekten de Twitter diye bir yer kalmadı. Eskiden kullanıcılarının bilgilerini vermemekle, kolay kolay içerik kaldırmamakla ve ülke bazlı sansürlere ilişkin açıkladığı şeffaflık raporlarıyla bilinen platform, teknoloji patronu Elon Musk’ın “Twitter’a ifade özgürlüğü getireceğiz” şiarıyla satın alınmasının ardından adını da, niteliğini de kaybetti.
Artık “X” ismiyle hayatımızda olan platform jet hızıyla uyulanan erişim engellemeleri ve askıya alma politikalarıyla biliniyor.
12 Eylül’den itibaren LGBTİ+ derneklerine ve aktivistlerine yönelik operasyonlarla paralel olarak, hem bu kurum ve kişilere hem de bu operasyonları duyuran ya da eleştirenlere ait toplam 170 x hesabı peyderpey engellendi. Bu hesapların bir kısmı, engellendikten hemen sonra başka bir hesap açan aynı kişi ya da kurumlara aitti.
Hesabı engellenen isimlerden biri de gazeteci Fırat Fıstık. Daha önce engellendiği için yeni hesap açan Fıstık’ın bu hesabına 14 Eylül’de erişim engeli getirildi. Başka bir isimle yeniden hesap açan Fıstık’ın üçüncü hesabı ise 16 Eylül’de erişime engellendi.
Fıstık, X’in erişim engelleme kararlarına uyma hızının “acayip bir hale” geldiğini söylüyor, “Instagram, Facebook veya YouTube bu erişim engeli kararlarını bu kadar kolay ve hızlı uygulamıyorlar ama artık öyle bir noktaya geldik ki, hakimlik kararı verdiği anda ilk X engelliyor” diyor.
Platform, nefret söylemine yönelik yüksek tahammülü ve platformun sahibi Musk’ın tartışmalı açıklamaları nedeniyle eleştiri oklarının hedefinde.
X’i niye terk edemiyoruz?
Aslında X’ten “göçme” çabası daha önce denendi. İlk denemelerden biri Musk’un platformu satın almasının ardından gerçekleşti. Satın alma sonrasında yalnızca bir günde Mastodon’a yaklaşık 70 bin yeni kullanıcı kaydoldu; platformun aylık aktif kullanıcı sayısı sonraki aylarda 2,5–2,6 milyona kadar çıktı. Ancak 2025’te yayımlanan akademik bir çalışma, Musk’ın satın almasından sonraki ilk altı ayda incelediği 861 gazeteci arasında X/Twitter’ın tamamen terk edilmesinin gerçekleşmediğini, gazetecilerin profesyonel zorunluluklar, mevcut takipçi kitlesi ve haber toplama işlevleri nedeniyle platformu kullanmaya devam ettiğini ortaya koydu.
X’ten çekilen en görünür medya kuruluşlarından biri The Guardian oldu. Gazete, Kasım 2024’te resmi X hesaplarından paylaşım yapmayı bıraktı. Sivil toplum kuruluşları arasında Greenpeace Almanya, Aralık 2024’te X’ten ayrıldığını açıklarken, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) de 2025’te X üzerinden paylaşımı bıraktı. Öte yandan RSF platforma geri döndü.
Peki durum buyken X’i vazgeçilmez kılan ne?
X’ten ayrılma girişimlerinin neden kalıcı olmadığı sorusunun bir tarafında platformun yıllar içinde oluşturduğu kullanıcı ağı bulunuyor. Araştırmacı-yazar Ahmet Sabancı’ya göre ise burada “mecburiyet” olarak görülen şeylerin tamamı gerçek bir zorunluluktan kaynaklanmıyor.
Etki alanı ve görünürlük nedeniyle X’te kalmanın zorunluluk olduğunun düşünülmesine değinen Sabancı, “Burada mecburiyet olarak görülen şeylerin hemen hepsi ya yanlış öğrendiklerimizden kaynaklanan yanılgılar ya da kendi kendimize yarattığımız dinamikler” diyor.
X’in etki alanı
Gazeteci Fırat Fıstık üst üste erişim engellemelerine rağmen X’i terk etmemesini “Bir paylaşımımı 100 bin, 200 bin, 300 bin kişi görüyor. Başka yerde bu kadar etki alanım yok” diye gerekçelendiriyor.
Benzer şekilde hesabı engellenenlerden Haziran Düzkan ise sosyal medyayı politik amaçlı kullandığını söylüyor. Düzkan, platformda neden kalmaya devam ettiğini “Politik olarak en çok insana ulaşabileceğim, en fazla kişinin paylaştıklarını görebileceğim alanda olmak istiyorum” sözleriyle açıklıyor.
Ancak Ahmet Sabancı’ya göre platformların çalışma biçiminin değişmesiyle birlikte, bu gerekçenin eskisi kadar karşılığı kalmadı. Sabancı, algoritmaların akışı belirlemesi, bağlantıların görünürlüğünün azaltılması ve kullanıcıların takip ettikleri hesapların paylaşımlarını dahi her zaman görememesi nedeniyle eski sosyal medya deneyiminin ortadan kalktığını belirtiyor.
Sabancı, “Eğer gerçekten X’in koyduğu kurallara göre oynayıp sürekli algoritmayı mutlu etmek için paylaşım yapmıyorsanız, zaten bahsi geçen faydaların hiçbirisi söz konusu değil” diyor.
Fıstık’a göre tek tek kullanıcıların hesaplarını kapatması mümkün olsa da gazeteciler açısından durum farklı. “Bir gazeteci olarak bu gidiş imkansız gibi bir şey çünkü burada çok fazla etkim var” diyor.
Türkiye’de X’in politik kullanımının da bu durumda etkili olduğunu belirten Fıstık, platformun gazetecilik açısından sağladığı erişimi başka mecralarda aynı ölçekte bulamadığını söylüyor.
Kamusal alan olarak sosyal medya
Haziran Düzkan ise “Sosyal medyayı kamusal alan olarak görüyorum” diyor. Sosyal medyanın, dolayısıyla X’in de “bir meydandan, sokaktan, mahalleden ya da bir gazeteden, medyadan farklı yerler” olmadığını belirten Düzkan, “Onlar da yasaklansa veya engellense de bence oraları zorlamak benim hakkım. Çünkü orada bir sürü insan var. Taksim Meydanı’na da çıkmama izin verilmiyor ama deniyorum. O yüzden hesabımın kapatılması da bana bundan farklı gelmiyor” diyor.
Sabancı da X’in kullanıcılar açısından taşıdığı ağırlığın kendiliğinden oluşmadığını düşünüyor. Sabancı, “Herhangi bir platformu cazip ve kullanılmaya değer kılan en temel şey onun aktif kullanıcılarıdır” diyor.
Özellikle mikroblog platformlarında gazetecilerin, medya dünyasının, teknoloji yazarlarının, fikir ve sanat üreten kişilerin önemli bir ağırlık oluşturduğunu belirten Sabancı, bu grubun başka platformlara yönelmesi halinde sıradan kullanıcıların da zamanla yeni mecralara geçebileceğini söylüyor:
“Eğer bu isimler giderek daha farklı bir platformda aktif olmaya başlarsa, sıradan kullanıcı için de eski platformun cazibesi giderek azalır ve yeni platform daha fazla zaman geçirmeye değer bir yer hâline gelir.”
Bu nedenle Sabancı’ya göre alternatif platformlara yönelik geçişlerin başarılı olabilmesi yalnızca kullanıcıların bireysel kararlarıyla mümkün değil. Kurumların ve önde gelen isimlerin yeni platformlarda kalıcı biçimde varlık göstermesi ve başlangıçtaki düşük etkileşim nedeniyle geri dönmemesi gerekiyor.
Alternatif platformların önündeki sorunlardan biri de kullanıcıların yeni bir mecraya geçtiklerinde X’te yıllar içinde oluşan etkileşimin aynısını kısa sürede bulmayı beklemesi.
Bu beklentinin X’in ağırlığını olduğundan daha büyük gösteren bir yanılgıya dönüştüğünü belirten Sabancı, “Uzun yıllar boyunca Twitter, şu an alternatifi olan Bluesky ve Mastodon gibi platformlardan çok daha az aktif bir yerdi” diye hatırlatıyor.
Sosyal medyayı kim belirlemeli?
Sabancı’ya göre alternatif mecralar tartışılırken yalnızca kullanıcı sayısına veya hangi platformda daha fazla kişinin bulunduğuna bakmak yeterli değil. Yeni mecraların kullanıcıya nasıl bir alan açtığı da önemli.
“Uzun yıllar boyunca platformların pasif birer kullanıcısı olmayı ve yaptıkları değişikliklere adapte olmayı öğrendik. Onlar nasıl isterse o şekilde kullanmanın tek seçenek olduğunu zannettik” diyen Sabancı, “Eğer interneti sosyal bir şekilde kullanmaya devam edeceksek, pasif birer tüketici olduğumuz yerler yerine istediğimiz gibi kullanabileceğimiz yerleri tercih etmemiz lazım” ifadelerini kullanıyor.