Karar verme yorgunluğu ve yapay zeka çağında insan kalabilmek

İçinde bulunduğumuz ve geleceğe doğru hızla gelişen bu süreci sadece teknolojik kolaylık olarak okumak naiflik olur. Medeniyet olarak, varoluşumuzun doğasında olan kaçınılmaz zihinsel yükten ve sıkıntıdan kaçmak isterken her şeyimizi bile isteye teslim etme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

İLKAN AKGÜL

12.10.2026

Sabah gözümüzü açtığımız ilk andan itibaren tüm gün boyunca yatana kadar mütemadiyen kararlar almak zorundayız. Bu süreç sabah alarmını erteleyip ertelememekten başlıyor, ne giyeceğimiz, kahvaltıyı kaçta yapacağımız, işe hangi araçla gideceğimiz, eve dönerken marketten bir şeyler alıp almayacağımız sorularına kadar büyüklü küçüklü olarak devam ediyor. Hatta rüyalarımızda bile farkında olmadan bilinç dışımızın bazı çatışmaları çözmeye yönelik kararlar almaya çalıştığını mutlaka hatırlıyorsunuzdur. Yani, aslında hayat birbirine bir yerlerden bağlanmış irili ufaklı tüm seçimlerimizin bir toplamı. Dışarıdan bakıldığında gayet doğal gibi görünen bu karar alma süreçleri çok yorucu bir hale gelerek zihnimizde dip gürültüsü yaratabilir. Arkadaşınızla bir masada kahve içerken eve döndüğünüzde ne yemek yapacağınızı illa ki düşünmüşsünüzdür. Üstelik bunun yarattığı zihinsel yük sadece bir karar almakla da bitmiyor. O kararın olası bedellerini ve bunun stresini de kapsıyor.

İşte tam da bu noktada adını son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz otonom yapay zeka ajanları devreye giriyor. Bunun amacı temel olarak insanlığın çok uzun süredir muzdarip olduğu karar verme yorgunluğunun önüne geçmek. Üstelik sundukları teklif oldukça baştan çıkarıcı. Kısaca, “Sen kendini yorma; ben finansal harcamalarından takvimine, yürüdüğün rotadan maillerindeki tonuna kadar her şeyi senin için optimize edeceğim” diyor. Zihinleri karmaşıklıktan kaçmaya yer arayan bizler de tabi bunun içine balıklama dalmaya teşneyiz.

Tabii dışarıdan biri baktığında bunun, insanı günlük işlerden kurtaran ve zihinsel ferahlık yaratan bir gelişme olduğunu görebilir. Ancak şunu unutmamakta da fayda var: Konforun kolaylıkla artarak engellerin emeksiz ortadan kalktığı her yerde insan olma yetimiz yavaş yavaş körelerek uçar gider. Çünkü karar alma eyleminin kendisi, hayatla kurduğumuz ilişkiyi de belirler. Karar almayı bir kas olarak tanımlamak yanlış olmaz. Bu kası aktif olarak kullanmazsak hızla zayıflar ve işlevini kaybeder. Dolayısıyla belirsizlikleri ortadan kaldırma ve tüm hayatımızı kusursuz ve pürüzsüz bir hale çevirme isteğimiz zamanla gerçek arzularımız, sınırlarımız hatta muzdarip olduğumuz pişmanlıklarımızla bile bağımızı koparabilir. Seçim yapma irademiz olmazsa, gerçekten neyi isteyip neyi istemediğimiz konusunda nasıl gerçek bir duruş sergileyebiliriz ki?

Bence bu mevzudaki ana tuzak “optimum” kelimesi. Optimum edilen her şey iyi midir? Algoritmalarla en iyi hale getirildiği savunulan bir süreç insani olmaz. Elbette hayatta analitik düşünmek önemli bir şey ancak sürekli matematiksel verilerle ve tahminlerle yürüyen bir düşünce biçimi bizi ister istemez aşırı mantıklı, duygularına temas etmekten aciz ve derinlikten uzakta bir yere konumlar. Oysa bizlerin verimsizliğe ve kötü tercihlere de ihtiyacımız var. Karakterimize şekil veren, hikayemizi kendine özgü yapan şeyler genelde verimsiz ve kötü anılarımızdan aldığımız derslerdir. Akşam eve dönerken algoritmanın verdiği yoldan saptığımızda yeni bir mekan görebilir, yeni bir anı ve yaşanmışlık yaratabiliriz. Bizi kalıplaşmış biri olmaktan çıkaran yegane şey o “yanlış” denilen sokaklarda kaybolmamızdır belki. Hata yapma ve yanılma riskimiz yoksa, simülasyonda yaşamaya başlarız. Ki zaten simülasyonda mı yaşıyoruz sorusu çok revaçta ve cevabı böylece bulmuş oluyoruz.

Belki ilk bakışta bu konu alakasız ya da fazla ayrıntılı görünebilir ama güzel olduğunu düşündüğüm bir örnek var. Efsanevi rock grubu Guns N’ Roses yıllar sonra tekrar bir araya geldiğinde, 2013 yılında Türkiye’de de büyük bir konser verdiler. Grubun ünlü solo gitaristi Slash’in yerini bu kez DJ Ashba adlı, teknik açıdan çok iyi bir gitarist aldı. Konserin organizasyonu, sahne gösterisi ve çalınan şarkılar teknik olarak tamamen kusursuzdu. Asıl sorun da bu kusursuzluğun kendisindeydi. Müzik eleştirmenlerinden birinin yazdığı ve aklımda kalan şu söz durumu özetliyordu. “DJ Ashba, Slash’in yıllar önce yazdığı o meşhur gitar sololarını tek bir nota bile kaçırmadan, Slash’i aratmayacak bir disiplinle çalıyor. Ama bu canlı bir rock konseri için kötü bir şey. Çünkü Slash sahnede doğaçlama yapar, duygusuna kapılır, bazen detone olur ya da hata yapardı. Konseri özel ve unutulmaz kılan şey, tam olarak o insana ait hatalar ve anlık risklerdi.”

Bu otomasyonla birlikte karşı karşıya olduğumuz en tehlikeli çözülmelerden birisi ise bireysel sorumluluk bilincimizde ceryan ediyor gibi görünüyor. Özgür irademizle insani olarak yaptığımız hatalı seçimlerin bedelini ödemek bize acı verse de bu süreçte olgunlaşıp hayata dair dersler çıkarıyoruz. Zaten bizi insan yapan şey de hata yapma cesaretini göstererek bedelini ödemenin sorumluluğunu almak. Fakat tüm kararlarımızı yapay zekanın aldığı bir dünyada, hatalı seçimlerden “ne yapayım o seçti?” deyip bundan duygusal olarak sıyrılacağımızı mı sanıyoruz acaba? Kendi hayatımızın öznesi olmaktan çıkıp izleyicisi konunuma gelmek kötü. Kendi otobiyografimizi başkasına yazdıramayacağımız gibi, günlük akışımıza dair kararlarımızı da sistemlere bırakamayız. Tabi ki karar alma süreçlerimizde yapay zekanın sunduğu verilerden faydalanabiliriz, bunu reddetmek çağımızı kabul etmemek ve gereksiz bir tutuculuk olur. Ancak son kararları veren ve uygulayan tamamen kendi irademiz olmalı.

İçinde bulunduğumuz ve geleceğe doğru hızla gelişen bu süreci sadece teknolojik kolaylık olarak okumak naiflik olur. Medeniyet olarak, varoluşumuzun doğasında olan kaçınılmaz zihinsel yükten ve sıkıntıdan kaçmak isterken her şeyimizi bile isteye teslim etme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Ancak hayat sürprizler ve özgün insani deneyimlerle güzel.

Etiketler: