Anasayfa / Yazarlar / Ne Meclisler gördüm zaten yoktular

06 Ocak

Ne Meclisler gördüm zaten yoktular

“Devlet Başkanının radyo, TV ve yurt gezilerinde yapacakları Anayasa’yı tanıtma konuşmaları hiçbir sûrette eleştirilemez…”

Türkiye’nin “ortanca yaşı” 32.4…

Nüfusun yarısı bu yaşın üzerinde, yarısı da altında… 

Yaşlanma sürecine girmiş olmasına rağmen hâlâ çok genç bir nüfusa sahibiz…

Bize dün gibi duran yakın tarih bu genç nüfusa çok uzak…

***

Basın Tarihi yürüyüşümüz de 12 Eylül 1980 dönemine geleli birkaç zaman oldu...

Düşünün ki nüfusumuzun yarısından fazlası o tarihte henüz doğmamış… 

Bu gerçeği dikkate alarak hareket edince, bizler için olağan gibi duran pek çok noktaya derinleştirme, açıklama ve hatırlatma  zorunluluğu doğuyor.

Kırk yıldır Türkiye’nin rejimini şekillendiren 12 Eylül darbesini de bu açıdan detaylandırmak gerekiyor. 

***

12 Eylül 1980’de darbeyi gerçekleştiren darbeciler 29 Haziran 1981 tarihli ve 2485 Sayılı Kurucu Meclis Teşkili Hakkında Kanun ile bir kurucu meclis oluşturdu.

Anayasa başta temel yasaları bu meclis yaptı. 

Anayasa, 7 Kasım 1982’de referanduma sunuldu.

***

Referandumdan bir yıl sonra da, 6 Kasım 1983 tarihinde genel seçim yapıldı.

Görünürde böylelikle “ara rejim” bitmiş oldu…

Ancak böyle olmadığını gene basın tarihi üzerinden göreceğiz…

***

12 Eylül’ün kendi rejimini inşa etme ve bunu referanduma  sunma  biçimini genç kuşaklara ve bu dönemi unutmuş olabileceklere yeniden hatırlatmakta fayda var.

1982 Anayasası'nı hazırlamak için kurulan Kurucu Meclis'i oluşturan iki organ vardı:

Bunlardan biri Danışma Meclisi (DM), diğeri ise  kuvvet komutanlarının oluşturduğu Millî Güvenlik Konseyi’ydi (MGK).

***

Yasama organı işlevi taşıyan DM'nin, doğrudan yasa önerme yetkisinin yanı sıra, MGK'nın gönderdiği yasalar üzerinde değişiklik yapma yetkisi de vardı.

Ama kabul ettiği yasa ve kararların kesinleşmesi MGK'nın onayına bağlıydı.

MGK ayrıca DM'nin tatilde olduğu sürelerde ve “gerekli görülen hallerde” yasama yetkisini doğrudan kullanabiliyordu.

Bu üç cümle Kurucu Meclis’in niteliğini anlamaya fazlasıyla yeterli…

***

160 üyesi olan Danışma Meclisi 'nin üyeleri ise iki gruptan oluşuyordu.

Her ilde vali o ilden DM'ye girecek üye sayısının üç katı sayıda aday saptıyor; MGK'nın bu adaylar arasından seçtiği 120 üye DM'ye katılıyordu.

İkinci grup, MGK'nın atadığı 40 üyeydi.

*** 

DM'ye üye olmak için, yükseköğrenim görmüş, 30 yaşını bitirmiş ve 12 Eylül 1980'den önce herhangi bir siyasal partiye girmemiş olmak gerekiyordu.

Ama MGK'nın doğrudan atadığı üyeler için yükseköğrenim kaydı yoktu. 

15 Ekim 1981 tarihinde üyeleri belirlenen DM'nin en yaşlı üyesi Sadi Irmak (77), en genç üyesi Mehmet Pamak'tı (31), yaş ortalaması da 52 idi.

***

DM, 23 Ekim 1981'de açıldı ve başkanlığına Sadi Irmak seçildi.

Danışma Meclisi'nin önemli görevleri arasında, yeni bir Anayasa ile siyasi partiler ve seçim yasalarının hazırlanması bulunuyordu.

20 Kasım 1981'de iç tüzüğünü hazırladıktan sonra Anayasa hazırlama çalışmalarına başladı.

Yeni anayasanın hazırlanması için DM İstanbul üyesi olarak görev alan Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında 15 üyeden oluşan bir Anayasa Komisyonu oluşturuldu.

***

Sekiz aylık çalışma sonunda komisyonun hazırladığı Anayasa tasarısı 17 Temmuz 1982 tarihinde Danışma Meclisi Başkanlığı'na sunuldu. 

Meclis bu taslak üzerinde yaptığı görüşmelerden sonra 23 Eylül 1982'de bir Anayasa metni hazırladı.

Bu Anayasa metni MGK'ya sunuldu. MGK'nın yaptığı değişikliklerden sonra 7 Kasım 1982 halkoylaması ile kabul edildi.

Bir çok değişikliğe  uğrasa da özü ve ruhu aynı olan  40 yıllık  Anayasa böyle şekillendi ve her türlü vesayet ve faşizme olanak sağladı, sağlıyor…

Hoş, “Yeni Türkiye” 12 Eylül rejimini de aştı, artık bu anayasa bile yönetime bugün fazla geliyor, suç işlenerek sık sık yok sayılıyor. 

*** 

DM üyelerinin geleceğe yönelik siyasal girişimlerde bulunmasını önlemek amacıyla ileride siyasi parti kurucusu olamayacakları hükme bağlandı.

Ama sonradan bu hüküm kaldırıldı.

DM üyelerinin birçoğu, yeni siyasi partilerin kuruluşuna katıldılar ve önemli görevler üstlendiler.

Anayasa'nın geçici 3. maddesi gereğince 6 Kasım 1983 genel seçimlerinden sonra yeni parlamentonun göreve başlaması ve başkanlık divanını seçmesiyle DM'nin hukuksal varlığı 1 Aralık 1983 tarihinde sona erdi.

***

7 Kasım 1982 yılında yapılan halkoylamasıyla %91.37 evet oyuna karşılık, %8.63 hayır oyuyla kabul edildi. 

Oy kullanırken iki renk hâkimdi: Mavi renk “hayır,” beyaz renk “evet” demekti.  

Kenan Evren yaptığı konuşmalarla halkı mavi oy vermemesi konusunda telkin ediyor ve çeşitli gazetelere mavi renkle ilgili sansür uygulanıyordu.

***

Darbeciler nasıl mı sansür uygular ?

Millî Güvenlik Konseyi’nin 71 Sayılı Bildirisinden görelim. 

O bildiriye göre:

Parlamenter demokratik rejime sağlıklı ve güvenli bir biçimde süratle geçebilmeyi sağlamak amacıyla düzenlenmiş olan Anayasa’nın geçici maddeleriyle Devlet Başkanının radyo, TV ve yurt gezilerinde yapacakları Anayasa’yı tanıtma konuşmaları hiçbir sûrette eleştirilemez ve bunlara karşı yazılı ve sözlü herhangi bir beyanda bulunulamaz.

***

Bildiri sonrası basındaki durumu da  Yalçın Doğan’ın Sussam Susulmaz Yazmasam Olmazadlı son kitabından görelim: 

Bildiriyi duyar duymaz, Nadir Bey’den izin istedik, Hasan’la birlikte apar topar gazeteye koştuk. Ertesi gün yayınlanacak olan gazetede, 71 Sayılı Bildiri’nin getirdiği yasaklar çerçevesinde, eleştiri niteliğinde ne kadar yazı ve haber varsa, hepsini ‘temizledik!’. Ne de olsa, ‘parlamenter demokratik rejime sağlıklı biçimde’ geçecektik. Askerler demokratik rejime demokrasiye aykırı yasaklarla geçilmesini uygun görmüştü.

Bu yasakların başında da, ‘mavi’ geliyordu. Evet, bildiğiniz ‘mavi’ renk. Anayasa oylamasında ‘evet’ oyunun pusulası beyaz, ‘hayır’ oyunun pusulası mavi renkte olacaktı. Mavi demek, mavi yazmak, mavi renkte karikatür çizmek, kısaca mavi onun için yasaklanıyordu.

71 sayılı MGK bildirisi yetmedi, ertesi gün İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Kurmay Başkanı Hasan Cemal’i aradı, ‘Anayasaya hayır yönünde en ufak bir ima, telkin ya da karikatürlerde, fotoğraflarda mavi rengi kullandığınız anda, gazeteyi süresiz kapatırız. Mavi renkten en küçük bir biçimde söz edilmeyecek. Dikkatle izliyoruz.’

Dikkatle izleyenlerin başında Kenan Evren geliyordu.

***

Artık izleyenler arasında  Kenan Evren yok…

Ama anayasası ve temel yasaları ve kurumlarıyla 12 Eylül Evren rejiminin vasiyetine sahiplenen yeni seyisler var…

Hâl böyle olunca, durum da çok benzeşiyor; örneğin o gün niteliğini anlattığım Danışma Meclisi vardı ya bugün?

Ayrıca…

Renklerin psikolojisi açısından “mavi” rengin daha fazla özgürlük hissettirdiğini düşünürsek, o referandumda yasaklanan “mavi” bugün de pek serbest sayılmaz.

Özgürlük hissettiğimiz bir şey var mı? 

Demokrasinin özünü oluşturan  temel hak ve özgürlüklerin teker teker devreden çıkarıldığı bir süreçteyiz.

Kırk yıl önceki 12 Eylül basını ile bugünkünü kıyaslamayı da size bırakıyorum…



Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design